PKK’nın büyük planında önemli bir yere sahip olan “Rojava”daki gelişmeler bugüne kadar olmadığı ölçüde ülkemizi tehdit etmektedir. PKK/PYD inkâr etse de yolun sonu önce özerk Kuzey Suriye’ye (Özerk Rojava) çıkacak daha sonra Batı’nın uygun göreceği bir zamanda da bağımsızlığa dönüşecektir. Suriye’nin PKK için taşıdığı önemi anlamak için ÖCALAN’ın PYD’ye ulaştırdığı talimatında, Suriye’de üçüncü güç olmaları, Kürt bölgelerini korumaları için 15 bin kişilik silahlı güç hazırlamaları istediğini belirtmek yeterlidir.

 

Ne acıdır ki, özerk Rojava’yı yaratmakta olan bu gelişmelere Türkiye’nin katkısı hiç yabana atılamayacak kadar büyüktür. Terörle tehdit altına alınmış olan iç güvenliğine güneyden yeni bir unsur daha eklendi. ÖCALAN kıvrak bir hareketi Türkiye’nin elini kolunu bağladı. İktidar büyük bir hatayla PKK’nın silah bırakma teklifine kanarak “süreç”i başlattı. Resmen ifade edilmemekle birlikte Türkiye PKK ile ateşkes yapmış oldu. Bu çatışmasızlık ortamı PKK’nın YPG’ye aktardığı terörist ve mühimmat desteğini son derece kolaylaştırdı. Türkiye’de rahatlaması sonucunda bütün kaynaklarının üçte ikisi kadarını Suriye’ye yöneltti.

 

Artık siyasisi, silahlısı, sivili bütün PKK’lılar sevinç içerisinde Türkiye’nin güney sınırlarının “Kürdistan” olacağını ilan ediyorlar. Daha şimdiden Ceylanpınar, Mürşit Pınar/Suruç, Akçakale, Şenyurt/Kızıltepe, Nusaybin Suriye PKK’sının ele geçirdiği kasabalara sınır komşusu haline geldi. Böyle bir sonucun güvenlikten ticarete kadar ne kadar büyük sorunlara yol açacağını kestirmek için çok düşünmeye gerek yoktur.

 

Suriye aslında, PKK’nın daima güçlü olduğu bir alandı. ESAD’ların en güçlü oldukları zaman da destek alıyordu. Bugün de Beşar ESAD’ın Hizbullah’tan sonra en güvendiği silahlı güç olması nedeniyle hem de çok daha fazla destek alıyor. Kuruluşu çok yeni olmasına rağmen PYD’nin diğer Kürt örgütlerine oranla bu kadar hızlı bir şekilde taraftarlarını toparlamasının temelinde bu destek yatmaktadır. Kürtlerin Suriye’nin nüfus toplamı içinde yüzde on beş civarında olmalarına ve bu oranın yarısının da BARZANİ’ci ve Nakşibendi olmasına rağmen Suriye’deki muhaliflerin en güçlüsü PYD’dir. Şam’ın tanıdığı ayrıcalıklı hoşgörü sayesinde ilk günden itibaren muhalif olan ve Kürtler arasında sözü dinlenenleri birer birer öldürerek elini güçlendirdi. Halen aynı taktik eylemlerine devam ederek rehine almaya, bina ve tesislere saldırmaya devam ediyor. Özetle PYD güçlü oluşunu ESAD’ın yardım ve desteğiyle ahlak sınırı tanımayan eylemlerine borçludur.

 

PYD, silahlı birimi olan YPG aracılığıyla öncelikli hedefi Kuzey Irak ile arasındaki engelleri kaldırmak üzere Türkiye sınırındaki stratejik noktaları ele geçirerek ilerliyor. K. Irak ile arasında kontrolü kendisinde olan bir alan elde ettikten sonra da İskenderun ve Lazkiye’ye yönelecektir ki, bu hedefine de ulaşmasına izin verilmesi halinde önünde hiçbir engel kalmayacaktır. Uluslararası alanda hukuki kimliğe sahip kabul gören bir statüye sahip olacaktır.

 

PYD/YPG, Suriye’de tek egemen Kürt gücü olmak için Arap ve radikal İslamcı güçlerle mücadele etmesinin yanında diğer Kürt partilerinin etkilerini kırmak için her türlü yola başvurmaktadır. Ocak ayından itibaren Haseki’deki Araplarla çatışarak onların olası direncini kırdı. Saldırı, şantaj, rehin alma eylemleriyle buradaki ve Amudiye, Ayn Al Arab, Ras Al Ayn, Kahtaniye, Al Ma’bada ve Kamışlı’daki diğer Kürt partilerine Kürt Yüksek Konseyi’ndeki üyeliklerini dondurmaktan başka çare bırakmadı.

 

Bugün itibariyle Al Nusra ile ölümüne çatıştığı Tel Abyad, Derbesiye, Ras Al Ayn’da kontrolü ele geçirmiş durumdadır. Petrol yataklarının ve ülkenin en önemli barajının bulunması nedeniyle Haseki vilayetinin çatışan bütün taraflar için önemi büyüktür. Ayrıca doğal gaz yataklarının bulunduğu Al Ghabsa’nın kontrol altına alınmasını sağlayacaktır. Ocak ayında Suriye ordusunun Nusra cephesinin saldırıları sırasında şehri YPG’ye devrederek geri çekilmesinden sonra şehri ele geçirmek üzere iki kuvvet arasında çok şiddetli çatışmalar meydana geldi.

 

Haseki’nin petrol, doğal gaz ve suyun dışında sahip olduğu önemin uluslararası boyutu da bulunmaktadır. Buradaki petrolün önemli bir bölümünü işleten Gulfsands Petroleum şirketinin Londra Borsasında işlem gördüğü belirtiliyor. Bu bakımdan Haseki’yi ele geçiren İngilizlere de yakın olacaktır. Dolayısıyla Al Nusra’nın eline geçmesini BARZANİ de istemeyecektir.

 

YPG’nin stratejik kazancı bununla kalmıyor. Zaten kapalı olan ve ESAD’ın daha önceden YPG’ye devrettiği Şenyurt/Derbesiye (Şenyurt’un karşısı) ile Ayn al Arab (Mürşitpınar kapısı) ve Ras Al Ayn (Ceylanpınar kapısı) sınır kapıları YPG’nin kontrolüne geçti.

 

Alanda ele geçirdiği bölgelerde ilerleyen PYD, diplomasi ve uluslararası ilişkiler yoluyla dış destek sağlamanın yollarını aramaktadır. Müslim SALİH tam bir diplomat gibi hareket ederek Suriye’de iç kargaşanın çıktığı Mart 2012 ayından itibaren aralarında Rusya’nın da bulunduğu Avrupa’nın önde gelen ülkelerinde temaslarda bulundu. Bütün gücüyle PYD’ye destek vermelerini sağlamak için çalıştı. Bu çabalarında Batı’da faaliyet gösteren PKK örgütlerinden ve BDP’den destek aldı.

 

PYD propagandasının omurgasını Suriye’de radikal İslamcı örgütlere karşı savaştığı tezi üzerine oturttu. Dünyanın önde gelen haber kuruluşlarıyla yaptığı görüşmelerde kendilerinin radikal örgütlere karşı bir güvence olduklarını, gayrı Müslimlerin de hayatlarını koruduklarını, bu bakımdan Batı’nın bir parçası olduklarını iddia etti. Batı’nın korkularını iyi kullanarak kendisine sempatiden de öte destek yarattığını kabul etmek zorundayız. Amerikan Dışişleri’nin gelişmeleri yakından takip ediyoruz açıklaması bunun kanıtıdır. Amerikan değerlendirmesi gözünden kaçmayan PYD, açıklamayı lehlerine olarak yorumlamakta. Aslında bu iyimserliklerinde haklılık payı da bulunmuyor değil. El Kaide uzantısı bir örgütle girdiği çatışmada Batı ve elbette ABD, YPG’yi tercih edecektir.

 

ABD ve Rusya’nın anlaşamaması, ÖSO’nun dağınıklığı sonucunda Cenevre Konferansı’nın toplanamaması PYD’nin işine yarıyor. Çünkü ilerideki bir tarihte toplanması halinde öncekinden çok daha fazla eli güçlü olarak muhataplarının karşısına çıkacaktır. Ne zaman yapılacağı bile belli olmayan konferansta Kürtleri kimin temsil edeceği konusu tartışılıyor. Konferansın inisiyatifini elinde bulunduran büyük güçlerden ABD’nin Kürtlerin bağımsız olarak katılımına karşı olduğu öne sürüldü. Diğer büyük güç Rusya’nın ise Kürt Yüksek Konseyi’nin belirleyeceği bir temsilcinin katılmasına taraftar olduğunu açıkladı. Rusya’nın istediğinin gerçekleşmesi yüksek konseyde diğer Kürt partilerinin bir işlevinin kalmaması nedeniyle PYD’nin temsilci göndermesine şekline dönüşecektir. Bu ise son derece ciddi uluslararası bir kazanım olacaktır.

 

Batı dünyası korku duyduğu Nusra cephesinin Arap ülkelerinden aldığı yardımlar sayesinde Suriye’deki varlığını sürdürdüğünü belirtiyor. Bir bakıma PYD/YPG’ye yakın durmanın gerekçelerini üretmek olan bu yaklaşımın sakat yönü bulunmaktadır. Tehdit olmaları bakımından birbirinden farkı bulunmayan iki örgütten birine taraflı yaklaşım örneğidir. Oysa YPG’nin sahip olduğu silah ve mühimmatın kaynağı da sorgulanmalıdır. Afganistan ve Irak tecrübesi bulunan Nusra savaşçıları kadar çarpışma yeteneklerinin bulunduğu merak edilmelidir. Yeni cephe açabilmeleri, açtıkları cephelerdeki çatışmaları sürdürmeleri için mutlak surette sahip olmaları gerek paranın, silahın, mühimmatın kaynağı araştırılmalıdır. Şam’ın, Hizbullah’ın verdiği destek bunları açıklamaya yetmez. Bugün sadece tahmin ediyoruz; ama PKK/PYD’nin arkasında olduğuna inandığımız büyük gücü yarın nasıl olsa ortaya çıktığında göreceğiz.

 

Bizi gelecekte Suriye kaynaklı yeni sorunlar bekliyor. PKK’ya yakın Hıristiyanlar ile Kürtlerin sınırın bu tarafındaki dindaş ve soydaşlarıyla ilişkileri aradaki sınırın kaldırılması talebine dönüşecektir. ÖSO’nun henüz yerleşik bir düzen kurmamış olmasına karşılık PYD, hukuki temeller atıyor. Belediye başkanı seçerek şehirleri sahiplenmesinin meşruiyet yolunu açıyor. Dünyanın kabulleneceği böyle bir meşruiyet karşısında yapılacak her türlü engelleme girişiminin bir önemi olmayacaktır. Bu durum ise PKK’nın Suriye’de dünyanın kabullendiği bir bölge elde etmesi anlamına gelecektir.