Her yıl on beş milyondan fazla turistin gezdiği Paris’in aydınlık sokaklarının bir de görünmeyen karanlıkta kalan yüzü vardır. Bu sokaklar kimi ekmek parası kimi de macera peşinde olan ülkelerinden uzakta yaşayan yabancıların her an içerisine düşebilecekleri tuzaklar ve pusularla doludur. Paris’in pek fazla bilinmeyen bu yüzünde; Uzak Doğu’nun, Sahil Afrikası’nın, Ortadoğu’nun, Mağrip’in siyasi muhaliflerinin, teröristlerinin, organize suç örgütlerinin yığınlar halindeki toplulukları bulunmaktadır. Bu yasadışı topluluklar kendi aralarında ve bazen de birbirleriyle kanlı hesaplaşmalar içerisinde yaşayıp giderler. Kanunsuzluğun hüküm sürdüğü bu bataklık, Fransız istihbaratı için son derece verimli bir alandır. İstihbarat örgütleri buralardan derlediklerini politikacılarına ve diplomatlarına aktarır, onlar da bu bilgileri ilgili ülkeleri kendi çıkarları doğrultusunda ikna etmek için kullanırlar!

 

Komplo, şantaj, karşı propaganda, cinayet bu dünyanın önde gelen beslenme kaynaklarıdır. Adı, örgütü, örgüt hiyerarşisi içerisindeki yeri ne olursa olsun birileri mutlaka kullanılır, işi bitince de cesedi bir kenara bırakılır. Gazetelerin, televizyonların bu türlü olaylar konusunda yaptıkları haberler zamanla sıradanlaşır. İlk zamanların çalkantısı zamanla durulur ve bir gün gelir tümüyle unutulur. Gidenlerin yerini yenileri alır. Ancak istihbarat esaslı çark Fransa’nın çıkarlarını sağlamak üzere hiç durmadan döner. Elde edilen her yeni bilgi yeni bir istihbarat operasyonunun başlangıcı olur. Kamuoyu ve ilgili ülkelerin bilmedikleri çok olduğu halde Fransa tarafının bilmediği, görmediği neredeyse yoktur. Bu ülkede cereyan edip de onun kaybına yol açan bir olaya rastlanılmaz.

 

Eski bir Fransız sömürgesinde bir diktatörün devrilmesinden sonra bu olayla bağlantısı olan birinin cesedinin Seine Nehri’nin kenarında bulunması alışılmış bir olaydır. Ruanda’daki soykırımla ya da Tayvan’a muhrip satışıyla bağlantısı olan birilerinin yüksek binalardan yere çakılmaları da böyledir. Son aşamada karmaşık olaylar Fransız savcıların elinde birer polisiye roman kıvamında çözülür ve sonuç kamuoyuyla ancak yeterli görüldüğü ölçüyle paylaşılır.

 

Bu defa Paris’in karanlık yüzünde üç PKK’lı kadının infaz edilmesiyle öncekilerden pek farklı görünmeyen bir olay gerçekleşti. Olayın aslıyla ilgisi bulunmayan hatta bazen fantezi abartmasına kaçan değerlendirmelerle hedefe ısrarla devlet konuldu. Kör birinin fili tuttuğu hortumuyla tarif etmesi gibi “gladyo”dan, “derin devlet”ten söz edildi. Zihinlerde bulanıklık yaratıldı. Başından beri muhtemel fail sıralamasının en üstünde olduğu halde PKK, ustalıkla yürüttüğü propagandayla bulanıklığı körükledi. Bütün beklentiler savcının yapacağı açıklamaya bağlandı. PKK, yapılacak açıklamanın kendisine getireceği sorumluluk korkusuyla daha ihtiyatlı tezler ileri sürmeye başladı.

 

Ve Fransa’nın savcı aracılığıyla yaptığı açıklamada üç kadının ölümü tek bir kişinin üzerine yıkıldı. Ancak zihinlerdeki sorular cevaplanamadığı gibi daha yenilerine yer açıldı. Elbette savcı ve polis araştırma hakkında ayrıntılı bilgiler vererek cinayetin işlenişini sanıklar veya şüphelilerin kimliklerini vs. açıklayacak değildi. Ancak çok sıradan olan bilgilerin üzerinden şöyle bir geçerek sözde verdiği bilgilerle cinayet soruşturmasının olumlu yönde gittiğini açıkladı! Sıradan olan bu bilgilerden ayrıca Fransız polisi ve adli soruşturmasının ince eleyen tavrını görmek de mümkün değildi. Çünkü daha önceki olaylarda şüphelinin bir yandan sorgulanması diğer yanda da psikolojik açıdan analiz edilmesi olması gerek bir uygulamaydı. Böylelikle ruh halinin olayda oynadığı etki anlaşılmaya çalışılırdı. 

 

Açıklamasıyla savcı adeta PKK’yı birinci şüpheli olarak görüldüğü örgüt içi infazın sorumlusu olmaktan kurtardı. Bütün PKK’lılar büyük bir hızla savcının açıklamalarını kendi karşı propagandalarıyla birleştirerek üzerlerindeki şüpheyi “derin devlet” üzerinden bizzat devlete yönelttiler. Öyle ki, Fransa’yı bilenler için komik değerlendirmeler yapılıyor. İddialara göre sanık beyin tümörü hastasıymış, geçici hafıza kaybı yaşıyormuş, havaalanında güvenlik görevlisiymiş, Roj Tv’deki sevgilisiyle Sakine’nin (POLAT) arası iyi değilmiş, ailesi milliyetçiymiş iddiaları sorumsuzca ortalığa saçılıyor. PKK da bu iddiaları mükemmel bir şekilde kullanıyor.

 

Bir tek adamın hiç boğuşmadan üç kadının her birinin başına bir değil birkaç kez nasıl ateş edebileceği, bu kadınlardan birinin kırsalda yıllarını geçirmiş olduğu, cinayeti işleyenin üç kadının da başına şuurunu hiç kaybetmeden nasıl aynı noktaları hedefleyebileceği, cinayetin işlendiği saatten ortaya çıkarıldığı saate kadar geçen neredeyse 12 saatlik sürede her gün arı kovanına benzeyen bölücü derneğine giren çıkanın olmadığını, PKK’da adet olduğu üzere ister muhalif olsun ister, korumak amacıyla olsun ister samimiyeti nedeniyle olsun üst düzey bir örgüt mensubunun yanında her zaman bulunan birilerinin o saatlerde neden ortalıktan kaybolduklarını, yine otomatik olmayan tek bir silahla hiç duraksamadan arka arkaya dokuz on el ateş edenin son derece bir silah kullanma ustası, silahın ise teknoloji harikası olması gerektiğini düşünmek zorundayız. Kısaca olayın aydınlatılması bu soruların cevabında bulunuyor.

 

Başka bir açıdan: PKK kendisini aklamaya çalışırken militanlığının kofluğunu ortaya koyuyor ki böyle bir şey Sakine POLAT için söz konusu değildir. O, bugüne kadar tek bir kimsenin bile karşı koyamadığı ÖCALAN karşısında ortaya koyduğu direnciyle ne kadar güçlü olduğunu çoktan kanıtlamış bir teröristtir. Böyle bir militanın tek başına bile erkek veya kadın saldırganı bertaraf etmesi işten bile değildir. Kaldı ki, saldırıya uğrayan üç militan kadın olunca kurgulanan PKK iddiasının saçmalığı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

 

Yine aynı bakışla; en yukarıdan en alttaki PKK’lıya kadar hepsi ağız birliği içinde derneklerinin demokratik bir kuruluş olduğunu, etnik fark gözetmediklerini ve Türkün de Kürdün de rahatça gelip gidebileceğini iddia ediyorlar. Hiçbir inandırıcılığı bulunmayan bu iddiaya yurt dışında yaşayan Kürtlerin büyük bölümü gülecektir. Derneklerden uzak duran Kürtleri zorla hatta döverek, arabasını kırıp dökerek ikna edenlerin bu iddiasına ancak gülünür. Etnik milliyetçi bir terör örgütünün altında bulunduğu çatının yine aynı önlemlerle korunduğu bir sır değildir. Dolayısıyla giren çıkanın etnik kimliğinden, örgüte olan bağlılığına kadar her bakımdan sorgulandığını, bu ölçüme göre sınıflandırıldıklarını gizlemeye çalışmanın bir faydası yoktur. KARAYILAN’ın aklanma telaşı içerisinde yaptığı açıklama da bunun kanıtıdır.

 

Eroin parasını aklama ve ardından ağır silah pazarlığı yapma girişimleri sırasında yakalanan teröristlerin soruşturması unutulmuş durumda. Bugün artık akıllara neden uyuşturucu kaçakçılığının, ağır silah pazarlığının diğer muhatapları hakkında bir bilgi yok sorusu gelmiyor. Soruşturmanın çapının ne kadar genişlediği, nerelere ulaştığı bilgisi bulunmuyor. Sonuçta bu durum sadece PKK’nın çıkarlarına hizmet edip onun sadece kan ve uyuşturucudan beslenen bir örgüt olduğu gerçeğinin üzerini örtmeye yarıyor.

 

Fransız güvenlik ve istihbarat ya da adli makamlarının ellerinden ancak bu kadarının geldiğini düşünmek dahi yersizdir. Çünkü getto olayları sırasında eylemci çocukların içip olay yerinde bıraktıkları kola kutularındaki tükürük kalıntılarından DNA’larını tespit edip, bunu adli bir kanıt haline getiren Fransa’nın üç kadının öldürülmesinde çok daha fazla ayrıntıya ulaşmış olması gerekir. Ancak diğer olaylarda olduğu gibi bu cinayet de olduğu yerde bırakılabilir. Elde edilen verileri PKK’nın siyaset ve diplomasi açısından piyon haline getirilmesinde birer kontrol unsuru olarak kullanma yoluna gitmeleri kuvvetle muhtemeldir. Bu bakımdan Esat’sız bir Suriye’nin ortaya çıkması aşamasında Fransa’nın bölgedeki tarihi rolünü hangi şekillerde yenileceğinin izlenmesi yerinde olacaktır.