Gürcistan’da Karanfil,  Ukrayna’da Turuncu, Lübnan’da Sedir ve Kırgızistan’da Sarı devrim derken şimdi de Özbekistan “Yeşil” devrimin sancılarını yaşamaktadır. Üç ülkeyle sınırı olan ve bölgedeki radikal dinci grupların kalesi durumundaki Fergana Vadisi’nde yer alan yaklaşık 300 bin nüfuslu Andican kenti isyanın başladığı mekan durumundadır. Geçtiğimiz yılın Temmuz’unda 23 yerel işadamının “anayasal düzeni zorla değiştirme ve yerine İslami bir devlet kurma” amacını taşıdıkları gerekçesi ile tutuklanması sebebiyle yaklaşık son bir aydır oldukça hareketli günler yaşayan bölgedeki hareketlilik yüzlerce kişinin ölmesi ve/veya yaralanmasıyla sonuçlanan şiddet olaylarına dönüşmüştür. Hizb-Ut Tahrir örgütüne bağlı “Ekremiye” grubuna mensup 23 işadamının yakalanması ile başlayan olayların Özbekistan’da bir 'Yeşil' devrime dönüşme olasılığı ve bununla beraber “bir karşı devrime” olanak sağlanması amacıyla provokasyon sonucu da çıkarılması muhtemel olan bu gelişmelerin ayrıntılı olarak analiz edilmesi gerekmektedir.

 

Eski Sovyet coğrafyasına ve Orta Doğu’ya demokrasi getirmek iddiasıyla (Genişletilmiş) Büyük Orta Doğu Projesi’ni  (BOP) ortaya atan ve bu yönde çalışmalara başlayan ABD ve Soros vakıfları gibi Sivil Toplum Kuruluşları (STK-NGO), yukarıda bahsi geçen ülkelerde gerçekleştirdikleri renkli devrimlerle bu cumhuriyetlerde Batı yanlısı liderleri iktidara taşımışlardır. Genellikle benzer senaryoların yaşandığı önceki tecrübelerde bahsi geçen ülkelerde bir seçim sonrası muhalefetin seçim sonuçlarını tanımaması üzerine, kitlesel gösterilerle başlanması ile yönetimin ele geçirildiği bu devrimler Batı tarafından maddi ve politik olarak desteklenmiştir.

 

Demokratik süreçler içerisinde bu devrimlerin eski Sovyet coğrafyası ülkelerinin tamamında hayata geçirileceği beklentisi son zamanlarda daha sık dilegetirilmeye başlanmıştır. Özellikle Başkan Bush’un Riga-Moskova-Tiflis hattında gerçekleştirdiği son bölge ziyareti ile 'demokrasi silahı' bölgenin despotik liderleri üzerinde “Demokles Kılıcı” gibi kullanması, bölge liderleri üzerine, adeta sıranın kime geleceği yönünde “devrim-loto” oynananmasına sebebp olmuştur. Özbekistan’da bu ülkeler içerisinde sıralanmakta ancak, bu ülkenin gerek lideri İslam Kerimov’un diktatör tutumu ve gerekse de Özbekistan ordusunun bölgenin en güçlü ordusu olması Özbekistan’da muhtemel bir devrim hareketi için zamanın “erken” olduğu tezini güçlendirmekteydi. Ancak son günlerde Özbekistan’ın güney bölgesinde yer alan Andican kentinde başlayan ayaklanma Özbekistan’da bir “Yeşil” devrim olasılığının tartışılmasına sebep olmaktadır.

 

Özbekistan’da yaşanan olaylar Fergana Vadisi’nde ortaya çıkmıştır. Fergana Vadisi daha 1930’lu yıllarda Sovyet rejimine karşı silahlı mücadele yürüten “Basmacı” hareketine ev sahipliği yapmıştı. Bölge o dönemde uzun süre Basmacıların kontrolünde kalmıştır. Sovyetler Birliği’nin son dönemlerinde de bölge radikal dinci grupların etkinliklerinin güçlü olduğu bir yerdi. Birliğin dağılması ve Afganistan ile yaşanan savaşlar ve sonrasında kontrolün zayıfladığı bölgede Fergana giderek daha fazla bu türden radikal dinci grupların kontrolüne girimiştir. Özellikle, Hizb-ut Tahrir ve onun bir kolu sayılan şu an hapiste olan Ekrem Yoldaşov’un kurduğu “Ekremiye” grubu bölgede oldukça güçlü yerel tabana sahiptir.

 

Orta Doğu’daki Bekaa Vadisi’ne benzer bir yapıda olan Fergana Vadisi, bölgede önemli radikal hareketlerin temel hareket noktalarından birisini oluşturmaktadır. Hatırlanacağı üzere, Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde bu bölgede sürgün yaşamı sürdüren Ahıska Türkleri Fergana Vadisi’nde çıkan kanlı çatışmalardan sonra bölgeden kovulmuşlardır. Yine 1992-1997 yılları arasında Tacikistan’da binlerce kişinin ölümü ile neticelenen Tacikistan iç savaşı ve yaşanan şiddet olayları da sınırdaş olduğu Fergana Vadisi’nden beslenmekteydi. Aynı şekilde, Kırgızistan’da geçtiğimiz Mart ayında yaşanan “Sarı” devrim de ülkenin Fergana Vadisi’yle sınırdaş olan güney bölgelerinden başlamıştı. Fergana Vadisi şimdi de Özbekistan’da yaşanacak kitlesel olayların dünamik gücü olma yolundadır.

 

Özbekistan’da örgütlü bir muhalefet yapısına sahip olmayan, hatt-ı zatında demokratik seçimlerin yapılması ve iktidara bu yolla gelinmesi gibi bir iddia içinde olmayan ayaklanmacıları bu çerçevede Batıdan da destek almaları sözkonusu değildir. Gerek ayaklanmanın yaşandığı bölge ve gerekse de isyancılar genel olarak radikal dinci gruplardır ve bu kesimin istediği demokratik seçimlerden ziyade Hizb-Ut Tahrir örgütünün görüşleri doğrultusunda ülkede İslami bir yönetimin kurulmasıdır. Bu sebeple de bugün ülkede yaşananları bir “Yeşil” devrim provası olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır.

 

ABD’nin demokratik devrimler tezine adeta bir “karşı devrim” de olabilecek Yeşil devrimle bölgenin “İslamileştirilmesi” bugün küresel güçlerin hiçbirisinin bölgede isteyeceği bir durum değildir. Bu sebeple de “Yeşil” devrimin bütün Özbekistan’a sıçraması ve başarıya ulaşma şansı zayıf gözükmektedir. Özbekistan muhalefetinin diğer Orta Asya muhalefetlerine oranla taşıdığı İslami karakter, Batı’nın desteğini de önemli ölçüde etkilemektedir. ABD her ne kadar bu devrimi desteklemese de Kerimov rejiminin “gevşemesi” için bu ayaklanmayı fırsat olarak kullanabilir.

 

Zira, 11 Eylül’den sonra ABD ile hızlı balayı yaşayan ancak, daha sonra ABD’nin beşinci kolu gibi çalışan STK’ları kendi iktidarına karşı bir tehdit olarak gördüğü için ülkesinde yasaklayan Kerimov rejimi, son zamanlarda Rusya-Çin ekseninde yeni politik bir eksenin içinde yer almak çabası içindeydi. Hatta, Özbekistan 22 Nisan 2005’te Moldova’da gerçekleştirilen son GUAM toplantısına da katılmamış ve geçtiğimiz hafta da GUAM’dan ayrıldığını açıklamıştı. Bütün bu gelişmeler ve Kerimov rejimi, baskıcı yapısı ülkede ABD’ye bir askeri üs vermiş olmasına ramen “tercih edilmeyen ve değişmesi gereken rejimler” listesinde yer almıştır. Bu sebeple de güçlü ordu ve istihbarat ağına sahip Kerimov rejiminin bölgede radikal dinci gruplar ile bir çatışmaya girmesi ve bu çatışma sonunda gücünü yitirmesi Batı tarafından arzulanan bir gelişme olabilir. Bölgede radikal dinci grupların güçlenmesi istenen bir durum değildir. Ancak, aynı zamanda Kerimov rejiminin de zayfılanması arzulanan bir durumdur. Her iki grubun çatışarak güç kaybetmesi ise ülkeye “üçüncü” bir gücün gelişini kolaylaştırıcı etki yapabilir.

 

Nisan ayı başında İstanbul Beyazıt meydanında Cuma namazı sonrası Hizb-Ut Tahrir örgütünün bildiri dağıtması sonrasında bazı üyelerinin gözaltına alınmasıyla bu örgütün gerek Türkiye’de ve gerekse de Özbekistan’da faaliyetlerini sıklaştırcağı öngörüsünü bir gazeteci dostumla paylaşmıştık. Ancak örgütün bölgede kısa bir süre zarfında bu denli kanlı bir çatışmaya girebileceğine doğrusu ihtimal verememiştik. Aslında Kerimov’un kendisinin de Hizb-Ut Tahrir’i fazlasıyla hafife aldığı anlaşılmaktadır. Zira, tutuklu bulunanların mahkeme tarihi yaklaştıkça, örgüt üyeleri mahkeme salonunun olduğu sokaklardaki oturak düzeneğinden, mitingler sırasında dağıtılacak yemeklerin teminine kadar bütün hazırlıklarını tamamlamıştı ve örgütün uzun süreli bir gösteriler zincirine hazırlandığı bilgisi bizde mevcuttu. Ancak, örgüt üyelerinin mahkeme salonu karşısında sivil direniş hazırlılarının daha mahkeme başlamadan bir silahlı direnişe dönüşmesi bölgede başka güçlerin “provakasyon” ihtimalini güçlendirmektedir.

 

Özbekistan’da bugün “Yeşil” devrim olasılığı tartışılırken elbette ki, Kerimov’un baskıları sonucu Türkiye dışına çıkmaya zorlanan Muhammed Salih’i hatırlamak gerekmektedir. Özbek liderin baskıcı rejiminden kaçarak Türkiye’ye sığınan Muhammed Salih maalesef ki, basiretsiz dış politikanın neticesinde çok sevdiği Türkiye’yi terk etmeye mecbur bırakılmıştır. Zira, uzun yıllardan beridir (şimdi dahi) Türk dış politikasında başka ülkelerin meşru muhalefet temsilcileriyle diyalog halinde olunması, o ülkelerin içişlerine karşımak olarak algılanmakta ve bundan şiddetle kaçınılmaktadır. Oysa, o ülkelerin demokratikleşmelerine katkı ancak o ülkelerin bütün kesimlerini kucaklamakla mümkün olabileceği unutulmaktadır. Maalesef bugün üzülerek şahit olunmaktadır ki, Türkiye’nin görüşmekten çekindiği muhalifler, bugün o ülkelerin başına getirilmekte ve hem de Batıdan gördükleri destekle bunu yapmaktadırlar.

 

Özbekistan’da yaşanan hadiselerin bundan sonraki seyri ile ilgili aşağıdaki senaryolar üzerinde durulabilir:

 

Birinci Senaryo: (iyimser) İslam Kerimov’un en kısa zamanda olayları bastırması. Bölgenin en katı lideri olan ve Orta Asya’nın en güçlü ordusuna sahip olan Kerimov, olayları her ne pahasına olursa olsun bastırma yönünde adımlar atması üzerine, isyancıların geri çekilmesi. İsyanın bastırılması. Kanatimizce en güçlü ihtimal birinci senaryonun gerçekleşmesidir.

 

İkinci Senaryo: (kötümser) İslam Kerimov’un güvenlik güçlerine olayları kanlı bir şekilde neticelense bile bastırma emri vermesi. Ordunun bu emirden hareketle isyancıları bastırma girişimi ve isyancıların direnmesi sonucunda ölü ve yaralı sayısının giderek artması. Uluslararsı camiada Kerimov’un bu tavrının eleştirilere sebep olması.

 

Üçüncü Senaryo: (yeşil) Bu senaryoda olayların büyümesi, Namangan, Nargilan, Hokand gibi diğer bölgelerde Kerimov rejiminin baskılarından rahatsız olan ve bastırılmış kesimlerin güçlerini isyancılarla birleştirmesi. Özbek muhalefetinin de devreye girmesiyle Batının bu hareketlere destek vermesi ve Kerimov’un düşürülmesi.

 

Dördüncü Senaryo: (Dostum) Afganistan’da en büyük silahlı gruplardan birisine sahip olan ve Genelkurmay başkanlığı görevini de yürüten Özbek asıllı General Raşid Dostum’un olaylara müdahil olması sebebiyle, hadiselerin tüm bölgeye yayılması. Afganistan’da Özbek bölgelerinde ABD karşıtlığıyla başlayan olayların Özbekistan’a kadar uzaması.

 

Yukarıdaki senaryolar içinde iyimser olarak tabir edebileceğimiz birinci senaryo gerçekleşme ihtimali en yüksek senaryodur. Ancak, bugün Özbekistan’da yaşanılan olaylar yukarıdaki bütün senaryoların ihtimal dahilinde düşünülmesini gerekli kılmakta ve yaşanan belirsizlik bütün ihtimallere şans tanımamıza sebep olmaktadır. (ASAM)