Terör örgütlerinin ve dolayısıyla PKK’nın faaliyetlerinde silahlı birimler kadar basın-yayın ve iletişim birimlerinin de önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu birimlerden ilkinin gerçekleştireceği yerel eylemin bölgesel hatta küresel çapta etki yaratması ve alt birimlerin yönlendirilmesi için diğerinin olması zorunludur. Yani, silahlı birimin attığı adımı tamamlayan organlardan birisi kitle iletişim birimidir.

 

Bu önemin bilincinde olan örgüt, daha ilk günlerde kısıtlı da olsa basın-yayın faaliyetine önem vermiştir. Bizzat ÖCALAN’ın çabasıyla Bulgar gizli servisinin yardımı sağlanarak 1984 yılında korsan radyo yayınına başlandı. Daha sonra korsan radyo yayıncılığına Kıbrıs Rum kesimi üzerinden devam edildi. PKK’nın bu alandaki acemiliği ABD’li Çekiç Güç’ün K. Irak’a yerleşmesinden sonra çok daha profesyonelliğe dönüştü.

 

Hatırlayalım; PKK’nın siyaset temsilcilerinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki seçim sonuçlarına dayanarak Türkiye “Kürdistan”’ın sınırlarını tanıyacak dedikleri günlerin üzerinden çok geçmeden Dağlıca’da kalleş baskın gerçekleşmişti. PKK, bu eylemiyle olduğu kadar eylemin hemen arkasından Roj Tv aracılığıyla yürütülen kitle iletişimiyle de ülkeyi dalgalandırmayı başarmıştı. Hiç aksatılmadan ve boşluk bırakılmadan gerçekleştirilen kırsaldaki silahlı eylem ile örgüt çevrelerine yönelik kitle iletişimi arasındaki bu eşgüdüm, yasadışılık ile yasallığın birbirine gayet ustalıkla bağlandığının kanıtıydı.

 

Dağlıca eyleminin toplum üzerinde farklı şekillerde etki yaratması için hiç ara vermeden yayın yapıldı. Diyarbakır, Yüksekova, Habur, Zaho, Hakkâri ve Ankara’dan yapılan canlı yayınlarda tanınmış PKK’lı Kürtçüler konuşturuldu. Kameranın karşısına geçenler hiç teklemeden Türkiye’nin Kürtlere başka mücadele yolu bırakmadığını söylediler. Terör örgütü disiplini içerisinde Kürtlere yönelik bir “linç kampanyası” yürütüldüğü yalanını ortak bir ağızla ve hiç tereddüt etmeden sıraladılar.

 

Pek çok kez bu şekilde gerçekleştirilen faaliyetin son örneğine Uludere’de kaçakçıların terörist sanılarak öldürülmelerinde tanık olduk. Artık adamakıllı ustalaşan Roj Tv, yerel ve ulusal tüm yayıncılardan önce davranarak olayın üzerinden henüz birkaç saat geçmişken canlı yayına başladı. İlk anlardaki şaşkınlığı iyi değerlendirerek yöre halkının ifadelerini kayda geçirdi. Bu ve daha önceden oluşturulan arşivin ileride ülkemiz aleyhine kullanılacağından şüphe edilmemelidir. Çünkü ufukta BM ve uluslararası mahkemelere yapılacak başvurular bulunmaktadır.

 

Ne var ki beklenmedik gelişmeler de yaşandı. Aksilik tam da büyük bir özgüven içerisinde “artık Türk medyasına ihtiyacımız yok” dedikleri bir zamanda geldi. Bir anda ortalığı karıştıran beklenmedik gelişme, PKK’nın faaliyetlerinin ağırlığını uluslararası ilişkiler üzerinde topladığı bugünlerde 2009 yılında Danimarka’da Roj Tv aleyhine açılan davada yaşandı. Belçika’nın ve Almanya’nın operasyonlarının ardından Cebelitarık’tan yayın yapan CTV isimli televizyonun üzerinden yayınlara devam edildi. Temasların olumlu sonuçlanmasıyla da Kopenhag’a kaydırıldı. PKK’nın gizli-kapaklı ilişkiler tekerine bu kez de Roj TV’nin eski genel müdürü Manouchehr ZONOOZI, çomak soktu. Terör örgütüyle televizyon kanalı arasındaki bağlantının kanıtları olan bilgi-belgeleri Danimarka’nın en yüksek trajlı gazetesi Berlingske Tidende’e verdi.

 

Kopenhag savcılığı ortalığa yayılan pis kokuların çıktığı noktaya el attı. Böylelikle mahkeme süreci başlamış oldu. Nazilerden kalma korkuları nedeniyle batıda kini ve nefreti yayma, toplumda ayırımcılığı kışkırtma ve şiddeti özendirme ciddi suçlardır. Davanın esasını teşkil eden bu suçlar konusunda savcılık, Danimarka Radyo-Televizyon Üst Kurulu’nun görüşünü aldı. Roj TV’den kayıtları istedi. Yaklaşık iki yıl süren soruşturmadan sonra Danimarka Ceza Yasasında belirlenen terör eylemleriyle bağlantılı faaliyette bulunan kişi, grup ve örgütlerin cezalandırılmaları isteğiyle mahkeme başlatıldı.

 

Mahkemeye çağrılan Roj TV çalışanlarından, harcamalarla ilgili belgeler, çalışanların teröristlerle çekilmiş fotoğraflar, örgüt içindeki kod adları, HPG’nin yayıncılık konusunda verdiği talimatlara ilişkin kayıtlar, PKK’nın karaparasının çeşitli şekillerde aklanmasında oynadığı rol hakkında savunmaları istendi. Sözde televizyon çalışanı olan örgüt mensupları yaptıkları savunmalarda ne yaptılarsa gerçeğin üzerini örtmeyi başaramadılar. Hatta öyle ki onlara Kandil’den de destek geldi ve PKK’nın Roj TV ile bağlantıları inkâr edildi. Örgüt savunmasında bulunduğu mekâna göre sosyalist veya muhafazakâr olduğunun örneklerini sıraladı. Sosyalizmiyle övünen Danimarka’da Diyarbakır’dakine benzer bir savunma yapılamayacağı için PKK’nın sosyalistliği öne çıkarıldı. Batı ve İskandinav ülkelerinin halklarının özgürlüklere olan düşkünlükleriyle “PKK’nın Kürt halk özgürlüğü mücadelesi” arasında benzerlikler bulunmaya çalışıldı.

 

Sokak gösterileri, inkârcılıkla yapılan açıklamalar, batılı dostlarının destekleri gerçeğin üzerini örtmeye yetmedi ve mahkeme Roj TV’nin PKK’nın propagandasını yaptığına ve maddi desteği altında olduğuna karar verdi. Karara yayının yasaklanması ve 400 bin euro para cezası hükmü konuldu. Kararın hemen ardından Fransız Eutelsat uydusu üzerinden yapılan Roj Tv yayınları 19 Ocak 2012 tarihi itibariyle durduruldu.

 

Ülkelerin sıkı sıkıya bağlı kaldıkları yayın ilkelerinde yeri olmayan Roj Tv’nin uluslararası sözleşmelerde de yeri yoktur. Bu bakımdan Roj TV ile onu yöneten PKK’nın yıllardır suç işledikleri gün gibi ortadadır. Çünkü sınıraşan televiyon yayıncılığı konusunda AK Avrupa Konvansiyonu’nun (Council of European Convention on Transfrontier Television- ECTT) yedinci maddesinde “ sunum ve içerik bakımından tüm programlar, olası ırkçı nefreti veya şiddeti özendirmeyecektir” kuralıyla açık ve tartışmasız sınır çizmiştir.

 

Ayrıca terör örgütlerinin televizyon yayıncılığına engel olunduğuna örnek uygulamalar da bulunmaktadır. Çökertilmeden önce Tamil Kaplanları’nın Paris’te bulunan Tamil Television Network isimli yayın kuruluşu, yıllarca yayın yaptığı halde Sri Lanka’nın baskıları sonucunda yasaklandı. Fransız RTÜK’ü olan Conseil Superieur de l’ Audiovisuel’ün (CSA) yasaklama kararı yeterli oldu.

 

Önümüzdeki haftalarda faaliyetinde silahlı eylemlerin oranını azaltarak onun yerine halk hareketlerine, uluslararası girişimlere ağırlık vermeyi planlayan PKK’nın Roj TV’ye olan ihtiyacı her zamankinden çoktur. Bu zorlamanın etkisi altında yasaklanan uydu yayınından kaynaklan eksikliği internetten ve Intelsat uydusu üzerinden yaptığı yayınla gidermeye çalışmaktadır.

 

Örgütün propaganda aracı olması, örgüt birimleri arasında talimatları hızlı bir şekilde iletmesi, örgütün harcamalarını maskelemesi, örgütsel amaçlar doğrultusunda arşiv oluşturması, halkı kışkırtması gibi çok önemli görevleri üstlenen Roj TV’nin geniş bir alanı kapsayacak uydu yayınlarına yeniden başlaması için PKK, her türlü yolu zorlamaktadır.