Vasatların PKK ile Buluşması

 

Birinci yazımızda ele aldığımız bölümlerden anlaşılacağı üzere yasadışı faaliyetlerde bulunan örgütlerin, istihbarat kurumlarının ve organize suç şebekeleri hep aynı çerçeve içerisinde ve aynı bölgelerde kendilerine yer açmaya çabalamaktadırlar. Geleneksel hale gelen örgütsel temelde ve aynı bölgelerde işbirliği yapılması aynı kökten türemiş olmalarına dayanmaktadır. Gazeteci Rafet BALLI, TKDP (Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi) ve KUK (Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları) dışındaki tüm Kürtçü örgütlerin Türk solundan türediklerini söylemektedir. Bu görüşe katılmamak mümkün değildir. Çünkü önceleri hiçbir etnik niteliğe atıf yapılmadığı günlerde sol ideolojiye sahip Türk ve Kürtler hep birlikte TİP’in çatısı altında toplanmışlardı. Sonraları “Doğulular Grubu”ndan DDKO türemiştir. Türk solunun bölünmesiyle ortaya çıkan THKP-C ve DEV-GENÇ gibi örgütlerin DDKD ile ilişki ve irtibatları bulunmaktaydı. 1963 yılında kurulan “Sosyalist Kültür Derneği”nde Karadenizli solcu Sadun AREN ile “doğulu” Tarık Ziya EKİNCİ bir arada faaliyet yürütmüşlerdir. Sonraları adı geçenlerin yolları ayrılacak ve S. AREN, Karadeniz bölgesindeki örgütlü sol, T. Z. EKİNCİ ise Kürtçülüğün fikir ve siyaset adamı olarak yaşantısına devam edecektir.

 

TİP’in 29 Ekim 1970 tarihinde toplanan 4. Kongresi’nde ilk kez “Kürt Sorunu” ortaya atılmıştır. Türk ve Kürt solunun birbiriyle etkileşim içerisinde bulunduğu bu günlerde ÖCALAN’ın harekete geçtiğine dikkat edilmelidir. 1982 yılında geldiğimizde PKK, Türk soluna ait örgütlerle birlikte “Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi” adını verdiği bir kitle oluşumu gerçekleştirdi. Pratikte işlerliği olmayan bu oluşumun izdüşümünü DEV-GENÇ’in üniversitelerde verdiği derslerde “Milli Meseleler” başlığı altında Kürtçülüğü de ele almasında görmekteyiz. Düşünce düzeyinin dışına taşan işbirliği eylemlilik içerisinde cezaevlerine de ulaşması sonucunda örneğin; 1990 yılında Cizre ve Nusaybin’de PKK’nın tabanıyla denemesini yaptığı ayaklanma provasından sonra, destek vermek amacıyla E tip cezaevlerinde başlatılan açlık grevlerine solcu örgüt üyesi mahkûmlar da katıldılar.

 

Elbette ki Türk-Kürt solunun paylaştıkları başlıklar bundan ibaret değildi.ÖCALAN, kendisiyle röportaj yapan R. BALLI’ya emperyalizmle mücadele konusundaki görüşlerini belirtirken, “Denizleri (GEZMİŞ), Mahirleri (ÇAYAN) ki bunlar hayatları ile kanıtladılar, büyük saygım var onlara, biz onların tarihi mirasını sürdürüyoruz, en iyi bir şekilde temsil etme şerefine sahibiz.” sözleriyle her iki cephenin ortak noktalarını ifade etmiştir. 1991 yılının terörden başka bir şeyin konuşulmadığı günlerde sosyalist bir seçim bloku oluşturma düşüncesi bulunan ÖCALAN, sözlerine devamla:

 

“Değişik bir ittifak düzeyimiz vardır. Biz şimdi hepsini etkiliyoruz, etkileniyoruz da. Birçok Kürt oluşumu zaten bizim etkimiz altında. Ya tepki biçiminde ya etki alanımızdadır. Aynı şey Türk sosyalistleri ve devrimci demokratları için de geçerlidir. Görüşmeler hepsiyle olur; Kürdüyle de olur, Türküyle de.” [1] demiştir.

 

ÖCALAN’ın örgütünü içeride ve dışarıda ittifaklara açma düşüncesinin ilk adımları ilk kongrelerinden itibaren atılmış bulunmaktaydı. Bekaa’da 1986 yılında 3. Kongre’de alınan uluslararası işbirlikleri, asker, parti ve cephe örgütlenmeleri kararı ilk adımdır. PKK’nın Irak, İran, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle ilişki kurması böylece başladı. Örgüt tarihinde ciddi ve büyük bir girişim olan bu kararla gerçekleştirilen aşamaların PKK’yı nerelere taşıyacağı sonraları anlaşılacaktı. Irak’la ilişkilerde Saddam’ın gösterdiği ilgi PKK’yı, Barzani ve Talabani karşısında K. Irak’ın kayda değer bir başka denge unsuru haline getirdi. İran, eğitim ve sağlık alanında yardımlar için kapılarını açtı. Asker, işadamı ya da gazeteci kimliğindeki Yunanlı ve Kıbrıslı Rum istihbaratçılar Şam’da, Bekaa’da ziyaretlere başladılar. Kapsam olarak genişleyen ve içeriği çeşitlenen PKK-Yunanistan ilişkileri meyvasını verdi ve Atina’da ERNK (Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi) kuruldu. PKK’nın katılımıyla Yunanistan’ın özellikle Karadeniz’deki emellerine hizmet eden bir çatı örgütü olan “Halkların Hakları ve Kurtuluşu İçin Yunan Birliği Derneği” sahneye çıktı. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi dönemin bu geçerli akımına uyarak topraklarında “Kürd Dayanışma Komitesi” kurdu.

 

Böylesine yoğun bir Yunan işbirliğinin sürdüğü döneme rastlayan 1988’deki 5. Kongrede alınan karar PKK’nın bugünkü Karadeniz ‘e yerleşme çabalarının başlangıcı oldu. Terör örgütünün eyalet yapılanması içerisinde o zaman kadar var olan Dersim, Botan, Garzan ve Amed eyaletlerine Amanos, Serhat ve Koçgiri adıyla yenileri ilave edildi. Basit bir anlatımla Tunceli, Hakkâri, Cizre, Diyarbakır ve Batman illerinin nokta alınmasıyla çevrelerinde bulunan diğer illeri kapsayan bir coğrafi bölgenin sınırları daha önceden belirlenmiş bulunmaktaydı. 5. Kongre kararıyla söz konusu alana Kars, Ağrı, Hatay ve Sivas illeri merkez olmak üzere yenisi katılmaktaydı. Farklı bir ifadeyle Doğu Anadolu’nun en doğusu ile kuzeydoğu Anadolu, İç Anadolu’nun kuzeydoğusu ve Akdeniz’in doğusu örgütün faaliyet bölgesine dahil edilmiş oluyordu. Örgütün sözde eyalet yapılanmasının ilk halinde bölgenin nüfus yapısının temel belirleyici olarak alındığına dikkat edilmelidir. Yani Kürt nüfusun yoğunluğu esastır. Oysa yeni alanlara açılma kararında PKK’nın dar alandan sıyrılıp önceki alanlarla bütünlük içerisinde sınırların dışına çıkmayı amaçlandığı görülmektedir. Amaç bu olunca de bölgenin nüfus yapısının fazla dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır. Uluslararası işbirlikleri, asker, parti ve cephe örgütlenmeleri kararının alındığı 3. Kongre ile öncekilere ilave olarak yeni eyaletler oluşturulmasının planlandığı 5. Kongre kararının arasında bir devamlılık bulunmaktadır.

 

Bu durumu;

            – PKK’nın önceki alanlardaki faaliyetinin planlandığı gibi veya en kötü şekliyle planlanana yakın bir şekilde gerçekleştiği,

            – ortaya çıkan genişleme ihtiyacının çevre bölgelere taşırılması zorunluluğunu getirdiği,

            – ve en önemlisi uluslararası ilişkilerde ulaşılan noktanın artık dolaylı değil doğrudan yürütülmesini zorunlu kıldığı şeklinde yorumlanmak isabetli olacaktır.

 

Koçgiri ve Serhat eyaleti terör örgütünün Karadeniz’e buradan da Rusya ve diğer bölge ülkelerine doğrudan yönelmesini sağlamıştır. Uluslararası ilişkilerinde olduğu kadar uyuşturucu ve silah kaçakçılığında bölgesel organize suç şebekeleriyle doğrudan ilişki kurmasının yolunu açmıştır. PKK’nın yeni alanlara açılım kararı ilginç bir isabetlilikle Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla aynı döneme rastlatılmıştır. Bunda terörist örgütün karar vericilerinin bilgi ve donanımlarının yeterli olmadığı açıktır. Ancak bu yetersizliğe rağmen böylesine taktik bir kararı döneme uygun bir hızla alması çok kuvvetle küresel ölçekteki merkezlerin yönlendirmesi altında olduğunun kanıtıdır. İleride gerçekleştireceği taktik değişikliklerinin bölgesel ve uluslararası gelişmelerle şaşırtıcı bir kesinlikte uyumlu olması diğer kanıtlar olacaktır.

 

PKK, yeni eyalet yapılanması sayesinde Karadeniz bölgesini faaliyet alanına dahil etmekle şu şekilde sıralanabilecek kazançları elde etmiş oldu:

 

Ermenistan’da örgütlü ve basın-yayın, kültür alanında etkili çalışmaları olan Yezidi Kürtler, Nasturi isyanına katılmaları nedeniyle cezalandırılmamalarını sağlamak üzere Ruslar tarafından 1828 yılından itibaren Ermenistan’a gruplar halinde götürülmüşlerdi.[2] Müslüman Kürtler, Stalin Rusya’sı tarafından katledilip, sürgüne gönderilirlerken Osmanlı ve Türkiye’ye karşı kullanılmaları nedeniyle Yezidi Kürtler aksine destek gördüler. Bu destek sayesinde dergi çıkarmaktan radyo yayıncılığına kadar kitleyi etki altına alma alanında birçok faaliyetleri bulunmaktaydı. PKK’nın Yezidi Kürtleriyle ilişkiye geçmesinde önüne çıkan sınırlar ve coğrafi engeller böylece ortadan kalkmış oldu. Kurulan ilişki terör örgütünü propaganda, kültür çalışmalarında ve Rusya ile Kazakistan’ın diğer Kürtçüleriyle ilişki ve irtibat kurmasında oldukça etkili olmuştur. Karadeniz’e çıkmakla Rusya/Krasnodar’daki Ermeni destekli Kürtçülerle de doğrudan irtibat kurdu. Bu sayede, 1995 yılında Moskova’da tüm Bağımsız Devletler Topluluğu’nu kapsayan bir konferansı gerçekleştirmeyi başardı.

 

Dipnotlar

 

[1] Rafet BALLI Kürt Dosyası Cem Yayınevi Dördüncü Basım Aralık 1993 s. 71-254

[2] Kurdistan Report September 1992 “Europe must support the just struggle of the Kurds”