Orta Asya’da misafirin iyisi ya da kötüsü, zengini yada fakiri, genci yada yaşlısı, kadını yada erkeği, tanıdık yada tanımadık olmasının hiç bir önemi yoktur. Onlara göre misafir her zaman Tanrı’nın bir elçisidir. Orta Asya Türkleri gelen her misafire yemez yedirir, içmez içirir. Kazak atasözünde olduğu gibi “misafirle hiçbir yiyecek olmazsa bile sıcak ve samimi sohbet yeter” derler. Orta Asya’da kapısı çalınan her ev gelen misafiri evine alır, güzel bir sofra hazırlar, gerekirse gece de kalmasını sağlar ve uğurlarlar.

 

Bu gelenek Orta Asya’da çok eski dönemlerden beri süre gelmektedir. Kimine göre bu gelenek Cengiz Han’ın askerlerini doyurmak için geçtiği bölgelerdeki hanelere dağıtmasıyla başladığını, kimilerine göre de Büyük İpek Yolu’nun başlamasıyla bu yol üzerinde yaşayan halklarla tüccarların arasında gelişen konaklama ihtiyacından doğduğunu belirtirler. Burada önemli olan bu güzel geleneğin bizlere kadar ulaşmasıdır. İhtiyacı olan herkesin güvenle kalabileceği ve rahat edebileceği ortamın sağlanmasıdır. Karşılıksız, sorgusuz yardımlaşma ve destektir. Bunun en güzel örneklerinden biri de İkinci Dünya Savaşı sırasında Orta Asya Türklerinin ırkı ve dinine bakmadan savaştan olumsuz nasibini alan herkese evlerinin kapılarını açmaları ve birlikte hayata devam etmeleridir.

 

Orta Asya Türklerine göre bu gelenekleri yerine getirirken bazı kurallara da dikkat edilmesi gerekir. Örneğin, gelen misafirin herkesle elini göğsüne getirip eğilerek selamlayıp hal hatır sormaları, en ufak yaş farkına rağmen herkese “siz” diyerek saygıyla hitap etmesi şarttır. Bu geleneğin en önemli manevi özelliği ise herkese saygıyla, hürmetle paylaşarak iletişim kurmayı gelenek haline getirmesidir. Orta Asya’da gelen misafiri eli boş göndermezler. Aileler durumlarına göre hediye, yiyecek vererek uğurlarlar. Özbek Türklerinde "misafir babadan daha önemlidir” diye atasözü bile vardır. Bu, onların misafire saygı, hürmet göstermelerinin en önemli kanıtıdır.

 

Ani gelen misafir karşılamanın yanısıra düğün, ölüm ve eğlence durumlarımda özel olarak davet edilen misafirler için uygulanan adetler de vardır. Bu durumda gelen misafirler ev sahipleri için özel hazırlıklarla gelirler. Hanımlar tüm mutfak hünerlerini gösterirler. Büyük ağaç dallarından örülen sepetlere elde yapılmış tatlı ve tuzlu hamur işleri, ekmek gibi yiyecekler hazırlayıp sofraya sararak getirirler. Ev sahibi de geri sepeti çeşitli yiyeceklerle doldurup gönderir. Gelen misafir akil ya da yetenekli biri ise onun içtiği ve yediği yemeğinin kalanını ev sahibinin çocuğuna yedirirler. Bu adet çocuğun o kişiye çekeceği anlamına gelmektedir. Eğer gelen misafire ortaya büyük tabakla yemek sunulursa ona aileyle eş diğer mamule gösterdiklerini ve ayrı tutmadıkları anlamına gelir. Özbek Türkleri buna “hom tobak” yada “inok tobak”, kardeşliğin ve dostluğun tabağı derler.

 

Orta Asya tarihine önemli izler bırakan ünlü alimler; Abu Reyhan Birûni, Abu Abdullah Harezmi, Fıtrat, Abu Ali İbn Sinalar da hayat felsefelerinde dostluk, kardeşlik, saygı ve paylaşım gibi güzel kişilik nitelikleri her zaman öne sürmüşlerdir. Bu gelenekler bizlere babalarımızdan ve geçmişimizden kalan kutsal, altın diğerindeki manevi zenginliklerimizdir. Orta Asya Türklerinin misafirperverlikleri her şeyden önce iyiliğin, hoşgörünün ve saygının simgesidir. Bu özellikleriyle de hep ayrı bir yere sahip olmuşlardır ve kendilerinden söz ettirmişlerdir.