Pakistan Anayasa Mahkemesi, aile üyelerinden bazılarının Panama belgeleriyle ortaya çıkan yolsuzluk iddialarına karıştığı gerekçesiyle Başbakan Navaz Şerif'in görevden uzaklaştırılmasına karar verdi.

 

Pakistan Anayasa Mahkemesi Hakimi Ejaz Afzal Han, Pakistan Başbakanı Navaz Şerif’in parlamento ve mahkemeye karşı dürüst davranmadığını belirterek ömür boyu siyasetten men edildiğini açıkladı. Panama belgelerinde Navaz Şerif'in kızı Meryem Safdar'ın ismi, Britanya Virjin Adaları merkezli Nielsen Enterprises Limited ve Nescoll Limited şirketlerinin sahibi olarak geçiyordu. Şirketlerden biri 1993 yılında, Navaz Şerif'in ilk başbakanlığı döneminin son yılında kuruldu. Bir yıl sonra ise, ikinci şirket hayata geçirildi. Şirketlerin İngiltere'nin başkenti Londra'daki ünlü Hyde Park'a yakın mülkleri bulunuyor. Mossack Fonseca'nın iç yazışmalarında mülklerin sahibi olarak Navaz Şerif ve ailesi görünüyor.

 

Pakistan iç siyasetinin genel durumunu ve Navaz Şerif hakkında alınan görevden uzaklaştırılma kararını Gökçen Oğan, TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

Güney Asya’nın kilit ülkesi Pakistan uzun süredir ayak sesleri duyulan siyasi krizin eşiğindedir. Pakistan Anayasa Mahkemesi, aile üyelerinden bazılarının Panama belgeleriyle ortaya çıkan yolsuzluk iddialarına karıştığı gerekçesiyle Başbakan Navaz Şerif'in görevden uzaklaştırılmasına karar vermiştir. Görevden uzaklaştırılan bir diğer isim Maliye Bakanı Muhammed İshak Dar olmuştur.  Bundan sonra Pakistan Başbakanı hakkında yolsuzluk davası açılacak ve bu davanın aile üyelerinin tamamı için geçerli olacağını tahmin etmek güç değildir.

 

Navaz Şerif Pakistan iç siyasetinin neredeyse son 35 yılında var olan bir aktördür. Bu olay, Navaz Şerif’in yolsuzlukla suçlandığı ilk olay değildir. Pakistan’ın son askeri darbesi neticesinde göreve gelen Pervez Müşerref iktidarı da aynı yöntemi kullanmıştır. Görevden uzaklaştırılan Şerif, daha sonra yolsuzluk, adam kaçırma ve terör suçlamasıyla ömür boyu hapis cezasına çarptırılıştır. Bütün siyasal aktivitelerden de men edildi. Bir adım daha ileri gidilerek Suudi Arabistan’a sürgüne gönderilmiştir. Onu başbakanlık koltuğuna taşıyan süreç aslında Benazir Butto’nun bir suikast sonucunda öldürülmesi ile başlamıştır ki, Pakistan’da yükselen değer Bezanir Butto ile ölümünden kısa süre önce Londra’da bir araya gelmiş ve Müşerref’le mücadelede güç birliği kararı almıştır. Butto suikasti sonrasındaki dönemde Navaz Şerif Pakistan halkının desteğini en iyi toparlayan motive eden lider olmuştur. Ülke ordu – siyaset – yargı dengesini koruyarak devem etmeye çalışsa da bu konuda başarılı olmamıştır.

 

Pakistan Siyasetine Yön Veren Gruplar… İç Siyasi Kriz Yakın mı?

 

Siyasi tarihi askeri darbeler, demokratik rejimler, siyasi suikastlarla dolu olan Pakistan’da siyasete etki edebilen ve yönlendirebilen pek çok öbekten bahsedilebilir. Pakistan Anayasa Mahkemesi’nin son kararı ise aslında ülkede her dönem devam eden ordu – siyaset – yargı çekişmesinin bir başka ifade ile ülke içerisindeki güç mücadelesinin tezahürü niteliğindedir.   Pakistan’da siyasetin son derece kaygan bir zeminde yapılmasına neden olan pek çok faktör olduğu şüphesizdir. Zira toplumsal yapının hassas dengeler üzerine inşa edilmiş olması, atılacak her adımın pek çok unsurdan etkilenmesi ve beklenmeyen sonuçlar doğurmasına neden olabilmektedir. Siyasete, siyasetçiye olan güven her geçen gün azalıyor, toplumsal farklılar belirginleşmektedir. Sünni ve Şiilerin beraber yaşadığı bir ülke olan Pakistan aynı zamanda çok etnikli bir yapı arz etmektedir. Etnik ve mezhepsel farklılıkların törpülenmesi için gerekli olan yönetim anlayışının Pakistan’da mevcut olduğunu ifade etmek mümkün değildir. Pakistan’ın Hindistan’dan kopmasına meşru zemin hazırlayan din faktörünün kendi içindeki farklılıklara tolerans gösteremez hale gelmesi bile başlı başına bir göstergedir. Birbirine tahammül gösterememe hali, farklı etnik ve mezhepsel gruplar arasında güç ve çıkar mücadelesinin belirginleşmesidir aslında.. Devletin bütün mezhepsel ve etnik grupları aynı ölçüde kucaklayamaması ülkede tansiyonu yükseltmektedir.

 

Tüm bu verilere ek olarak siyasal yaşamda istikrarın sağlanamaması toplumun kırılganlığını artırmaktadır. Askeri darbeler ve demokratik yönetimler arasında bocalayan rejim, toplumsal sorunlarla ilgilenmenin ötesinde bazı dinamiklerle oynamakta herhangi bir sakınca görmemektedir. Toplumsal yapıya müdahale anlamına gelebilecek bazı icraatların, kısa ve orta vadede kontrolden çıkarak ülkenin geleceği açısından olumsuz gelişmeleri beraberinde getirdiği artık daha net görülebilmektedir.

 

Dış Faktörlerin Pakistan ve Siyasal Yaşamına Etkisi

 

Pakistan ve Hindistan arasında yaşanan Keşmir Sorunu kemikleşmiş bir sorun olarak varlığını korumaktadır. Keşmir Sorunu, Pakistan’ın devlet kimliğinin oluşmasında Hindistan’ı ötekileştirerek meşruiyet zeminlerinden biri halini almıştır. Diğer taraftan, Afganistan gibi kritik nitelikte bir ülke ile sınır paylaşıyor olması, Pakistan’ın siyasal ve sosyal yapısı üzerinde önemli etkiler bırakmıştır. Bir başka sınır komşusu İran İslam Cumhuriyeti’nde yaşanan gelişmeler ve ABD’nin bölge politikasında Pakistan’a biçtiği rol, ülke içinde bazı kurum ve grupların konumlarını doğrudan etkilemiştir.

 

Bölgede Varlığını Hissettiren Radikal Dini Akımlar Pakistan İç Siyasetine Nasıl Etki Ediyor?

 

Uluslararası sistem içinde jeopolitik konumunu pazarlamak suretiyle destek arayan iktidarlar, aldıkları bu destekle sürekliliklerini sağlamaya çalışırken, iktidarlarını meşruiyet zeminine oturtmak için ülke içindeki “dengeleri” de göz önünde tutmak zorunda kalmıştır. Bu “dengeler” kimi zaman orduya dayanmayı, kimi zaman istihbarat teşkilatları ile yakın mesaiyi kimi zaman ise muhafazakâr hatta radikal gruplarla sessiz bir uzlaşmaya varmayı gerektirmiştir.

 

İslam dini, devletleşme sürecini son derece sancılı geçiren Pakistan’ın oluşumu sürecinde ana harç görevi görmüştür. Din ülkenin kurulmasında temel harç görevi görmüş olmasına rağmen ülkeyi bir iç savaş ve bölünmeye götürebilecek klansal ve mezhepsel çatışmaları önleme konusunda yeterli olamamıştır. Aksine bugün din olgusu Pakistan’da maalesef bölünmelerin ve çatışmaların merkezinde yer almaktadır. 11 Eylül terör saldırısından sonra dünyada başlayan süreç ile birlikte daha da belirginleşen bir tehdit unsuru olarak radikal akımlar Pakistan’ın en önemli gündem maddesidir. Bu tehdit yalnızca Pakistan sınırları içinde değil bölgesel ve küresel düzlemde de etkisini hissettirir hale gelmiştir. Pakistan’da radikalleşme kimi kez siyasilerin teşviki ile İslami kimlik ağırlık kazanırken, kimi kez de bölgesel ya da küresel gelişmeler Pakistan’ın İslam kimliğine sarılması gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Yani radikalleşme çizgisine çok yakın duran din olgusu Pakistan’da iç siyasette az ya da çok hep etkin olmuştur.

 

“Pakistan Siyaseti Kendini Tekrar Eden Görüntüde…”

 

Aslına bakacak olursak Pakistan’da siyaset kendini tekrar eden bir görüntüdedir. Toplumun her kesimini kucaklayan ve siyasal hayata katılımını kolaylaştıran bir yapılanmanın olmayışına ekonomik ve sosyal sorunların da eklenmesi Pakistan’ın kendisini tekrarının belki de en önemli nedenidir. Bu sürecin geçmişten gelen alışkanlığın bir devamımı yoksa gerçekten “yolsuzlukların üzerine gitme arzusunun” mu tezahürü olduğunu bize zaman gösterecektir.