Biri 16. Yüzyılda, diğeri ise 21. Yüzyılda Hıristiyan dünyasının lideri olan iki Papanın arasında gelip-geçen kaç Papa olduğunu bilmiyorum. Araştırıp, öğrenmek çok kolay ancak birkaç rakamdan ibaret sayıya ulaşmanın bir önemi yok. Çünkü önemli olan Hıristiyanlığın bu  en büyük ruhani ve hatta siyasi liderlik makamının tarihin akışı içerisinde İslam ve bizimle ilgili anlayış ve yaklaşımıdır.

 

Adı geçen iki Papa’nın da Türklerle ve dolayısıyla Müslümanlıkla özünde aynı olduğu halde şeklen farklı temasları olmuştur. Bu temaslara şöyle bir göz attığımızda Papa’ların şahsında Hıristiyanlığın ve Hıristiyanların bizi nasıl gördüklerini anlayabiliyoruz. Aradan çok uzun zaman geçtiği halde bakışlarındaki sivriliklerin nispeten törpülendiği anlaşılmaktadır. Dünyanın en büyük mezhebinin gelmiş-geçmiş liderlerinin Hıristiyan değerleri ve Türkler ile İslam konusundaki düşünceleri Norveç’te ortaya çıkan radikal Hıristiyan terörüyle daha da anlam kazanmaktadır. Son terör olayı toplumun önünde giden kimselerin söz ve tutumları konusunda olağanüstü derecede dikkatli olmaları zorunluluğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Dinin sapkınların elinde bir savunmaya dönüştürülmesine engel olmak için dini temsil edenlerin her sözlerinin açık ve anlaşılır olması zorunludur. Dinler arasında rekabeti çağrıştıracak yaklaşımlardan kaçınılması gerekmektedir. Bir dinin, diğer bir dinin tehditi altında olduğu düşüncesine yol açacak bir tek sözün bile sorumluluğu ağırdır. Toplumların birbirlerine saldırtılmalarında dinî kışkırtma en kolay ve en etkili yoldur. Toplumların birbirleriyle anlaşmaları, ayrılıkları ortadan kaldıran karşılıklı tanımayla olur. Birbirleriyle anlaşan toplumların üzerinde yaşadığı bir dünyada huzur ve sevgi olur. Bu nedenle herkes öncelikli olarak kendi huzuru için muhatabının kendisi hakkında ne düşündüğünü bilmelidir. Hemen arkasından önyargıların neler olduğu iyi belirlenip, ortadan kaldırılmaları son derece önemlidir.

 

Tarih 2006’nın Kasım ayının son günleriydi… Papa XVI. Benedictus Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulundu. Ankara’daki bilinen protokol görüşmelerinden sonra Papa, İstanbul’a geçti. Bu ziyaretin asıl önemli sonucu bu bölümde ortaya çıktı. Katolik ve Ortodoks kiliseleri arasındaki bin yıllık ayrılığı ortadan kaldırma girişimi ziyaretin bu bölümünde Fener Kilisesiyle gerçekleştirildi. Türkiye’nin ısrarla ret ettiğinin bilinmesine rağmen Fener Patriğinin önüne Türkiye’ninkinden daha büyük bir ısrarla ekümenik nitelemesi getirildi. Vatikan ve Fener Ortodoks kilisesinin üzerinde anlaştıkları bir bildiri yayınlandı. Bu bildirinin bir bölümünde, “Avrupa’nın Hıristiyan kökleri, gelenek ve değerlerinin de korunması gerektiği” ifade edildi. (1)  Avrupalılar böylece hem dinden uzaklaşmamaya hem de çok kültürlülük adıyla yumuşatılan diğer dini etkilere, özellikle de İslama karşı Hıristiyanlığı koruma görevine davet edilmekteydiler.

 

Hıristiyanlığı temsil edenlerin İslam’dan korunma güdülerinin oldukça eskiye gittiğini Papa II Pie’nin Fatih Sultan Mehmet yazdığı mektuptan anlıyoruz. (2) Latince’den Fransızca’ya çevrilerek yayınlanan Papa II Pie’in mektubunda değindiği hususların izlerine bugün de rastlıyoruz. Kitabın önsözünde, Papa’nın bir yandan Haçlı ordusunu toplama girişimlerinde bulunurken, diğer yandan da devrin en büyük imparatoru olan Fatih’i Hıristiyan olmaya davet ettiği ve böylelikle dünyanın huzura kavuşacağını öne sürdüğü bildirilmektedir.

 

Kitabın Papa’nın mektubu yazmasındaki amacının yorumlandığı bölüm, “II. Pie, tek bir an bile olsa acaba Türk’ün bu eşi benzeri görülmemiş, zaten sahip olduğu topraklara karşı belki de yerine getiremeyeceği vaadler pazarlığını kabul edeceğini düşündü mü? Ve neden tam da batıyı içine sürüklemeye çalıştığı Haçlı Seferlerinin hazırlıklarını aralıksız sürdürdüğü bir anda bu mektubu kaleme aldı? Bu mektup gerçekten de Fatih Sultan Mehmet’e mi yazılmıştı yoksa sürekli kendi iç çatışmalarında zaman kaybeden ve Tanrı’nın kutsamasıyla yönetici olduğunu iddia eden Hıristiyan prenslere “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” uyarısı mıydı? Çünkü yazı hem vaat hem de batının sahip olduğu geniş kaynak ve kudretten bahsedilerek tehdit içermektedir.

 

Büyük Türk’e Hıristiyanların zaten savunma zahmetine bile girmediği toprakları sunmak için yazılmış bir yazı; işte yaşlı piskoposun Sicilya Krallığı için birbirine giren Fransız krallarına, tüccar Venedik ve Floransa cumhuriyetlerine ve diğer tüm Türksever Hıristiyanlara yönelttiği eleştiri…” denilmektedir.

 

II. Pie’nin İslam’a bakışının anlatıldığı cümlelerde, “II. Pie, Kur’anı sadece İslam’ı bölük-pörçük ve tartışmalı bir şekilde anlatan Latince Confutationes derlemelerinden biliyordu. Ve tartışmasını İslam ve Hıristiyanlığın ana karşılaşma noktası olan Tanrı’nın birliği, İsa’nın kutsallığı ve baba-oğul ve kutsal ruhun varlığı gibi dogma farklılıklarına yönlendirip, bütün sürtüşmelerin kaynağının bu olduğunu, ancak tümünün sadece bu konularda uzlaşmayla çözülebileceğini söylemektedir.” belirlemesine yer verilmektedir.

 

Papa uzun mektubunda, Fatih’i Hıristiyan olmaya ikna etmek için; onu vaftiz ederek dünyanın en büyük imparatoru haline getireceğini, aksi takdirde, “kendi dininde kalarak (Müslüman kalarak), söylenenler doğruysa, Hıristiyanlık üzerinde hükmetme ihtirasını gerçekleştirmen çok zor, neredeyse imkansız” diyerek tehdit etmektedir.

 

Bu içerikte devam eden mektubun yayınlandığı kitabın;

– 32. Sayfasında “Sözlerimizin amacına gelecek olursak, sana bunları yazdıran sebebe ve zaferinin ve selametinin yolunu göstermeye gelecek olursak, devamını dikkatle dinle! İmparatorluğunu Hıristiyan halklara yaymak istiyorsan ve hepsinde ismini şanlı kılmak istiyorsan; ne altına, ne silaha, ne askeri birliğe ne de gemiye ihtiyacın var. Küçük bir şey seni fanilerin en büyüğü, en güçlüsü ve en şöhretlisi yapmaya yeter. Ne olduğunu bilmek ister misin? Bulması zor değil ve uzakta aramana gerek yok, çünkü her yerde bulunuyor: Seni vaftiz etmek, Hıristiyan ayinine ve aynı zamanda Evangel’e eşleştirmek için birkaç damla su! Eğer bunu yaparsan dünya üzerinde seni şan bakımından geçecek ya da sana eşitlenecek bir prens olmayacaktır. Sana Yunanistan’ın ve Doğu’nun İmparatoru deriz ve güçle elde ettiğin ve bugün hiçbir hakkın olmadan elinde tuttuğun topraklar o zaman meşru mülkiyetin olacaktır.”

 

– 33. Sayfasında “Hıristiyanlığı benimsediğin zaman ne olur? Senin adına büyük bir atılım gerçekleşir, kulların arasında sayılmak ayrıcalık halini alır. Hıristiyan olsaydın, Litvanya ve Bohem’in kralı Ladias’ın ölümünde onun tahtına oturmak için senden başka kimse iyi bir konumda olmazdı diye düşünüyoruz. Bitmeyen bir savaşın ağrılarından bıkan Arnavutla hükmün altında barışı bulmayı umut ederlerdi ve Bohemesler de onları takip ederdi. Ama sen bizim inancımızın bir düşmanı olduğun için sadık ve cesur kullar Arnavutlar savaşmayı ve dinlerini korumak pahasına barıştan vazgeçmeyi tecih ettiler.”

 

-34. Sayfasında “Bugün Epir’den Peloponnese’e, Makedonya’ya ve Yunanistan’ın geri kalanında, Dalmaçya’da, Ege Denizi’nin adalarında, Karpatlar Denizinde sırf İsa’nın inancına karşı geldiğin için sana itaat etmeyi reddeden kaç tane halk sayılıyor? Sana karşı yardım istemek için kimi zaman bize, kimi zaman başkalarına dönüyorlar ve sünnetli ve başka bir halktan prense dinginlik göstermektense hangi çözüm olursa onu yapmaya hazırlar. Biz de onlara para, buğday ve başka ihtiyat sağlıyoruz. Halbuki vaftiz olsaydın, Tanrı’nın evinde bizimkiyle aynı adımda yürüseydin, gücüne itaat etmekten bu kadar korkmazlardı, ve biz de sana karşı onlara yardım etmek zorunda kalmazdık. Tam aksine boynuzlarını kendi annelerine karşı kaldıranlara, Roma Kilisesine ait olmayan haksız yere benimsenecek güçler kurmaya çalışanlara karşı senin halkına koşardık.”

 

-35. Sayfasında “O zaman her yerde bolluk içinde barış egemen olur! Hıristiyan halklar arasında ne neşe olur? Tüm dünya üzerinde ne kutlamalar olur? Şairlerin anlattıkları yeni altın çağ devri, Auguste döneminin dönüşü olur! Leopar kuzunun yanında, buzağı aslanın yanında yaşar; kılıçlar sahte kılıçlara dönüşür ve tüm demir, arabaların tekerine ve sabanlarına gider.”

 

-68. Sayfasında, “ Siz bütün inancınızı Muhammed’e ve onun Kur’anına adıyorsunuz; ölü, şahitsiz, mantıksız ve mucizesiz bir adamı izliyorsunuz. Biz yaşayan bir adama inanıyoruz. Çünkü İsa hayatta bunu siz de itiraf ediyorsunuz.”

 

-98. Sayfasında,” Senin yasan ahiret için sütten, baldan ve şaraptan nehirler, enfes yiyecekler, birden çok eş ve cariyelerin sözünü veriyor. Sizin cennetiniz öküz cenneti mi, yoksa eşek cenneti mi?”

 

-104. Sayfasında, “Bizim beklentisi içerisinde olduğumuz mutluluk insanın en asil kısmına , ruhuna seslenir. Seninki en alçak kısmına, bedenine seslenir. Bizimki fikridir, seninki tenseldir. Bizimki parlak ve berrak, seninki karanlık ve utanç vericidir. Biz kendimizinkini meleklerle ve Tanrı’nın kendisiyle paylaşacağız. Sen seninkini domuzlarla ve pis hayvanlarla paylaşacaksın. Bütün bilgeler ve düşünürler bizimkini överler. Seninkini yererler. Bizimkisi göğe yakışır, seninkisi dünya üzerinde bile reddedilme sebebidir. “

 

-117. Sayfasında, “Keşke yasanın kurucusu kurnaz olmak yerine iyi, aldatıcı olmak yerine içten, haksız olmak yerine adil biri olsaydı, bütün doktrini yalan ve sanallıktan ibaret. Çünkü Tanrısal ilhamın kendinde eksik olduğunu iyi bilerek insanın hilebaz kaynaklarını kullandı. Kendine bir isim sağlayabilecek bir din kurmak istiyordu ve bunun bedelinin rezillik olduğunu bile kendine bütün gücüyle bir unvan yaratmaya çalıştı.” ifadeleriyle dolu olduğu görülmektedir.

 

Aradan geçen beşyüz yıllık bir süreden sonra Papa Benedictus Fener Patrikhanesine yaptığı ziyareti, bin yıl önce doğunun Aziz Andreas, batının Aziz Petrus tarafından bölünmüşlüğünü ortadan kaldırarak iki büyük kilisenin birleşmesini sağlamak amacıyla yaptığını açıkladı. Sözlerle ve eylemlerle Hıristiyanlığı dışarıya daha çok kapayan din önderlerine, siyasiler de katılınca ortaya Norveç’teki sonuç çıkmaktadır. Bize çok kültürlülüğü dayatanlar, kendilerine tek kültürlülüğü ve dışarıya kapanmayı uygun görmektedirler. Bugün Avrupa’nın bütün kurumlarının şu veya bu sebeple hazırladıkları raporlarında en çok yer El Kaide’ye ayrılmaktadır. Oysa artık radikal Hıristiyan terörünü de görmelerinin zamanı geçmek üzeredir. Toplumların inanç dünyası üzerinden kâr hesabı yapmanın ne kadar yanlış olduğunu 14. ve 15. Yüzyıllardaki mezhep çatışmalarında onbinlerce insanın kanını döktükten sonra anlayan Avrupa’nın yeni bir hatadan kaçınma sorumluluğu bulunmaktadır.

 

 Dipnotlar

 

(1) Milliyet 1 Aralık 2006 “Avrupa, Hıristiyan köklerini korusun”

(2) Enea Silvio Piccolomini (Pape Pie II) Lettre a Mahomet II, Traduit du Latin et préfacé par Anne DUPRAT, Rivage poche/Petit Bibliotheque