Kamu kurum ve kuruluşları mevzuat ile kendilerine verilen görevleri yerine getirmekle mükelleftir. Bu bağlamda 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu’nun 4'üncü maddesi ile Merkez Bankası para politikasının uygulanmasından tek yetkili ve sorumlu kurum olarak düzenlenmiştir. Ancak gelinen nokta itibarıyla Türkiye’de para politikasının temel belirleyicisi olan enflasyon tarihi zirveleri görmüş olmasına rağmen Merkez Bankası’nın müdahale çabaları sürekli yetersiz kalmıştır.

 

Merkez Bankası’nın temel müdahale aracı faiz olup başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere hükümet kanadından gelen yoğun baskılar nedeniyle politika faiz oranı, 25 Kasım 2016 tarihinden bu yana artırılamamıştır. Söz konusu Para Politikası Kurulu toplantısında politika faiz oranı olan 1 hafta vadeli repo faiz oranı 50 baz puan artışla yüzde 8 olarak belirlenmiştir. Kasım 2016 itibarıyla TÜFE yüzde 7; Yurtiçi ÜFE ise yüzde 6,41 düzeyindeydi. 2017 Kasım itibarıyla TÜFE yüzde 12,98; Yurtiçi ÜFE ise 17,30 olmasına rağmen Merkez Bankası politika faiz oranını sabit tutarak piyasaya marjinal fonlama araçları olarak tanımlanan geç likidite penceresi ve gecelik borç verme faiz oranları üzerinden müdahale etmeye çalışmıştır.

 

Buna bağlı olarak Merkez Bankası politika faiz oranı yüzde 8 olarak sabit kalsa da piyasayı fonlama maliyetini gösteren ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti (AOFM) Para Politikası Kurulu’nun son politika faiz artırımı kararı aldığında yüzde 8,05 düzeyinde iken 25 Kasım 2017 itibarıyla 4,2 puan artarak yüzde 12,25 düzeyine yükselmiştir. Son olarak Aralık ayı içinde yine geç likidite penceresinde yapılan artış ile yüzde 12,75 olmuştur. Ancak politika faizi hala yüzde 8 seviyesindedir.

 

Yukarıda özetlendiği çerçevede Merkez Bankası kendisine kanun ile verilen görevi yerine getirmemekte/getirememektedir. Ancak bu arada Hazine Müsteşarlığı tarafından yapılan borçlanma faaliyetleri dikkat çekmiştir. Şöyle ki daha önce TÜRKSAM Haftalık Ekonomi Bültenlerinde de dikkat çekildiği üzere Hazine Müsteşarlığı kendisine 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile tanınan sınırlar ve açıklanan verilere göre ihtiyaç duyduğu tutarın da üzerinde borçlanma yapmıştır. Kasım ayı Nakit Gerçekleşmeleri Raporuna göre Hazine yaklaşık 78 milyar TL tutarında net borçlanma yapmış ve banka mevcudu 42 milyar TL fazla vermiştir. Bu duruma açıklama olarak 2018 yılının ilk aylarında önemli borç ödemesi yapılacağı ifade edilmiş olmakla birlikte daha sonra ilan edilen Aralık 2017-Şubat 2018 İç Borçlanma Stratejisinde ilgili dönemde yine önemli düzeyde borçlanma yapılacağı belirtilmiştir.

Bu durum borçlanma yapılmak suretiyle fazla nakit temin edildiğini göstermekte olup Hazine Müsteşarlığı’nın amaçlarıyla çelişkili bir durum doğurmaktadır. Bu kapsamda meydana gelen ek faiz yükü de konunun ayrı boyutudur. Daha önemli konu ise söz konusu borçlanma politikası yoluyla örtülü bir para politikası uygulanması ihtimalidir.

 

Dönemsel farklılıklara uyum sağlamak amacıyla belli dönemlerde fazla borçlanma anlaşılır olmakla birlikte gerek söz konusu eğilimin oldukça uzun süredir devam etmesi gerek Merkez Bankası’nın piyasa müdahalelerinin yetersizliği bu ihtimali güçlendirmektedir. Zira Hazine Müsteşarlığı piyasa faiz oranı üzerinden borçlanma imkanına sahip olup Merkez Bankası’nın uygulayabileceği faiz oranından daha yüksek oranlarda borçlanma yapabilmektedir.

 

Merkez Bankası ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti (AOFM) yüzde 12 düzeyinde iken Hazine Müsteşarlığı, 21 Kasım 2017 tarihli Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ihalesi ile yıllık ortalama yüzde 13,82 ile AOFM’nin yüzde 12,25 düzeyine olduğu 12 Aralık 2017 tarihli DİBS ihalesi ile yıllık ortalama yüzde 13,37 oranından borçlanmıştır.

 

Sonuç olarak tüm bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda para politikasını uygulamakla sorumlu –bağımsız- Merkez Bankası göstermelik faiz oranı üzerinden piyasada karşılığı bulunmayan müdahalelerde bulunmakta iken hükümete bağlı Hazine Müsteşarlığı ihtiyaç duyulan tutarın üzerinde ve Merkez Bankası’nın belirlediği ve uyguladığı faiz oranını üzerinde borçlanarak örtülü şekilde para politikası yürütmektedir. Bu durum zaten basiretsiz duruşu nedeniyle piyasada güvenini günden güne yitiren Merkez Bankası’nın etkisizliğini artırmanın yanı sıra özellikle uluslararası yatırımcıların ülke ekonomisine güvenini de sarsmaktadır.

 

* 7061 sayılı son torba yasa ile 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda değişiklik yapılmak suretiyle harcama sınırı artırılmıştır. Ancak Kanun öncesi dönemde de Hazine Müsteşarlığı belirlenen sınırın üzerinden borçlanma yapmıştır.