Endüstri devrimiyle birlikte üretim ve teknolojideki dönüşüm farklı sektörlerin enerji ihtiyacının karşılanmasında petrol ve doğalgazı ön plana çıkarmıştır. Bu süreçte hidrokarbon yataklarına sahip ülke ve bölgeler 20.Yüzyılın başında Rudhard Kipling’in sözüne ettiği Büyük Oyun[1] yaklaşımının odağında yer almıştır. O dönemde özellikle Orta Asya’da mücadele veren en önemli oyuncular Ruslar ve İngilizlerdir. Çarlık Rusya’sının ardından Sovyetler Birliği döneminde başta petrol ve doğalgaz olmak üzere Orta Asya’daki enerji kaynaklarının çıkarılması, taşınması ve paylaşılması konusunda sistemi tehdit edebilecek problemlerden söz etmek zordur. Aynı dönemde Sovyetler rejiminin ayrışan halklar-farklılaşan kimlikler siyaseti ile bugün kendine özgü jeopolitik bir öneme sahip olan Kafkaslar ve Orta Asya’da hidrokarbon kaynakların dağılımı Moskova’nın belirleyiciliği altındadır. Sovyetler sisteminin çöküşü ile bağımsızlıklarını elde eden ülkeler artık “yeni büyük oyunun” sahnelendiği küresel ve bölgesel enerji mücadelesinde yerlerini almışlardır. Bölgenin kısa süre içerisinde geldiği stratejik konumla paralel olarak ABD Başkan Yardımcısı Chenney 1998 yılında Kazakistan’da düzenlenen bir konferansta “Hazar bölgesi kadar dünyada bir anda hayati öneme haiz olan başka bir bölge hatırlamıyorum” diyerek bölgenin farklı coğrafyalarda nasıl algılandığına yönelik ipuçları vermektedir. ABD, Çin ve Hindistan’ın artan enerji ihtiyacı ve Avrupa ülkelerinin giderek tehlike arz eden enerji bağımlılığı Hazar’daki petrol ve doğalgaz kaynaklarının önemini daha da artırmaktadır. Söz konusu ülkelerin dışında, bu ülkelerle ilişkili “gelişmekte olan ülkeler” ve geniş coğrafyalara etkisi olan küresel şirketler Hazar Denizinin paylaşımı ve statüsü konusunda söz söyleyebilme gayreti içerisindedir.

 

Neden Önemli?

 

Hazar denizi[2] yaklaşık 371.000 km karelik bir alanda hiçbir deniz ve okyanusla nehir-kanal şebekesi dışında bağlantısı bulunmayan bir tuzlu su kitlesidir. Söz konusu bağlantı ise Volga ve Don nehirlerinin kollarına eklenen kanallar aracılığıyla Karadeniz ve Baltık Denizi'ne bağlanmaktadır. Hazar’ın küresel güç mücadeleleri açısından en belirgin yönü dünya petrol rezervinin , doğalgazın ise ’nü barındırıyor olmasıdır. Bununla birlikte su seviyesi sürekli sürekli yükselmekte olan Hazar Denizinde petrol ve doğalgaz dışında balıkçılık çok yaygındır. Dünya havyar ihtiyacının %90’ı buradan karşılanmaktadır. Toplam uzunluğu 7000 km civarında olan Hazar’a kıyıdaş ülkeler kıyı uzunlukları sırasıyla Kazakistan (2320km), Rusya (1930km), Türkmenistan (1200km), Azerbaycan (825km) ve İran (740km)’dır. Bugün bölgedeki enerjinin paylaşımı ve kullanımına yönelik temel sorun 5 ülkenin müdahil olduğu hukuki statünün belirlenememesidir.

Şekil 1. Hazar’a kıyısı bulunan ülkeler

 

Anlaşmalar Yetersiz

 

Hazar havzasındaki ilk resmi anlaşmalar Rusya ve İran arasında yapılmasına karşın gelinen noktada bu anlaşmaların kabul edilebilirliği tartışmalıdır. İki ülke arasında sırasıyla 10 Şubat 1828 Türkmençay Antlaşması, 26 Şubat 1921 Moskova Dostluk Antlaşması, 27 Ağustos 1935 Tarihli Antlaşma ve 25 Mart 1940 Tahran Antlaşması yapıldığı görülmektedir. Bu anlaşmaların hiç birisinde iki ülke arasındaki sınırların belirlenmesi ve Hazar’ın ortak kullanımına yönelik hükümler yer almamıştır.  Burada sadece seyrüsefer ve balıkçılıkla ilgili konuların düzenlendiği görülmektedir. Bu hukuki eksiklik ve belirsizlik yaratan anlaşma hükümleri, küresel şirketlerin ülke siyasetlerine yön vermesi ve kıyıdaş devletler arasındaki çekişme Hazar’ın statüsü ve dolayısıyla petrol ve doğalgazın kullanımı konusundaki tartışmaları gidermekten uzaktır. Benzer şekilde özellikle Hazar’ın kuzeyindeki ülkeler arasında yapılan anlaşmalar da diğer iki ülkeyi kapsamadığı için çözümsüzlüğün giderilmesine engel teşkil etmektedir. Son olarak bu yıl Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi (SOCAR) ile İran Hazar Petrol Arama ve Üretim Şirketi arasında Tahran’da Hazar Denizi’nde petrol arama ve üretimi konusunda işbirliği protokolü imzalanmıştır.

 

Kuzey-Güney Çekişmesi

 

Hazar’a kıyısı bulunan 5 ülkenin kendi çıkarları açısından ortaya koyduğu tezler ve SSCB’nin dağılmasıyla birlikte işleyen süreç değerlendirildiğinde Kazakistan, Rusya ve Azerbaycan’ın benzer görüşler ortaya koyduğu buna karşın Türkmenistan ve İran’ın bu 3 devletin geliştirdiği çözüm önerilerine sıcak bakmadığı görülmektedir. Bunun temel sebebi Hazar’ın kuzeyinde yer alan Kazakistan, Rusya ve Azerbaycan’ın kıyı uzunluğunda da verdiği avantaj ile “Ortak Kullanımı” biran önce işlevsel hale getirmesi, Türkmenistan ve İran’dan oluşan Güney kısmın ise elde edecekleri kullanım alanını Kuzey ülkelerinin teziyle hayata geçiremeyecek olmalarıdır. Hazar’a kıyısı bulunan tüm ülkeler askeri güç bulundurma ve bunun şekli konusunda benzer bir yaklaşım sergilemektedir. Ancak farklı konularda yoğun işbirliğine gidebilen bu ülkelerin Hazar’ın statüsü ve paylaşımı çerçevesinde derin bir fikir ayrılığına sahip olduğu söylenebilir.

 

Deniz Mi? Göl Mü?

 

Hazar’ın statü sorununun temelinde “kapalı deniz ” ya da “uluslararası göl” olduğu yönündeki tartışmalar yatmaktadır. Zira 1982 BM Deniz Hukuku sözleşmesine göre Hazar’ın açık deniz statüsünde değerlendirilmesi durumunda 5 ülkenin dışındaki tüm ülkelerin de buradan yararlanması hakkı doğmaktadır. Oysa Hazar havzası uygulamada uzunca bir süredir 3. ülkelerin kullanımına kapalıdır. “Kapalı” veya “yarı kapalı” deniz kabul edilmesi ise denizlere dar bir geçitle bağlı olup olmamasına göre belirlenmektedir. Bu durumda Don ve Volga nehirleri göz önüne alındığında Hazar’ın yarı kapalı bir deniz olarak değerlendirilmesi mümkündür. Bu durumda Hazar’ı Karadeniz ve Baltık denizine bağlayan suların uluslararası sular şeklinde kabul görmesi mümkündür. Rusya bu yaklaşıma öteden beri karşıdır. Kazakistan daha önce Hazar’ın deniz olduğunu savunmakla birlikte daha sonra Rusya ile varılan anlaşma gereği  “göl olduğu” yönünde yaklaşımı benimsemiştir. Azerbaycan açısından önemli olan kendi egemenlik haklarını kullanmak ve küresel şirketlerle yapılacak anlaşmalar ve yeni nakil hatlarıyla sistemi güçlendirmektir. Diğer üç ülkede Hazar’ın göl olduğu görüşünde mutabık kalmışlardır. Buna göre 5 kıyıdaş ülkenin hemen hemen tümü konjonktürel bazı farklılıklar arz etse de Hazar’ın göl olduğu konusunda hem fikir olmuşlardır. Çolakoğlu (1998)’e göre önemli olan bunun sınır gölümü yoksa ortak kullanıma yönelik bir göl mü olması gerektiğidir…Geçmişteki (1991’e kadar) uygulama ve varılan ikili anlaşmalardan hareketle Hazar’ın sektörlere göre tahsis edilmiş göl statüsünde değerlendirildiği görülmektedir. Uluslararası göllere yönelik belirgin ve kabul görmüş uygulamalarının olmaması bu konudaki tezlerin de sürüncemede kalmasına zemin oluşturmaktadır.

Şekil 2.Göl Esasına Göre Paylaşım                                                   Şekil 3. Ortak Kullanım Esasına Göre                                                                                                                                          Paylaşım

 

Rusya’nın Sürece Bakışı

 

Rusya uzun süre Hazar’ın açık denize doğal bir çıkışı olmadığı için buranın bir göl olduğunu savunmuştur. Hazarın statüsü beş ülke arasında çözüme kavuşturulmamış olsa da daha önce Rusya ile Kazakistan ve Azerbaycan arasında hem ikili hem de üçlü anlaşmaların imzalandığı görülmektedir. Bu anlaşmalar Hazar havzasının kuzeyindeki ülkelerin mevcut sorunun çözümünde “ortak hat” yöntemini benimsediğini ortaya koymaktadır. Buna göre kıyıdaş devletlerin kıyı çizgilerinden ortak ve eşit bir hat çizilmesi, denizin dibinin bölünmesi, su yüzeyinin ise ortak kullanımı esas alınmaktadır. Rusya için önemli olan Post-Sovyet alandaki enerjinin kullanılması ve nakli konusunda belirleyici iradesinin devam etmesidir. Bu bakımdan daha önce Kazakistan ve Azerbaycan’ın statü sorunu çözülmeden başka merkezli küresel şirketlerle iki anlaşmalar yapması Rusya’nın Hazar’da çözümsüzlükten yana olması anlamına gelmektedir. Zira Hazar’da kalıcı bir çözüm Rusya’nın nakil hatlarına bağımlı olduğunu düşünen diğer kıyıdaş ülkelerin yeni boru hatlarıyla enerjiyi nakil edebilmesi ihtimalini artıracaktır. Bu temel üzerinde “ortak hat” ve “göl” yaklaşımını benimseyen Rusya şuanki koşullarla Hazar’da kalıcı bir çözüme sıcak bakmamaktadır.

 

Diğer Ülkeler Ne İstiyor?

 

Hazar’ın statüsü konusunda devletlerin farklı yaklaşımlarının olduğu görülmektedir. “Yüzyılın Anlaşması” adıyla imzaladığı uluslararası anlaşma sebebiyle statü sorununu derinleştiren Azerbaycan kendisine düşen payın en hızlı ve etkin biçimde kullanabilmek amacıyla Hazar’ın bir deniz olduğunu ve sınırların uluslararası kurallar çerçevesinde belirlenmesi gerektiğini savunmaktadır. İran’ın yaklaşımı daha net ve kendi kullanım alanını artırmaya yönelik bir muhtevaya sahiptir. Hazarda her bir kıyıdaş devletin %20 oranında eşit paya sahip olmasını isteyen İran, Araz-Alov -Şark petrol sahalarını sınırlarına katmak istemektedir.   Kazakistan Azerbaycan ile benzer görüşleri benimsemekle birlikte Azerbaycan’ın tersine Hazar’ın ulusal sektörlere bölünmesini değil, deniz yatağının paylaşılması ve belirlenen sınır dışında ortak kullanılması ortaya koymaktadır. Çevre hassasiyetiyle Rusya’nın da desteklediği bu görüş zaman zaman Azerbaycan’ın farklı yaklaşım göstermesine sebep olmaktadır. Türkmenistan ise Azerbaycan’ın aksine Güneşli, Çırağ ve Azeri’nin kendisinde kalmasını sağlamak üzere Hazar’ın hem tabanının hem de su yüzeyinin bölünmesini ve her devletin kendi sektörünü kontrol etmesini istemektedir. Görüldüğü üzere kıyıdaş ülkelerin kuzey-güney ayrışması enerji kaynaklarından daha fazla pay almak adına oluşturdukları çıkar alanları ile ilişkilendirilebilir.

 

4. Zirvenin Ardından

 

Hazarın statüsüyle ilgili toplantıların ilki 2002’de Aşkabat’ta, ikincisi Tahran’da, üçüncüsü 2010’da Bakü’de yapıldı. Rusya’ya bağlı Astrahan şehrinde yapılan dördüncü zirve toplantısını diğerlerinden ayıran en önemli husus Kuzey-Güney ayrışmasının belirginleşmesi oldu. Zirve toplantısı sonrasında Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısı Halef Halefov “Zirvede Hazar'ın yüzeyi ile ilgili anlaşmaya varılsa da, temel sorun Hazar'ın dibi, yani doğal kaynaklardan yararlanma meselelerindedir. Bu yönde Azerbaycan Rusya ve Kazakistan arasında anlaşma elde edilse de Türkmenistan ve İran'la görüş ayrılıkları mevcut" diyerek bu ayrışmayı açıkça ortaya koymaktadır. Astrahan’daki zirvede Hazarda hidrojeoloji alanında işbirliği, olağanüstü durumların önlenmesi, biyolojik kaynakların korunması ve onların kullanımıyla ilgili işbirliğini sağlayan 5 anlaşmaya imza atıldı. Ayrıca her devletin kıyısından 15 deniz mili, balık avı içinse kıyıdan 10 deniz mili mesafede yararlanabileceği belirlendi. Gerek zirve sonrasında yapılan açıklamalar gerekse Kazakistan’ın en uzun kıyı uzunluğuna sahip olduğu dikkate alındığında 2016’da Kazakistan’ın Astana kentinde yapılacak zirvede statü sorunun çözümüne yönelik daha etkili adımlar atılabileceğini söylemek mümkündür.

 

Türkiye’nin Konumu

 

Türkiye Hazar’daki kaynakların özellikle dağıtımı ve taşınması konusunda ortaya koyabileceği potansiyelin çok gerisinde kalmıştır. Bunun sebepleri arasında temel olarak Rusya’nın söz konusu alanda sağladığı hakimiyet, Türkiye üzerinden enerji hattı kurulmasına izin vermeyişi ve Türkiye’nin bu bölgenin önemiyle doğru orantılı olmayan siyaset ve diplomatik ilişki biçimi gösterilebilir. Oysa 2013 yılı itibariyle Türkiye’nin petrolde dışa bağımlığı %90 doğalgazda ise %97 düzeyindedir. Gelecekte çıkarılan petrol ve doğalgazın dünya enerji ihtiyacını karşılamaması ve küresel şirketlerin genel olarak birkaç ülke temelli olması bu kaynakların paylaşımı konusunda Türkiye gibi enerji bağımlısı ülkeleri büyük krizlere uğratabilir. Bu sebeple Türkiye’nin bir an önce yenilenebilir enerji başta olmak üzere dışa bağımlılığını azaltacak stratejiler geliştirmesi gerekmektedir.

 

KAYNAKLAR

 

Çolakoğlu, S (1998) Uluslararası Hukukta Hazar'ın Statüsü Sorunu, A.Ü.S.B.F Dergisi. C. 53, s.107.

Gökçe, M. (2008). “Sovyet Sonrası Dönemde Hazar Çevresinde Yaşanan Rekabet”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 1(3)3: s.187‐200.

Deniz, T (2014). Enerji diplomasisi açısından siyasallaşan mekân, Hazar: Statü ve paylaşım sorunu, Türk Coğrafya Dergisi Sayı 62, s.29‐37.

Kahraman, A (2008). Hazar ekseninde botu hatları diplomasisi, Stratejik Öngörü, Sayı: 12, s-133-144.

Nogayeva, A. (2011).Orta Asya'da ABD, Rusya ve Çin: Stratejik Denge Arayışları, USAK yayınları, No: 55, s.95.

Poyraz, Y (2011). Hazar’ın hukuki rejimine ilişkin sorunlar ve kıyıdaş devletlerin çözüm çabaları, Uluslararası Hukuk ve Politika, 7(28), s.27-55.

Terzioğlu, S.S.(2008). Hazar’ın Statüsü Hakkında Kıyıdaş Devletlerin Hukuksal Görüş, OAKA, 3(5). S.27-28.

 


[1] İlk olarak 1830 yılında ortaya çıkan  “Great Game” yaklaşımı, Rudyard Kipling’in “Kim” (1901) adlı romanında bölgedeki İngiliz-Rus mücadelesine yönelik olarak kullanılmıştır.

[2] Tarihi süreç içerisinde genel kullanılışı itibariyle…