Şeyh Sait İsyanı’nın 85. yıldönümü olan 2010 yılında o güne kadar görmediğimiz bir gösterişle anma etkinlikleri düzenlendi. Sadece kendilerine ait olan gerekçelere dayanarak “Kemalizm”le hesaplaşma içine giren PKK ve diğer Kürtçüler ortamın kendilerine sağladığı serbestlik içinde anma etkinliklerini devlete meydan okumaya vardırdılar.

 

Şeyh Sait’i anma etkinlikleri hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde PKK’nın din ve maneviyat konusunda yaşadığı karmaşayı ortaya koydu. Örgütlülüğe Filistin’i taklit ederek başlayan PKK, SSCB’nin çöküşünden sonra Marksizm’den etnik yapıya geçişi hızla gerçekleştirdi. Ancak etnisite aynı zamanda örgütün fikir yapısında dini unsurları da öne çıkardı. Geçmiş isyanların bir halk hareketinden çok dinî nitelikli ve sözde temsil ettiği Kürtlerin çeşitli din ve mezhepler arasında dağılmış olması nedenlerinden dolayı PKK, İslama daima mesafeli durdu. Ayrıca Marksizm temelinin tümüyle sökülemediği de unutulmamalıdır.

 

PKK’nın kurmay kadrosunun bu yaklaşımına rağmen örgütün siyasileri ve diğer öncüleri Kürt halkının dinine bağlılığını yok sayamamaktadırlar. Sivil itaatsizlik Cuma’ları ve mellelerin ellerinde Kuran’ı Kerim ile kalabalıkların önüne çıkmaları bu yaklaşımın sonucudur. Bütün bunların sonucunda ÖCALAN’ın örgüte kabul ettirdiği gerçekleri unutmuş görünmektedirler.

 

Diğer taraftan soykırıma dönüştürme gayreti içinde önce Dersim’i sonra da diğer isyanları sahiplendiklerini görüyoruz. İsyanı bastıran devleti ve Türkiye’nin ebedi atasını suçlamaktadırlar. Aslında PKK’lıların başlıca hatalarından birisi de yazılı ve sözlü tarihin sadece işlerine gelen taraflarını ele almalarıdır. Böyle tutumun sonucunda da kayda geçmiş sözlerle gerçeklerin üzerinden atlamaktadırlar.

 

Ermeni ve Kürt soykırım yalanlarının ortalıkta uçuştuğu bugünlerde isyanlar ve Atatürk konusunda ÖCALAN’ın değişik zamanlarda söylediklerini hepsi olmasa da bazılarını hatırlatmakta yarar bulunmaktadır.

 

ÖCALAN, iki bin yılında Şeyh Sait ve isyanı hakkında Serxwebûn dergisinde yer verilen sözlerinde: “Şeyh Said isyanı taviz koparma amacıyla Kürtleri ateşe atmıştır. Bu isyan Kürtler için büyük felaket oldu. (…) İlk Kürt isyanları Batı’ya dayanıyordu. Söylemek istediğim şuydu: O dönemde hem Kürtler üzerinde, hem de Türkler üzerinde emperyalizm oyunu vardı. O zamanki isyanlara önderlik edenler bunu göremediler. Önderliklerin gerici yanlarını görmek gerekir. Bu oyun hala devam ediyor.” demektedir.

 

Samimiyeti ihtiyatla karşılanan bu değerlendirmeye söylenecek bir tek söz bulunmuyor. Çünkü Şeyh Sait’in kardeşi Şeyh Abdurrahim’in evinde bulunan ve bir çok isyancı tarafından imzalanmış tarihsiz bir belgede, isyanın putperest cumhuriyetin yerine şeriat devleti kurmak amacıyla çıkarıldığı açıkça ifade edilmektedir. (1)

 

PKK’nın fikir tarafını temsil edenler, sahiplendikleri Kürt halkı adına yaptıkları sözde savunmalarında, Kürtlerin cumhuriyetin kurucu ortağı olduklarını söylüyorlar. Esasen bu görüşten şu anlam çıkarılmalıdır; yabancılarla ilişkili olan o dönemin Kürtçülerinden bazıları ne türlü bir oyunda piyon olarak kullanıldıklarını gördükleri için dönüş yapmışlardır. Burada söz konusu olan gerçek Kürt halkı değildir. Kürtçülerin Atatürk’ün yanında yer almalarının nedeni memleket sevgisi değildir. Olayların onların kaderlerini Türklere bağladığını nihayet görmüş olmalarıdır.

 

Bu konuyla ilgili olarak, İngilizlerin Kürtçüleri kullandığını ortaya çıkaran olaylar sıralandıktan sonra; ”Bütün bu politikalardan çıkan toplam sonuç, İngiltere’nin bağımsız ve birleşmiş bir Kürt devleti düşünmediği, tam tersine Kürtleri, Türklere karşı kullanmak ve Fransa ile birlikte Kürdistan’ı paylaşmak istediğidir.

 

Zaten bu politikalar gün ışığına çıktıkça Kürtler arasında İngiliz taraftarları azalmış ve Mustafa Kemal ile ittifak etme anlayışı hâkim hale gelmiştir. Bu süreci İngiliz belgelerinde de adım adım izleyebiliriz.” (2) fikri ileri sürülmektedir.

 

Bizzat ÖCALAN tarafından kaleme alınan savunması Mem Yayınları tarafından Haziran 1999’da “ABDULLAH ÖCALAN KÜRT SORUNUNDA DEMOKRATİK ÇÖZÜM BİLDİRGESİ” adıyla yayınlandı. ÖCALAN’ın bu kitapçıktaki açıklamaları hiçbir belirsizliğe yer bırakmamaktadır. Cumhuriyet, ayaklanmalar ve Atatürk hakkındaki sözlerinden önemli olanlardan bazılarını aktaralım:

 

“Dikkat edilirse, burada Türk tarafında özel bir demokratik grupla Kürt tarafında bir Kürt milli grubu olarak görülmüyorlar, öyle bir durumda zaten kendini açıkça ortaya koymuyor, tartışılan Cumhuriyetin demokratik niteliği değil, öyle bir sorun cılız sesler dışında pek gündemde yok, temel sorun, Cumhuriyetin ki bir-iki yaşındadır korunması sorunudur. Bu en azından Atatürk için kesin böyledir. ‘Demokratları ve Kürtler’i eziyorum’ demiyor, ‘Cumhuriyet karşıtlarını tasfiye ediyorum’ diyor ki bu biraz aşırıya kaçsa da daha gerçekçi bir yaklaşımdır. Diğer iki kesimin başarısını (yazarın notu: saltanat ve Şeyh Sait) düşünelim. Sultan Vahdettin zaten bekliyor. Yani gelecek olan ne demokrasidir ne de Kürt devletidir. İngiliz işbirlikçisi saltanattır.” S. 41

 

“Bu dönemin başarısız ve aydın liberal denebilecek bir kişi olan – ki Atatürk’ün en yakın arkadaşı ve kadrosu- Fethi Okyar kabinesi başarılı olsa cumhuriyet daha liberal ve giderek demokratik nitelik kazanabilirdi. Ama isyan dolayısıyla daha sert ve bürokratik yapısıyla İsmet İnönü Başbakanlığı bu gelişmede bu otoriter gelişmede önemli pay sahibidir. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti etkilense bile ne Hitler’in Almanya’sı, ne Stalin’in Rusya’sı gibi, cumhuriyeti aşırı totaliter kılmak istemedi, Fethi Okyar ile ikinci liberal deneme olan Serbest Fırka olayında da karşımıza çıkar. Liberal bir cumhuriyet gelişmesinden yanadır, ama bu felsefi ve toplumsal temelini yakalama gücünden yoksundur. Daha sonraki Kürt isyanları için de yapabileceğimiz yorum ayrı çizgidedir. Hatta, yerel alışageldikleri genel nizama gelememe, alışageldikleri başına buyruk yaşam ve sınırlı yabancı etkisi rol oynar ki, gelişen ve gittikçe güçlenen Cumhuriyet karşısında başarı şansları olamazdı.” S. 42

 

Atatürk’ün “İzmit Basın Konferansı’nda” Ahmet Emin YALMAN’a söylediklerine atıfta bulunan ÖCALAN, Atatürk’ün Türkiye’nin bölünmesinin, Kürtlerle Türkler arasında sınır çizmenin felaket olacağını, anayasa gereğince yerel özerkliklerin oluşacağını, bu iki unsurun menfaatlerinin ve kaderlerinin birleştiğini söylediğini öne sürmektedir.

 

Bu düşünceye katıldığını ise; “Buna benzer birçok alıntıyı bulmak mümkün. Bu asla yadsınamaz. Ama daha sonraki isyanlar nedeniyle sorun tehlikeli bir gelişme gösterince bu tarz yaklaşım geride kalır. Daim akılda tutulması gereken Kürtler’le Türkler’in iç içeliği, kader birlikteliği ayrı sınır çizmenin mahfa sebep olacağıdır. Ama çözüm gelişememiştir. Buna inkar yok, fakat sorunun karmaşıklığı içte saltanat ve hilafet, dışarıda özellikle İngiltere ilgisi kuşku yaratır ve sorun, olumlu çözme şansını yitirir. Daha çok ideolojik ve önderlik nedeniyle Cumhuriyetle birlikte olunamayınca, ayrılıkçı yaklaşım bastırma zorunluluğunu getirir. Başlangıçtaki birlik ruhu zedelenir. Birbirisiz edemeyecek iki öğe Türk-Kürt arasında yabancılık, kuşku gelişir. Dış güçlerin kullanma tehlikesi sorunu daha da çözümsüzlüğe iter. Dönem böyle kapanır, ama sorun kendini açığa vurmaya hep devam edecektir.” sözleriyle anlatmaktadır. S. 78

 

“Bu toplumsal yapıdan devlet doğmaz. Ne fikri düzey, ne coğrafi ne ekonomik düzey buna imkan verir. Kürt-devlet ilişkisinde sorun oldukça bilimsel göründüğünde; demokratik birlikteliğin en uygun çare kadar, koşulların, en çok bu tarzın elverişli olduğu görülecektir.” S. 109

 

Son olarak yargılanması sırasında müdahil avukatlarla arasında soru-cevap şeklinde geçen görüşmenin ilgili bölümlerinde verdiği cevaplarda ÖCALAN:

 

“1920’lerde Kürt Teali diye bir cemiyet vardı. İhtilaf devletleriyle ilişki içindeydi. Bütün Kürt kuruluşlarının ayrışmayı yaşadığını biliyorum. Atatürk milliyetçiliğine, kültür milliyetçiliğine inanıyorum. Atatürk milliyetçiliği Hititler’e kadar gider. Ben demokratik cumhuriyet çatısı altında toplanmak gerektiğine inanıyorum.” diyerek,

 

Ziya GÖKALP ile ilgili bir soruya ise; “1922’de ‘Kürtler ve Türkler’ üzerine yazdığı yazıya aynen katılıyorum” şeklinde cevap vermiştir. (3)

 

Yeni bir soykırım icat ederek Kürt halkını bölücü emelleri için kullanmaya kalkanlar, hikâyelerini sağlam verilerle kurgulamalıdırlar. Batının sıcak ve insanı içerisine çeken sahte ortamında hazırlanan senaryoları düşünmeden sahiplenenler şimdilik bundan ibaret olan gerçekleri daima hatırlarında tutmaları gerekir. Samimiyet yoksunluğu içinde söylenmiş olsa dahi bu sözleri kulaklarına küpe yapmak zorundadırlar.

 

Dipnotlar

 

(1) Teori Eylül 2011 Şeyh Sait Ayaklanması ve Cumhuriyet Devrimi 

(2) a.g.e S.10

(3) Sabah 4 Haziran 1999 Atatürk milliyetçisiyim