Mısır Devlet Başkanı Mursi’nin Girişimleri ve Türkiye’nin Bölgesel Liderliği

 

Arap Baharı rüzgârını geride bırakan Mısır yapmış olduğu sancılı seçimlerle önce demokratik rejimin gereği olan parlamentoyu tesis etmiş ve daha sonra da bir şekilde devlet başkanını seçerek Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) istediği biçimde bir yönetim biçimini geliştirmek üzere rayına oturmuştur.

 

Yeni seçilen devlet başkanı Mursi her ne kadar Sunni Müslüman Kardeşler kökenli olsa da yönetime geçer geçmez yaptığı ilk icraatlar ile korkulduğu gibi aşırı dinci bir politika uygulamayacağı intibağını vermiştir. Nitekim idareyi ele aldıktan sonra devlet başkanlığı yetkilerini elinden bırakmaya hiç niyeti olmayan Yüksek Askeri Konsey’i akılcı bir şekilde tasfiye ederek, üyelerini bir anda emekli etmesi Mursi’nin ne kadar kararlı bir lider olduğunu göstermesi açısından dikkate değerdir. Arkasından inisiyatifi ele alarak, yıllarca diplomatik açıdan ihmal edilmiş ve hasmane tutum içinde bulunulan Iran’a Eylül ayı başında yapılan Bağlantısızlar Zirvesi nedeniyle yaptığı ziyaret, uluslararası arenada daha ayağının tozuyla giriştiği, şaşkınlık yaratan bir hareket olarak görülmüştür. Mursi İran’la diplomatik ilişki tesis etmesinin yanı sıra burada kararlı bir şekilde Suriye konusundaki politika ve tutumunu açık bir şekilde ilan etmiştir.

 

Halen Mısır ekonomisine baktığınızda gayri safi milli hasıla (GSMH) diye bir şeyin kalmadığını ve ekonomisinin büyük bir çöküş içinde olduğunu söyleyebiliriz. ABD ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin yardımı olmadan belini doğrultamayacağını rahatlıkla görebiliriz. Gerçekte içeride gerek ekonomik, sosyal ve gerekse siyasi açıdan düzenlemesi gereken pek çok şey Mursi’nin önünde dağ gibi durmaktadır. Yeni seçilen başkanın 100 gün gibi bir süre içinde iç ve dış politikada tedbirli ve çekimser bir şekilde olayları anlaması ve siyasi, ekonomik, sosyal stratejik seçenekleri belirlemeye çalışarak, daha sonra somut bir şekilde bunları uygulamaya koyması teamüller gereğidir. Buna karşın, haziran ayı ortasında seçilen Mürsi’nin iç politika sorunlarını bir tarafa koyarak, beklemeksizin dış politikada ağırlığını koymak için kollarını sıvadığını izlemekteyiz.

 

Mısır’ın Dış Politika Atılımları

 

Bu bağlamda ilk çıkışı, 12 Temmuz 2012 tarihinde Mursi'nin Suudi Arabistan'da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi'ne katılmasıyla olmuştur. Burada inisiyatifi ele alarak, Suriye sorununun barışçıl çözümü için önerdiği Mısır, Suudi Arabistan, İran ve Türkiye ile Suriye’nin işbirliğini geliştirmesi mesajı Mısır’ın artık Orta Doğu siyasetinde var olma isteğini dile getiren bir çıkış olarak ele alınmalıdır.

 

Ardından ana amacı ekonomik yatırım sağlamak olsa dahi, Suriye konusunda görüş alış verişinde bulunmak için 28 Ağustos’ta yaptığı Çin ziyareti ve sonrasında İran’da kurucusu olduğu Bağlantısızlar toplantısına katılması Mursi’nin etkinliklerine örnektir. Ortadoğu’da kanayan yara olan Suriye konusunda lider tutumuyla yaptığı açıklama Mısır’ın aktif rol oynama konusundaki iradesini ortaya koymuştur. Mursi net bir şekilde muhalifleri desteklediğini ve Esad’ın gitmesi gerektiğini belirtmiş ve bu husus İran üzerinde tercümelerin tahrifatı ile sonuçlanan neredeyse bir şok etkisi yaratmıştır.

 

Mursi’nin son açıklaması ise, Suriye konusunu Ankara ile görüşeceği şeklindedir. Mursi Suudi Arabistan’da ortaya koyduğu sorunun barışçıl çözümü için Mısır, Suudi Arabistan, İran ve Türkiye ile işbirliği konusunu Türkiye nezdinde gündeme getirerek, liderliğini kendisinin yapacağı yeni bir inisiyatife yol açma niyetinde olduğu ifade edilebilir. Aslında bu öneri yeni bir yaklaşım değildir. Türkiye bu konuda gerekli girişimleri hem Suriye ve hem de belirtilen ülkeler nezdinde yapmıştır. İran ve Suriye’nin karşı çıkışı bu girişimin gerçekleşmemesine neden olmuştur ve hala aynı tehlike sürmektedir. Buna rağmen Mursi’nin ısrarla girişimini sürdüreceği tahmin edilebilir.

 

Burada asıl mesele, sorunun kimler tarafından çözülebileceği değil Mısır’ın Arap dünyası ve Orta Doğu bölgesel lideri olarak ortaya çıkışı için neden oluşturmasıdır.

 

ABD’nin Mısır ve Türkiye’ye Olan Tutumları Nasıl Olabilir

 

Türkiye’nin Ortadoğu Liderliği

 

Mısır Arap Baharı sancıları ile kıvranırken Ortadoğu’yu İran’a karşı boş bırakmamak için ABD Türkiye kartını ileri sürmüş ve Davutoğlu’nun “sıfır sorun” politikasına destek vermiştir. Ancak, elde edilen başarılar Türkiye’nin gözünü kamaştırmıştır. Türkiye’nin davranış ve çıkışları ABD’nin öngöremediği bir aşamaya gelmiş ve İsrail-Türkiye ilişkileri Türkiye’nin zorlaması ile bozulmuştur. Bu husus, ABD’nin hiç arzu etmediği bir sonuç olarak ele alınmalıdır. Ortadoğu’da İsrail desteğinden yoksun Türkiye ABD’nin bölge liderliği stratejisine uymadığından Türkiye tedrici bir şekilde yanlız bırakılma politikası ile karşı karşıya kalmıştır. Malesef hükümet bu yalnız bırakılma politikasının sonuçlarını öngörememiştir. Görememesinin nedeni ise, Suriye’den hemen önce Libya sorununda Türkiye’nin NATO içerisinde aktif rol almasının getirdiği örtüdür. Bu aşamada son derece aktif olan Türkiye Suriye konusunda da aynı işbirliğinin ve yaklaşımın sağlanabileceğini değerlendirmiştir. Ancak, konu Arap dünyası ve Orta Doğu olunca ABD ve Batı’nın yaklaşımları değişmiştir. ABD için İsrail sorunu ile ABD’ye karşı duran bir Türkiye’nin Suriye sorununda da inisiyatif alarak, bölgesel lider olma durumunda ele avuca sığmayacağı ve kontrol edilemez bir duruma geleceği değerlendirilmiştir. Bu nedenle, seçimlerinde önayak olması bahanesi ABD’nin ağır aksak Mısır seçimleri sonucuna kadar Türkiye ile idare eder bir tutum takınmasına neden olmuştur. Özellikle, Suriye konusunda Rusya ve Çin’in BM’deki Suriye yanlısı tutumu ABD’nin Türkiye’yi öne çıkartan ancak söylemler dışında açık ve net destek vermeyen bir strateji içine girmesine neden olmuştur. İngiltere ve Fransa’da aynı tavrı sürdürmüştür.

 

Sonuç olarak, Türkiye hem İran ve hem de Suriye ile karşı karşıya kalmıştır. Buna ilave olarak Rusya’nın Suriye yanlısı tutumu Türkiye’nin BM vasıtasıyla almasını umduğu desteği engellediği için Türkiye’nin liderlik arayışlarını açmaza sokmuştur. ABD, İngiltere ve Fransa’nın sözde kalan destekleri Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun gittikçe derinleşmesine mani olamamaktadır. İran ve Suriye tarafından PKK’ya verilen açık destek arkasından uyku halinde bulunan ASALA’nın çıkışıyla daha geniş bir boyut kazanma aşamasına gelmektedir. Türkiye bir NATO ülkesi olmasına rağmen ABD ve Avrupa tarafından bölgesel lider olması ve kontrol edilemez bir duruma gelmesi istenmemektedir. Bunun böyle olduğunu Türkiye İsrail ile ilişkilerini getirdiği nokta ile Batıya dikte ettirmiştir.

 

Mısır’ın Durumu

 

Mısır başkanını seçmiştir. Mısır ABD için stratejik önemi haizdir. Nedenlerini aşağıdaki gibi sayılabilir:

 

·Mısır deniz nakliyat yollarının en önemlilerinden biri olan Suveyş Kanalını kontrol etmektedir. ABD’nin bu bölgeyi kontrolü hayati öneme sahiptir.

·İsrail-Filistin sorununda doğrudan etkisi olan bir konumdadır ve mutlaka ABD ile işbirliği içinde olmalıdır.

· Sunni Arapların lideri konumunu sürdürmelidir. Bu İran’a ve Suriye’ye karşı diğer Arap ülkelerinin birleşmesini sağlayacak bir imkandır. Arap ülkeleri tarafından Türkiye’ye tercih edilir.

·Tesis ettiği demokratik yapılanmasıyla Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi diğer Arap ülkelerine Türkiye’den daha etkin bir şekilde örnek olabilir.

·Ekonomisini ve sosyal yapısının zayıflığı, yeni kurulan demokrasi yapılanması ABD desteğine ve kontrolüne ihtiyaç göstermektedir. Türkiye’ye nazaran kontrolü daha kolaydır.

·Mürsi’ye verilecek bölge liderliği görevi, Müslüman Kardeşlerin yapısından uzak, ABD taraftarı bir yönetim şekline önem vermesini sağlayacaktır.

 

Yukarıda saydığımız nedenlerden dolayı ABD bir an evvel Mursi’nin sahneye çıkarak Suriye sorunu ile birlikte Mısır’ın Orta Doğu’da liderlik davranışını yüklenmesini istemesi son derece doğal bir yaklaşımdır. Mursi’nin bu tür çıkışının ABD tarafından teşvik edildiğine ve desteklendiğine hiç şüphe yoktur. ABD Mısır liderliği altında bütün Sunni Arapları kontrolü altında tutarken, diğer taraftan Bağlantısızlar Örgütü mensuplarının nabzını tutabilecek ve İran’ın bütün cephelerde yalnız bırakılmasını gerçekleştirebilecektir. Bu suretle, Filistin-İsrail sorununu istediği gibi yönlendirirken Orta Doğu’da belirlediği stratejiyi Türkiye dahil istediği gibi şekillendirecektir. Buna kimsenin şüphesi olmamalıdır.

 

Ortada ABD’nin tercihleri vardır ve bu tercihler artık Türkiye’den Mısır lehine kaymıştır. Türkiye açısından yapılacak en akıllıca şey bu konudaki gelişmeleri değerlendirerek, daha çok kayıplara yol açacak davranışlardan kaçınmak şeklinde olmalıdır.