Ortadoğu’daki İttifakların Genel Karakteri

 

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu büyük yankı yaratan kitabında[1] “Ortadoğu jeopolitiğinin en temel coğrafi ve tarihi denge mekanizmasını Mısır-Türkiye-İran hassas dengesinde aramak gerekir” demektedir. Ortadoğu’da mevcut dengelerin yeni ittifak arayışlarına kayarak, değişmesinde veya şekil almasında yukarıda belirtilen üçgeni teşkil eden ülkelerin belirleyici rol oynadıkları ifade edilmektedir. Üçgendeki bir ülke sistem dışı bir etkinlikte bulununca diğer ikisi ittifaka geçerek diğerine karşı cephe almakta ve bu suretle dengeyi sağlamaya çalışmaktadır. Ellili yıllarda Süveyş bunalımında olduğu gibi, Mısır karşı pozisyon alınca Türkiye ile İran birbirine yaklaşmış veya İran İslam Devrimi sonrası İran’ın dışlanması ile Türkiye-Mısır yakınlaşması bölgedeki dengeleri derinden etkilemiştir. Bölge dışı ülkelerde bu üç ülkeden birisi sistem dışı kalırsa mutlaka diğer ikisinin ittifak kurmasını bölgenin selameti açısından elzem görmektedirler. Bu nedenle bir ülke sistem dışına çıkarsa mutlaka bir diğeri ile yakınlaşma sağlanarak, sistem dışına itilen ülkeye karşı güvence sağlanmaktadır. Ancak, Türkiye daima merkez rolünü oynamış olup, gerek Mısır’ın ve gerekse, İran’ın dışlanmasında Türkiye bir taraftan dışlanan ülke ile dengeli ilişki kuran, diğer taraftan da sistem içi ittifak oluşturan bir tavır izlemiştir. Bölgede uzun süreli bir barışın en temel şartlarından birisi bu üç ülkenin rasyonel bir zeminde işbirliği içine girmesi gerektiğidir. Böyle bir işbirliğinin bölge içi manipülasyonlara engel olacağını değerlendiren dış faktörler bu üç ülkenin uyum sağlamasına müsaade etmeden ikili ittifaklarla kendilerinin güdebileceği bir denge politikası sürdürmeye çalışmaktadır. Bu oyunu bozmak için, Ahmet Davutoğlu’na göre, Türkiye dengeli bölgesel bir strateji ile bu kutuplar arasındaki gerginliği azaltan bir yol izlemelidir. Bu tür bir diplomatik beceriyi gösteren Türkiye, bölge içi dengelere her an ağırlık koyabileceğini göstermiş olacaktır.

 

Yukarıda bahsedilen Mısır-Türkiye-İran üçgeninin karşısında Irak-Suriye-Suudi Arabistan iç üçgeni yapısal olarak çıkmaktadır. Bu üçgenler arasında bölgesel dengelerin kurulması açısından kaymalar olmaktadır. Örneğin; Bağdat Paktı oluşumu sırasında Türkiye-İran-Irak yakınlaşması karşısında hemen Mısır-Suriye-Suudi Arabistan yakınlaşması doğmuştur. Ortadoğu ülkeleri birbirleri ile olan denge ve güç mücadelelerinde statükoyu değiştirmeye çalışan gücün karşısına mutlaka bu gücün karşıtı ittifaklarla oluşturmaya çalıştıkları denge stratejisi ile cevap vermeye çalışmıştır.

 

Örneğin; Irak’ın Kuveyt’e müdahalesi sırasında Mısır, Suudi Arabistan ve Suriye, Irak’a karşı bir ittifak oluşturmuştur. Buna karşı Irak, İran ve Ürdün ile yakınlaşmıştır. Türkiye Irak’a karşı olan ittifakı destekleyerek Ortadoğu’da dengeyi bozmaya yönelik Irak’ı sistem dışı bırakılmasına etkin olmuştur. ABD’nin Irak’a müdahalesi de sistem dışı bırakılan Irak’a bölge dengeleri sistemi içinde yeni bir yapı kazandırılması amacı ile olmuştur.

 

İki ülke, 90'lı yılların ortalarında sonuçsuz kalan siyasî uzlaşmalar bulmaya çalışmıştır. Ancak siyasî, sosyal ve kültürel ilişkileri şekillendirecek ortak bir siyasî ilkeler bildirisi oluşturamamışlardır. Ortada gerilimi hafifletmek için kriz idaresi benzeri bir uygulama vardı. Türkiye, Suriye'ye ilişkilerin uçuruma yuvarlanmasına neden olmayacak kadar su akışına izin veriyordu. 90'lı yılların başında ve Körfez Savaşı'ndan sonra ise, 1991 yılında, Irak'ın bölünmesini ve kuzeyde, her üç devletin de çıkarlarına zarar verecek bir Kürt devleti kurulmasını önlemek için, Suriye-Türkiye-İran arasında bir eşgüdüm kurulmuştur. Bush yönetimi 2005 yılından itibaren Suriye'yi tecrit etmeye çalıştığında, Türkiye cesur bir tavır sergiledi ve Suriye'nin Orta Doğu'daki rolünün oldukça önemli olduğunu söyledi. Böylece Bush'un ve yeni muhafazakârların çabalarını suya düşürdü.

 

Bugünkü mevcut konjonktüre baktığımızda Ortadoğu’da mevcut dengelerin oluşumuna ABD müdahalesi ile ciddi bir baskı unsurunun yer aldığını görmekteyiz. Irak, ABD’nin güdümünde demokratik olduğu iddia edilen yeniden yapılanma çabası içindedir. İran ise, Suudi Arabistan, Kuveyt ve BAE tarafından İslam devriminin ihracı ve nükleer programından dolayı tehdit olarak algılanmakta ve sistem dışı bırakılmış görülmektedir. İran nükleer programını bir koz olarak kullanarak, bölge içinde ve uluslararası konjöktürde bir yer edinmeye çalışmaktadır. Sovyetler Birliği’nin yıkılması sonrası yalnız kalan Suriye ile Irak’ın karşılıklı olarak, ciddi sorunları olduğu izlenimi edinilmektedir. Çünkü Irak merkezi yönetiminin ülke içindeki terörist hareketlerin arkasında Suriye’nin yer aldığı konusunda ciddi şüpheleri vardır. Mısır, Filistin sorununda lider rolünü oynamak istemektedir. Ancak, sorunu çözümsüz bir şekilde devam ettirmesi karşısında Arap ülkelerinin güvenini kaybetmiş durumdadır.

 

Türkiye’nin Uyguladığı Strateji

 

2009 başından itibaren Türkiye yukarıda belirtilen üçgenler açısından oluşan dengelere bağlı olarak, Ortadoğu stratejisini yeniden şekillendirme yoluna gitmiştir. İlk hamle olarak, Arap dünyasındaki imajı yenilemeye yönelik, İsrail ile olan ilişkilerdeki düzenlemenin yapılması gündemde yerini almıştır. Bu konuda 2006’da Hamas Lideri Halid Meşal’in Türkiye’yi ziyareti ile başlayan İsrail ile ilişkilerdeki gerginlik, 2009 Ocak ayında Davos’ta yaşanan krizin tetikleyici rolü ile açığa çıkmıştır. Müteakiben, İsrail’in Gazze’de uyguladığı harekâtın tenkid edilmesi, Anadolu Kartalı tatbikatına İsrail’in katılmasının önlenmesi ve İsrail’in nükleer gücünün Türkiye tarafından eleştirilmesi Arap ülkelerinde beklenen etkiyi sağlamış ve Türkiye’nin kredi notunun Ortadoğu’da artmasına neden olmuştur. Bu arada, Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan 2009 başından itibaren, Ortadoğu’nun kilit ülkelerine bir seri ziyaretlere başlamış ve bölgesel ve uluslararası konularda işbirliği teklif ederek, güven arttırıcı ilişkiler içine girmiştir.

 

Ocak ayında Mısır, Temmuz ayında Suriye, Ekim ayı içinde hem Irak ve hem de İran ziyaretleri Ortadoğu güç dengelerinin Türkiye liderliğinde yeniden şekillenmesi için uygulanan yol haritasının gerekleri olarak görülebilir. Bu şekilde Türkiye, Davutoğlu’nun belirtmiş olduğu Mısır-Türkiye-İran üçgenine Irak ve Suriye’yi de katmak suretiyle merkezinde kendisinin olduğu bir işbirliği ittifakına çevirmeyi başarmıştır.

 

Bilindiği gibi 1999 yılında savaş durumuna geldiğimiz Suriye ile bugün stratejik işbirliği konusunda çok ciddi mesafeler alınmış ve karşılıklı vizelerin dahi kaldırıldığı bir dosluk havası oluşmuştur. Eylül 2009’da Suriye ile imzalanan “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Anlaşması” ile Türkiye Suriye’nin batıya açılan penceresi olmuştur. Türkiye, Suriye’nin Sovyetleri Birliği’nin yıkılışı ile düştüğü yanlızlığa son vermiş ve Rusya’nın yerini almıştır. Bush yönetiminin 2005 yılından itibaren Suriye'yi tecrit etmeye çalıştığında, Türkiye cesur bir tavır sergilemiş ve Suriye'nin Orta Doğu'daki rolünün oldukça önemli olduğunu söyleyerek buna karşı çıkmıştır.  Türkiye, Suriye için son derece güvenilir bir ortak olarak gözükmektedir. Öyle ki, İsrail ile Suriye görüşmelerinde ve muhtemelen Filistin sorununun çözümünde Türkiye mutlaka ve arabulucu olarak veya bir şekilde yerini alacaktır. Suriye ise Türkiye’nin Arap dünyasına açılmasında bir referans olacaktır. Bu arada Türkiye, Suriye’nin Irak’la olan sorununa da arabuluculuk yapmak suretiyle ilişkilerin normalleştirilmesi üzerine gerekli çabayı sarf etmektedir.

 

Türkiye, Mısır ile İlişkilerini belirli bir düzeyde sorusuz olarak devam ettirme çabası içindedir. Mısır’ın Filistin ve Gazze sorunlarına ilişkin çabalarının sonuçsuz kalması üzerine Türkiye’nin yaptığı girişimler Mısır tarafından anlayış ile karşılanmıştır. Ancak, ABD ve özellikle Fransa hemen üçgendeki karşı ittifakı harekete geçirmek için Mısır’a destek çıkarak, Filistin sorununda Mısır’ın öne çıkması ve Türkiye’nin pasifize edilmesi için çaba sarf etmişlerdir. Bütün bu çabalara rağmen Mısır ile olan ilişkilerde bir sapma olmamış ve Türkiye’nin Filistin sorununda uyguladığı süreç belirli bir güven ortamını sağladığı için etkinliğini sürdürmüştür. Eylül 2009’da Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun ziyareti ile bu ilişkiler en üst seviyeye çıkmıştır.

 

Türkiye’nin Merkezi Irak Hükümeti ile ilişkileri Ekim ayı içinde yapılan ve Başbakan’ın katıldığı Türkiye-Irak Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi ile yine en üst seviyeye çıkmıştır. Bu konudaki girişimlerin ABD tarafından da desteklendiği değerlendirilmektedir. Son olarak, Başbakan tarafından Ekim ayı içinde yapılan ziyaret ile İran ile olan ilişkilerin gözden geçirildiği ve olumlu yönde bir raya oturtulduğu konusunda bir şüphe yoktur. Bu ilişkiler muhtemelen batının baskısıyla son derece bunalmış olan İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad’ın Kasım ayında Türkiye’yi ziyareti ile daha da pekişecektir. Bu suretle Ahmedinejad Türkiye’yi batıyı anlamak ve derdini anlatmaya aracılık etmek için bir çıkış noktası olarak kullanma imkanına sahip olacaktır.

 

Ortaya Çıkan Yeni Stratejik Denge Mekanizması ve Türkiye

 

Yukarıda çizmiş olduğum resme baktığımız zaman Davutoğlu’nun eserinde belirtmiş olduğu stratejik denge üçgeninin Türkiye tarafından yeniden şekillendirilmeye ve yeni denge stratejisinin uygulamaya konulmaya başladığını görmekteyiz. Ortaya konulan yeni şekil uç noktasında Türkiye’nin olduğu ve diğer uçlarında Suriye, Irak, Mısır ve İran’ın olduğu bir beşkenardır. Bu beşkenarda her bir ülkenin birbiriyle olan ilişkileri Türkiye liderliğinde tesis edilecek ittifak ve bütün bu ülkelerin katılımıyla gerçekleştirilecek Bölgesel Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi tesis edilebildiği takdirde bölgede yeni bir stratejik ittifak yapısı oluşacak ve barış ve denge ortamı oluşabilecektir. Oluşan konsey içinde katılımcı bütün ülkeler karşılıklı sorunlarını masaya yatırarak, diğer ülkelerinde katkısıyla ortak bir yol bularak, uzlaşmaya ve çözüme gidebileceklerdir. Bu yapı için dışında kalan İsrail kendisini yanlızlıktan kurtarmak için uyumlu bir politika izlemek zorunda kalacak ve İsrail ile Filistin sorunu dahil bir çok sorun bölge içinde halledilebilir hale gelebilecektir. Muhtemelen böyle bir kararlı stratejik dengenin oluşumu İran’ın tehdit olarak algılanmasını minimize edecek ve nükleer programında arzu edilen düzenlemeleri yapmaya özen göstrerecektir. Irak, kendi içindeki sorunları ve özellikle kuzeyindeki yapılanmayı merkezi hükümetin kontrolü altına alabilecektir. Suudi Arabistan dahil diğer ülkelerde bu yapıya katılarak, en azından bir işbirliği ve karşılıklı uzlaşma ortamı sağlanabilecektir.

 

Ancak, böyle bir yapılanmaya ABD ve Fransa İngiltere, Almanya gibi bölgenin devamlı sorunlu olmasından nemalanan ülkeler tarafından müsaade edilecek midir? Daha şimdiden batı medyasında gördüğümüz, Türkiye yüzünü Doğu’ya dönüyor, batının çabalarını baltalıyor gibi yaklaşımlar batının endişeleri ve geleceğe yönelik tutumu hakkında uyarı niteliği taşımaktadır. Bu nedenle, Türkiye bu cesur girişiminde batı tarafından yalnız bırakılabilir ve dikkatinin dağılması için başına yeni sorunlar açılabilir. Buna karşı, Türkiye’nin uygulamaya çalıştığı bu stratejide mutlaka ABD’ni ikna etmesi ve desteğini sağlaması olmazsa olmaz olarak gözükmektedir. Gerçekte de ABD Başkanı Barak Obama dış politika stratejisinde diyalog ve ittifaklar yoluyla barış ve denge ortamının sağlanmasını öngörmektedir. Türkiye Ortadoğu’da geçmişinden gelen coğrafi ve stratejik derinliğinin sağladığı avantaj ile her ülkenin sorunlarına ayrı ayrı ilgi göstererek karşılıklı uzlaşma sağlayacak ortamı gerçekleştirmeye muktedir bir konumda olduğunu göstermeye başlamıştır. Türkiye’nin bu ittifakı başarması batının Türkiye’yi otomatik olarak AB yapısı içine almasını zorunlu tutacağı gelecekte bir realite olarak gözükmektedir.

 

Dipnotlar

 

[1] Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik, Küre Yayınları, s. 353. Aralık 2008