250 kişilik PKK’lı terörist grubun Hakkari’nin Şemdinli ilçesi Günyazı Köyü'nün Irak sınırındaki Tanyolu Mezrası'ndaki sınır bölüğü üs bölgesine yaptığı saldırı ve sonrasında çıkan çatışmalar ile mayın patlaması sonucu maalesef 11 askerimiz şehit oldu. 14 askerimiz ise yaralandı. Çatışmalar sırasında en az 12 teröristin de öldürüldüğü ifade edildi. PKK’lı teröristlerin kalabalık gruplar ile ağır silahlar eşliğinde Irak’tan girip birliğimize saldırması ve çatışma sonrasında da verdiği kayıpların bir kısmını da alarak geri gitmesi ve izini kaybettirmesi Türkiye’nin terörle mücadele ve sınır güvenliği konularını yeniden masaya yatırması ve yeni bir strateji geliştirmesini zaruri kılmaktadır.

 

Türkiye’nin yeniden terör sarmalına bulaşması ve şehit sayısının her geçen gün artması, PKK’nın ise daha etkin saldırılarda bulunması Türkiye’de bazı şeylerin yanlış yapıldığı öz eleştirisini getirmesinin zamanının geldiğini göstermektedir. Peki, doğru yapmadığımız nedir, neler yapılmalıdır?

 

·         Öncelikle Türkiye’nin dış politika öncelikleri yeniden düzenlenmelidir. Özellikle son dönemlerde ekseni olmasa bile kaymaya başlayan dış politika görüntüsü düzeltilmeli ve terörle mücadelenin olmazsa olmazı olan dış destek mutlaka sağlanmalıdır.

 

·         Buna paralel olarak da terörün dış bağlantı ve desteği de mutlaka kesilmelidir. Ankara karnından konuşmayı bir tarafa bırakmalı ve PKK’yı kimlerin nasıl taşeron olarak kullandığını açıklamalıdır. Açıklanan bu kesimlere karşı da her türlü tedbir ve yaptırım mutlaka alınmalıdır. Öğle anlaşılıyor ki, Türkiye PKK’nın dış desteğinin kesilmesi konusunda yeterince etkin bir politika izlenmemektedir.

·         Terör örgütünün mali kaynaklarının kesilmesi yönündeki çabalar da mutlaka artırılmalı ve PKK terör örgütü ile herhangi bir şekilde ilişkisi tespit edilen ülkeler, kurumlar, dernekler, şirketler ve şahıslara karşı İran’a karşı hayata geçirilen tarzda bir yaptırım uygulamaya sokulmalıdır.

·         Genel olarak Gazze konusunda ve İran’a yaptırım konusunda gösterilen “aşırı hassasiyet ve dik duruş”un daha da ötesi PKK terör örgütü ile mücadelede de gösterilmelidir.

·         Koruculuk sistemi mutlaka genişletilmelidir. Bu konudaki PKK ve yandaşlarının itirazların aksine bu alan yeniden yapılandırılmalı ve korucuları sadece “gözetme ve iz sürme” faaliyetlerinde değil aktif operasyonlarda da devreye sokmak gerekmektedir. Bu çerçevede Çeçenistan’da yaşanan süreç detaylı incelenmeli ve bu uygulama Türkiye’ye özgü yeniden dizayn edilmelidir.

·         PKK terörünün artmasında istihbarat zaafının giderek artmasının etkisi yüksektir. İstihbarat masa başında ve/veya karargahta oturarak elde edilebilecek bir uygulama değildir. Bunun için değişik çevrelere sirayet etmeli, terör örgütleri ve sempatizanları içerisine sızılmalıdır. Ancak Türkiye’de bir Türk destanının adı verilen Ümraniye soruşturması çerçevesinde insanlar/askerler o kadar çok sıkıştırıldılar ki, artık hiçbir istihbaratçı asker riske girerek istihbarat toplamak istemeyecektir. Herkes ancak resmi yazı ile ve sadece güvenilir insanlar ile görüşmektedirler. Aksi durumda yarın görüştüğü kişilerden kaynaklanan bir soruşturma geçirmekten çekinmektedirler. Buralardan ise herhangi bir istihbaratın çıkmayacağını herkes bilir.

·         İstihbarat faaliyetleri sadece ABD’ye indekslenmemelidir. Bu çerçevede Türkiye kendi istihbarat faaliyetlerini güçlendirmelidir.

·         Bu tür grupları tespit etme yeteneği olan insansız hava araçlarının dış bağımlılığı mutlaka bitirilmeli ve bu konu milli güvenliğimizin bir parçası olarak algılanmalıdır. Bu çerçevede yerel üretim mutlaka teşvik edilmelidir.

·         Genelkurmay Başkanlığı da kendi içerisinde artık bu konuya daha farklı bir bakış getirmelidir. Kendi içerisinde en azından bir defa dahi olsun bu tür saldırılarda ihmali bulunanları soruşturmadan geçirmeli ve herkes hak ettiği cezayı almalıdır. Kimse hatalı ve suçluyu korumamalıdır.

·         PKK terör örgütünün hala elebaşılığını sürdüren Abdullah Öcalan’ın tecrit edilmesi ve örgütü hapisten yönetmesi mutlaka engellenmelidir.

·         BDP’nin TBMM çatısı altında ve medyada açık bir şekilde terör örgütünün savunucusu durumunda olması da mutlaka engellenmelidir. Dünyanın hiçbir yerinde terör örgütünü bu kadar açık bir şekilde destekleyen partinin milletvekilleri parlamentoya sokulmazlar.

·         Teröristler kadar teröre destek verenler de en ağır bir şekilde cezalandırılmalıdır.

·         Açılım adı altında yürütülen faaliyetlerin terörün propagandasına açık hale getirdiği çalışmalar derhal sonlandırılmalıdır. Bununla beraber ekonomik ve bazı sosyal sorunların da çözümüne yönelik faaliyetler daha iyi koordine edilmelidir.

·         Orduda profesyonelliğe mutlaka geçilmeli ve terör ile mücadelede profesyonel askerler kullanılmalıdır. Zaman içerisinde Jandarma ile İçişleri Bakanlığı arasında yapılacak koordinasyon ile Özel Harekat Timleri yeniden terör ile mücadelede aktif bir konuma getirilmelidir.

·         Savunma bütçesinden önemli bir pay ayrılması yoluyla ve/veya bedelli askerlik uygulamasına geçilerek elde edilecek gelir ile karakollar mutlaka zamanın ve bölgenin şartlarına göre yeniden inşa edilmelidir.

·         Tehlikeli geçiş noktaları yüksek seviyeli ve akıllı duvarlar ile çevrilmelidir.

·         PKK terör örgütünün sadece yurtdışı destekleri değil, yurt içindeki destekleri de mutlaka kesilmelidir.

·         PKK terör örgütü dış istihbarat desteği ile bir uçak ve/veya helikopter düşürerek orduya sadece can kaybı verdirerek değil, aynı zamanda teknik kayıp da verdirmeye çalışacaktır. Buna dikkat etmek gerekmektedir.

 

PKK terör örgütü sadece Türk vatandaşlarının değil, aynı zamanda Suriye, Irak, İran ve Ermenistan vatandaşlarını da barındıran çok uluslu bir yapıya sahiptir. Örgütün özellikle askeri kanadının Suriye vatandaşlarının etkisinde olduğu görülmektedir. Aynı şekilde örgütün Suriye ve özellikle de Irak’tan lojistik destek aldığı da anlaşılmaktadır. Yine örgütün İran içerisinde de PEJAK adıyla yapılandığı bilinmektedir. Örgüt İran, Irak ve Suriye devletleri için bir tehdit durumundadır. Türkiye terörle mücadeleyi sadece Türkiye topraklarında değil, aynı zamanda Irak ve Suriye topraklarında da etkin bir şekilde sürdürmelidir.

 

Türkiye son aylarda Ortadoğu’da açılımlar yapmıştır. Suriye ile iyi ilişkiler içerisindedir. Irak’taki bütün grupların Türkiye’nin desteğine ihtiyaç duyduğu iddia edilmektedir. İran’ın ise yanında durarak ABD’yi karşımıza almamızın da bize büyük bedellere mal olacağı da anlaşılmaktadır. Peki bizim İran, Irak ve Suriye’ye yaptığımız bunca iyilik ve açılımlar sonucunda Türkiye olarak bu üç ülke ile ortak bir harekat neden yapamamaktayız. Bunu biz mi talep etmemekteyiz yoksa biz istediğimiz halde bu ülkeler mi kabul etmemektedir. Türkiye, Suriye, İran ve Irak’ın eş zamanlı yapacağı bir operasyonda PKK terör örgütü ciddi zaiyat verebilir. Peki, o zaman neden yapamıyoruz. Eğer bunu biz düşünemiyorsak bu büyük bir eksikliktir ve mutlaka acilen düzeltilmelidir. Yok, eğer biz istediğimiz halde bu ülkeleri ikna mı edemiyoruz? Eğer cevap buysa da o zaman biz bu ülkeler için o kadar büyük riskleri neden göğüslüyoruz? sorusunu sormamız gerekmektedir.