Önceki bölümlere devam ediyoruz…

 

Peş peşe atılan adımlarla Rus kurumlarıyla kurulan ilişki daha üst düzeylere taşındı. Öyle ki terör örgütünün başı kaçışı sırasında Moskova’yla kurulan bu sıkı ilişkilerin sayesinde Rus Mafya’sının yardımıyla bu ülkeye sığınmayı bile başardı. Duma ÖCALAN’ın iltica başvurusunu bire karşı 298 oyla kabul etti. Rus Liberal Demokrat Parti başkanı Jirinovski, ÖCALAN Rusya’dayken basın toplantısında elindeki anahtarları sallayarak “Türkiye’nin anahtarı benim elimde” dedi. Ne var ki Türkiye’nin ve zorla harekete geçirdiği batı ülkelerinin baskısına dayanamayan Rusya geri adım atarak ÖCALAN’ı kaderine terk etti.

 

Kurduğu uluslararası ilişkinin yardımıyla örgütün sahip olduğu insan ve silah kapasitesindeki artışın neden olduğu kadroların sınırlar arasında serbestçe hareketi ve silah-mühimmat ihtiyacına olan yeni talebin karşılanması beraberinde yeni sıkıntıları da getirmişti. Artan her yeni talep, her yeni genişleme bilinen uygulamalara yenilerinin ilavesini zorunlu kılmaktaydı. Sözü edilen örgütsel hareketlilik ve ihtiyaçların ikinci ve üçüncü ülkeler aracılığıyla sağlanması zorunluluğu diğer önemli bir sıkıntıydı. Aracı ülkelerin varlığı hem ihtiyacın yeterince karşılanmasının hem de gizliliğin korunmasının önündeki engellerdi. Karadeniz’e çıkmak suretiyle PKK bu sıkıntısını gidermiş oldu. Özellikle de Sovyetlerin çöküşünden sonra birden ortaya çıkan Kızılordu’ya ait silahların pazarıyla doğrudan ilişki kurulmasıyla ve sağlanan silah ve mühimmatın Kafkaslar ve Karadeniz üzerinden ihtiyaç duyulan alanlara hızla ve güvenle sevkiyle bu açılımın önemi ortaya çıktı.

 

Haziran 1997 tarihinde Washington Times’da çıkan bu konudaki bir yazı eldeki bilgileri doğrulayan bir içerikteydi. [1]Amerikan istihbarat kuruluşlarına dayandırılarak verilen bu haberde; eski Kızılordu mensuplarının PKK terör örgütüne Polonya, Bulgaristan, Slovakya ve Eski Yugoslavya üzerinden silah kaçırdığı bildirilmekteydi. Sarp ve Kapıkule sınırkapılarından sokulduğu belirtilen kaçak silahların, 150-200 parçalık partiler haline getirildiği ve hafif piyade silahlarından omuzdan atılan uçaksavar füzelerine kadar çeşitli özelliklerde bulunduğu öne sürülmekteydi.

 

PKK’nın narko-terör örgütü olduğu unutulmamalıdır. Örgüt, uluslararası ilişkilerdeki artış sayesinde eroin kaçakçılığıyla bağlantılı olarak Avrupa’yı çeşitli şekillerde kullanmaktadır. Balkanlar üzerinden çıkan eroin uzun bir güzergâhı izleyerek en uç nokta olan Batı Avrupa’da kullanıcıların eline ulaştırılır. Avrupa’nın gizli servisleriyle güvenlik güçlerinin bu narko-terör faaliyetinin dışında kalacağı düşünülemez bile! Gizli servis görevlisi olarak PKK’nın terör bağlantılı uyuşturucu faaliyetini izleyenler, çeşitli düzeylerde PKK ile işbirliği yapmak zorundadırlar ve bu ilişkide kazan-kazan ilkesi geçerlidir. Faaliyet çıktığı ve ulaştığı noktaya varana kadar yasa dışılık içerisinde kalmak zorundadır. Buraya kadar yasal sistem söz konusu değildir. Ancak paranın elde edilmesinden sonra aklama işlemi için yasal sisteme başvurulması kaçınılmaz olur. Ülke ölçeğinde yürüyen böyle bir ilişki nispeten basittir. Ancak ilişki eğer koca bir kıtanın tümünü kapsıyorsa o zaman faaliyetin boyutu da, rol oynayan unsurları da o derece büyüktür. Narko-terör konusunda güvenilir bir kuruluş olan Transparency International'ın yöneticisi Jremyn BROOKS’un terör ile uyuşturucu kaçakçılığı konusunda verdiği bilgilere dayanarak PKK’nın bu alandan elde ettiği kazancın büyüklüğü hakkında bir fikre ulaşabiliriz. J. BROOKS’un verdiği bilgiye göre; 2001 yılında dünyada aklanan karaparanın miktarı 500 milyar ile 1,5 triyon dolar civarındadır.[2] Bu bilginin günümüzün ölçekleriyle değerlendirilmesi halinde ortaya çıkacak rakamın büyüklüğünün dünyanın pek çok ülkesinin bütçesinin çok üzerinde bir miktara ulaşacağı ve bundaki payın önemli bir bölümünün PKK’ya ait olduğu görülecektir.

 

Böylesine büyük olan eroin kaçakçılığı Sovyetlerin dağılmasından sonra açılan Sarp’tan Gürcistan ve Azerbaycan üzerinden Orta Asya’ya yapılan TIR taşımacılığı güzergâhını iyi bir şekilde kullanmaya başlamıştır. Bu güzergâhtan ulaşan Afgan eroininin önce Trabzon’a buradan da Balkanlara geçişi sağlanmaktaydı. Karadeniz bölgesindeki güvenlik önlemleri ve bölge ülkelerindeki artan organize faaliyetler nedeniyle PKK’nın eroin kaçakçılığını zamanla bölgenin diğer ülkelerine kaydırdığını değerlendirmek mümkündür.

 

PKK’nın karargâhının bulunduğu K. Irak alanının istihbarata karşı konulmasında yeterince güvenli olmayışı, başta ÖCALAN olmak üzere sorumluları rahatsız etmekteydi. Ayrıca elektronik ve insan unsurlu istihbarata kolayca hedef olmaktaydı. Diğer taraftan kapalı bir alan olması nedeniyle dış dünya ile irtibatını İran veya Suriye üzerinden kurmak zaman zaman sorunlara yol açmaktaydı. Kadro aktarımı, hasta ve yaralıların tedavileri konularında oldukça zorlanmaktaydılar. Sözü edilen sıkıntı ve sorunların giderilmesinin güvenli yolu birbirleriyle bağlantılı olarak Serhat ve Koçgiri eyaletleri üzerinden Karadeniz’e ulaşmak buradan da Ermenistan ve Rusya ile diğer bölge ülkelerine çıkmaktı.

 

Gizli servis ve örtülü operasyon konusunda köklü gelenekleri bulunan Yunanistan ile Rusya’nın doğal olarak verdiklerine karşılık PKK’dan beklentileri vardı. Öncelikle Yunanistan’ın PKK’ya verdiği desteğin, yaptığı yardımların sayısı da, içeriği de oldukça ciddi boyutlardaydı. Bu konuda yakın geçmişimizden bir örnek verecek olursak:

 

Yunanistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda idari ataşe olarak görevli Efstratios HARALOMBUS, PKK’lılarla teması ve askeri sırları ele geçirme girişimleri nedeniyle 1997 yılında İstemeyen Adam (Persona Non Grata) ilan edilmişti. Adı geçen diplomatın faaliyetleri arasında PKK’lı teröristlerin Türkiye ve Yunanistan’a giriş-çıkışlarına yardımcı olduğu, terör eylemlerinde hedef olarak seçilecek yerler hakkında bilgi sağladığı ve örgüt üyelerini kurduğu geniş istihbarat ağında kullandığı ortaya çıkmıştır.

 

Topraklarında eğitim, örgüt birimlerinin kurulması ve faaliyet göstermesi, örgüt kadrolarının batıyla olan irtibatını sağlamasına izin verdiği artık gizlenemeyen hususlardı. PKK’yı kullanmakta daha fazlasını isteyen Yunan istihbaratı, teröristlere verdiği eğitimle ormanlarımızın kundaklanmasından, turizm merkezlerimizdeki bombalı eylemlerden sorumluydu. Şam’da kurulan ilişkinin ucu Türkiye’nin pek çok bölgesine dayandırılmaktaydı. ÖCALAN, duruşması sırasında onu izleyen dünyanın haber kuruluşlarının önünde Yunanistan ile olan ilişkilerini anlatmış, onun eksik bıraktığı noktaları ele geçen örgüt üyelerinin ifadeleri tamamlamıştı.

 

Yunanistan’ın PKK’yı örtülü operasyonlarda kullanmasının belirli bir zaman dilimini kapsamadığı, aksine bu tutumunu bir devlet politikası haline getirdiği The Washington Times gazetesinin muhabiri Bill GETZ’in haberiyle kanıtlanmaktadır.[3] Gazetede 06 Haziran 2010 tarihinde yayınlanan “Türk karşıtı Atina destekli terör grubunu Yunan casus teşkilatı bağladı” başlıklı haberde Bill GETZ özetle şunları söylemekteydi:

 

– Amerikan istihbaratı, örtülü bir operasyonla Yunan hükümetinin bir adada terör örgütüne eğitim verdiğine ilişkin kanıtlar ele geçirdi.

 

– İstihbarat kaynaklarına göre Yunan İstihbaratının başkanı geçen ay Atina’da iki PKK lideriyle buluştu. Bunlardan biri ÖCALAN’ın yardımcısı diğeri ise ERNK’nın Almanya’daki ikinci adamıydı. Görüşmede Yunanlı görevli, bundan sonra Yunanistan’da eğitim çalışmalarına izin vermeyeceklerini bildirdi. Silah ve patlayıcı eğitimi verilen kamp Şubat ayında kapatıldı. Amerikan ilgililer bu yılın başlarında Atina’nın kuzeydoğusundaki Euboea Adasındaki kampın da kapatıldığını belirttiler.

 

– Bu gelişmelere rağmen Amerikan yetkilileri, Yunan hükümetinin PKK’lıların Avrupa’ya serbestçe geçişleri de dahil olmak üzere yaptığı yardımları kestiği konusunda şüpheleri bulunduğunu ifade ettiler.

 

Amerikan istihbaratının Yunanistan’ın PKK’ya yardımı kestiği açıklamasına inanmadığı cümlesinin altının kırmızıyla çizilmesi gereklidir. Zira terör örgütü 1986 yılında yaptığı üçüncü kongresinde uluslararası ilişkiler oluşturulması kararının en başta gelen ve açık ifadelerle ortaya konulan maddesi "Yunanistan ve Türkiye arasında var olan itilaflardan yararlanılması"ydı. Yabancı bir ülkenin topraklarında olması ve bağımsız hareket etme iradesinin üstünde kurulan denetim, sevk ve idare zayıflığı içerisindeki bir örgütün aldığı böylesine cüretkâr karar elbette durup dururken ortaya çıkmamıştı. Karşılıklı temaslardan sonra Yunanistan’dan alınan yardım ve destek sözlerinin bir sonucuydu. Bu kararın en çok Yunanistan’ın işine yaradığından kuşku yoktur. Zira Yunanistan arkasındaki batı desteğine güvenerek Ege’de petrol arama, hava sahası, kıta sahanlığı gibi pek çok konuda ülkemizin egemenlik haklarına karşı olan her türlü çabayı göstermektedir. Sözü edilen Yunan çıkışlı sorunların çözümünde diplomatik görüşmelerden ayrıca Yunan istihbaratının örtülü operasyonlarla Türkiye’deki azınlığı ve terör örgütlerini kullanması alışılmış uygulamalar haline gelmiştir.

 

Birisi yasadışı ve eli kanlı terör örgütü, diğeri tarihi boyunca “Helenizm” ütopyasının peşinde koşan bir devlet olan bu iki taraftan en büyük kazanç elde edenin Yunanistan olması doğal bir sonuçtur. Bizi derinlemesine düşünmeye zorlamak için olsa gerek, tarihin yarattığı ilginç bir rastlantı vardır… Bu rastlantı 15 Ağustos tarihi ve Karadeniz bölgesidir. 15 Ağustos tarihi Türk, Yunan ve PKK’nın tarihinde özel bir yere sahiptir. 15 Ağustos 1461’de Fatih Trabzon’u fethederek Pontus İmparatorluğu’na son verdi. Yunan Kilisesi 15 Ağustos 2009’da Pontus’un simgesi olan Sümela Manastır’ında resmen kabul edilmese de ilk kez ayin yaptı. 15 Ağustos 1984 tarihinde PKK, Şemdinli ve Eruh baskınlarıyla Türkiye’ye ilk kez meydan okudu. Daha sonraki yıllarda bu tarihin ARGK’nın ve onun devamı olan HPG’nin kuruluş yılı olduğunu ilan etti.

 

Rastlantılardan başladığımız Yunanistan ile PKK’yı buluşturan olaylarda Karadeniz’i ortak payda olarak kabul edelim ve bunların neler olduğuna değinelim: Öncelikle Lozan Anlaşması PKK’nın da Yunanistan’ın da önünde büyük bir engeldir. San Remo’da ve Paris’te Ermenilerin azınlık kabul edilme başarısını gösterip batının koruyucu kanatları altında oldukları halde bunu resmileştiremeyen Kürtçüler Sevr’de teselli bulmuşlardı. Ne var ki Atatürk’ün kıvılcımını çaktığı ateşten doğan mücadele, Lozan’da onaylayan değil, karar veren taraf olarak batının karşısına çıktı. Kürtçüler Sevr’de elde ettiklerini Lozan’da bırakmak zorunda kaldılar ve çok güvendikleri koruyucuları ise bu hüsranı sadece onayladı. O günden sonra Sevr’in hortlatılmasına, Lozan’ın yok sayılmasına çaba göstermektedirler.

 

Lozan’ın yok sayıp, Sevr’i tekrar yaşatmak isteyen bir diğer taraf Yunanistan’dır. Türkiye’de kalan Rumların azınlık olarak kabul edilmelerini hiçbir zaman yeterli görmemiştir. Lozan’a aykırı olarak Fener Patrikhanesi’nin ekümeniklik statüsü kazanması için patrikhane ile işbirliği içerisinde azınlığı kullanarak dünyanın karar vericilerini ikna etmeye çalışmaktadır. Helenizm rüyasının vazgeçilmez unsuru olan Pontus’u şeklen yaşatmak için Fener ile birlikte Karadeniz’de örtülü ve açık operasyonlar yapılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında 1980’in sonlarından itibaren PKK terörüyle Pontus faaliyetlerindeki birbirine paralel artışın rastlantı olmadığı anlaşılacaktır.

 

Yunanistan’da ve onun uzantısı olan Güney Kıbrıs’ta Kürtçü, solcu ve Pontusçu onlarca sayıdaki dernek faaliyet göstermektedir. Bu derneklerin çatısı altında silahlı eğitimden, basın-yayın, istihbaratın elde edilmesi ve Türkiye’de örgütlenmeye kadar birçok konuda terörist kullanıma hazır hale getirilmektedir. Türk kamuoyunun yakından tanıdığı Savvas Kalenderidis’in başında bulunduğu Selanik’te kurulu Pontus Federasyonu her yıl anma etkinlikleri gerçekleştirmektedir. Bu etkinliklerde Türkiye’nin düşmanları ortak bir dostluk içerisinde PKK ve Ermeni soykırım iddiacıları topraklarımız üzerindeki hayallerini tekrarlamaktadırlar. Az önce belirttiğimiz gibi Karadeniz bölgesinden yerel sanatçılar Yunanistan’da düzenlenen festivallere davet edilmekte, Yunanistan’dan bu bölgeye sözde kültür-sanat turları gerçekleştirilmektedir. (Devam edeceğiz)

 

Dipnotlar

 

[1] Sabah 24 Haziran 1997 “PKK’ya Rusya’dan silah”

[2] Int. Herald Tribune October 30.2001 “Terrorism, Organised Crime, Money Laundering”

[3]http:topix.com/forum/world/cyprus/T5OJLMPRN1BOS2G6N