Bir gurup Türk vatandaşının internet üzerinde açmış oldukları bir site üzerinden 1915 yılında yaşanan olaylar sebebiyle Ermenilerden özür dileme kampanyası ülkemizde geniş bir şekilde tartışılmaktadır. Türk tarihini sorgulayan ve Türkiye’yi uluslararası alanda güç durumda bırakabilecek neticeleri olma ihtimali yüksek olan bu girişimin doğru bir şekilde analiz edilmesi ve bu girişimle neyin hedeflendiğini açıkça ortaya koyma ihtiyacı hasıl olmuştur.

 

İki cümleden oluşan sade bir metin olarak sunulan ve görünürde basit bir “kişisel” özür dileme çabası olarak gösterilen bu girişim detaylı olarak incelendiğinde karşımıza çok daha farklı bir manzara çıkmaktadır. Öncelikle metini ele almak ve bu metin içerisinde ustalıkla gizlenen “soykırım” suçlamasını irdelemek gerekir. İnternet sitesinde sunulan metin aşağıdaki iki cümleden oluşmaktadır:

 

“1915'te Osmanlı Ermenileri'nin maruz kaldığı Büyük Felâket'e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.”

 

Metin okunduğunda ilk olarak göze çarpan hususun metinde dikkatli bir ifade kullandığı ve ilk bakışta Türkiye’ye karşı klasik “soykırım” suçlamasının olmadığı görünümü verilmiştir. Metinde “soykırım” yerine “Büyük Felaket” sözcüğü kullanılmıştır. Bu sözcüğün İngilizce karşılığı “Great Calamity”dir. Bu kelimenin Ermenicesi ise Mets Eghern (Մեծ Եղեռն)’dir. Uluslararası literatürde bu kelimeyle eş anlamlı olarak şu kelimelerin de kullanıldığı görülmektedir. “Armenian Genocide”, “Armenian Holocaust”, “Armenian Massacres”.

 

Ermenistan’da ve Ermeniler arasında “Büyük Felaket- Mets Eghern” sözcüğü Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi için de kullanılmakta ve bu sözcük içerisinde dini motifler de barındırmaktadır. Sıradan bir Ermeni ile konuştuğunuzda “Büyük Felaket- Mets Eghern” sözcüğünden Ermenilerin uğradığı büyük yıkım, büyük soykırımı anladığı görürsünüz. “Soykırım” sözcüğü literatüre İkinci Dünya Savaşı sonrası girdiği için bu terim Ermenistan’da “Soykırım” sözcüğünün karşılığı olarak kullanılmaktadır. Ermenilerin bu sözcüğü uluslararası literatürde tercih etmelerinin sebebi de bunu Yahudilerin soykırımı olarak anılan “Yahudilere has soykırım” anlamına gelen “Holocaust” kelimesini kullanmış olmalarından esinlenerek “Ermenilere has soykırım” anlamına gelen “Büyük Felaket- Mets Eghern” kelimesini kullanmak isteklerinden kaynaklanmaktadır.

 

Bu açıklamalardan sonra anlaşılmaktadır ki, özür metninde yer verilen “Büyük Felaket- Mets Eghern” kelimesi basit ve masum bir ifade değildir. Bu metinle özür dileyenler aynı zamanda Türkiye’nin dünyanın en büyük suçu olan “soykırım” suçunu kabul etmektedirler. Aslında metinde kelime oyunu yapıldığı ve Türk kamuoyunca çok da iyi bilinmeyen bu detaylar açıklanmadığı için birçok kişi metni basit bir özür olarak algılamakta ve bu sebeple imzalarıyla destek vermektedirler. Bu husus doğru olarak anlatıldığı takdirde Türkiye’yi “yargısız infaz” eden bu girişime desteğin azalacağı tahmin edilmektedir. Diğer yandan Nisan ayına kadar 1 milyon imza hedefi ortaya koyanlar bu hedefin çok daha altında kaldıklarını görünce siteye birçok sahte isim yazdıkları da görülmüştür.

 

Diğer bir önemli husus da bu metnin iyi niyetli olmadığıdır. Öncelikle bu girişim 6 Eylül 2008 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Erivan’a futbol izlemeye gitmesiyle başlayan “Ermenistan açılımını” baltalama ihtimali yüksektir. İkinci olarak bu metinde hiçbir şekilde Türklerin uğradığı kıyımlardan ve soykırımdan bahsetmemektedir. Tarihe 93 harbi olarak geçen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan Osmanlının büyük bir yenilgi ve toprak kaybıyla çıkmasından sonra Ermenilerin Türk yerleşim yerlerinde başlattıkları kıyımlar Cumhuriyetin ilanına kadar devam etmiş ve bu kıyımlarda 500 binin üzerinde Türk Ermeniler tarafından katledilmiştir. Iğdır’da, Kars’da, Erzurum’da, Van’da ve birçok yerleşim biriminde katledilen Müslüman Türklere hiçbir şekilde değinilmemiştir. Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun arşiv belgelerine dayanarak verdiği bilgilere göre, “Tehcir esnasında eşkıya saldırılarında ölen Ermeni sayısının, en fazla 8 bin 500’dür. 37 bin Ermeni`de ne yazık ki hastalıklar nedeniyle hayatını kaybettiler. Buna karşılık Erzurum`dan Kars`a, Bitlis`ten Ardahan`a kadar katledilen Müslüman sayısının 530 bindir.”

 

Dünyaca ünlü Amerikalı tarihçi Bemard Lewis “1993'te Fransız Le Monde gazetesine verdiği demeçte, "1915'te Osmanlı'nın yaptığı Ermeni tehciri bir soykırım değil, savaşın bir yan ürünüdür” diyor. Justin McCarty, Stanford Shaw, Norman Stone, Andrevv Mango, Guenter Lewy gibi dünyanın en saygın tarihçilerinin İngiliz, Rus, Alman ve Türk arşivlerinde yaptıkları uzun araştırmalar sonunda "Ortada asla bir soykırım yoktur. Böyle bir dayatmayı Türklere yapmak acımasızlıktır" diyor. Amerikalı tarihçi Justin McCarthy’nin, sık sık yaptığı bir hatırlatma vardır: “Sizi baskı altında tutanlar ‘özür dileyin kapansın bu tarihi yara’ diyeceklerdir. Sakın oyuna gelmeyin. Rahatınız için bencillik ederseniz atalarınıza iftira etmiş olursunuz. Çünkü onlar böyle bir suç işlemediler!” Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovannes Kaçaznuni de bir konuşmasında "Özür dilemesi gereken taraf, özrünü 85 yıl önce Türklerden dilemiştir" demiştir. "Özür dileyen şahsiyet, Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovannes Kaçaznuni’dir. Kaçaznuni, 1923 yılında kurucusu olduğu Taşnaksutyun Partisi’nin kongresine sunduğu geniş raporunda ’Türkler ne yapacaklarını biliyorlardı. Ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır’ demiştir.

 

İşgalci İngilizlerin, aralarında eski sadrazam, bakan ve milletvekillerinin de bulunduğu önde gelen 143 Osmanlı aydınını zorla Malta'ya götürüp "Ermeni katliamı" suçlamasıyla sorgulamış ancak, özel dedektiflerin dahi tutulduğu bu dönemde sürgünde tutuklu bulunan Türk aydınlara ve görevlilere karşı herhangi bir maddi delil bulunamamıştır.

 

Sadece o dönem de değil, daha bundan birkaç yıl önce 1992’de Ermenilerce işgal edilen Azerbaycan’a ait Hocalı’da bir gecede bütün kasaba yok edilerek bütün dünyanın gözü önünde yapılan soykırıma da bu metinde yer verilmemiştir. Aynı şekilde Ermeni Terör Örgütü ASALA tarafından şehit edilen 43 diplomatımızın acısı da bu metinde yer almamıştır. Şimdi tabi şunu da sormak gerekir, Ermenistan’da yaşayan Türkler nerede? Eski SSCB’nin en monolit ülkesi Ermenistan’dır. Sadece Müslümanlar ve Türkler değil aynı zamanda Ermenistan’daki Camiler ve hatta mezarlıklar dahi yok edilmiştir. Eski bir Türk ülkesi olan, Revan Hanlığı olarak bilinen ve 1828’den sonraki yüzde 83.4 Türk ve Müslüman nüfus ağırlığı olan Ermenistan’da 1926 yılına gelindiğinde Müslüman ve Türk nüfusu yüzde 5’e düşmüştür. Hatta SSCB döneminde bölgeye yerleşen Müslüman Kürtler de Ermenistan’dan sürülürken Yezidi Kürtlere dokunulmuyor.

 

Türkiye’deki kampanyanın başlamasından sadece birkaç gün önce, 9 Aralık’ta Ermenistan’daki gazetelere tam sayfa ilan veren ‘üçyüz aydın’ Türkiye’yi soykırımı tanımaya çağırması bilinçli bir kampanya ile karşıkarşıya olduğumuzu göstermektedir.

 

Yaşanan savaşlar ve çatışmalarda iki toplumun yaşadığı acıların, yüne her iki toplumun mensupları tarafından karşılıklı olarak paylaşılması ve bunun da hazırlanacak ortak bir metinde ifadesini bulması durumunda bu metin “iyi niyetli bir metin” olarak algılanabilir ve o zaman da bu girişim toplumun her kesimi tarafından desteklenebilirdi. Ancak ortada karşılıklı olarak acıların paylaşılması gibi bir durum yok, tam tersine arşiv belgelerine, tarihi bilgi ve belgelere dayanmadan Türkiye’ye yönelik bir suçlama söz konusudur. Bu girişim daha sonra uluslararası ortamlarda Türkiye aleyhine kullanılabileceği, bu girişimin sonucu ülkemizi ve toplumumuzu bağlayabileceği ve her ortamda Türkiye’nin karşısına çıkarılabileceği için bu girişimi yalın bir şekilde bazı kişilerin “fikir hürriyeti” çerçevesinde düşüncelerini açıklaması olarak değerlendiremeyiz.

Elbette ki, Türkiye'nin yukarıda yapılan suçlamalarla mücadele etmesi gerekmektedir. Bu mücadele sadece tartihçiler tarafınndan sürdürülemez. Bu mücadele topyekün bir mücadele olmalıdır. Bu mücadelede uluslararası ilişkilerle iştigal edenler ve stratejistlere de büyük görevler düşmektedir. Ama onlardan da belki daha fazla yurtdışında yaşayan, yurt dışına giden ve yabancılarla bir şekilde ilişkide olanlara, turizmcilere de görevler düşmektedir.  Bu kesimler öncelikle kendileri aydınlanmalı ve sonra da bu konularda doğal bir lobici gibi davranmalıdır. Türkiye bu konuları konuşmalıdır, tartışmalıdır.

 

Ama belki de Türkiye'nin tartışması gereken asıl sorun Türkiye'deki aydın sorunu olmalıdır.