“Kürt sorunu”nun çözümü planlarının en önemli aşaması olan ÖCALAN’ı eve dönmesinin sağlanmasında Avrupa Konseyi’nin bu işin yolunu açacak bir karar vermesi hiç te şaşırtıcı olmayacaktır.

          

Önce biraz geriye giderek bilgilerimiz tazeliyelim…

           

ÖCALAN’ın 1999 yılında yargılanmasını büyük bir titizlikle izleyen Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) temsilcileri, mahkemenin adil oluşunu açık ve net ifadelerle takdir etmişlerdi. Ancak PKK, Avrupa’nın birçok kentinde Kürtleri zorla sokağa dökmek ve örgüte destek veren Avrupalı hukukçuları harekete geçirmek suretiyle AİHM’ne yaptığı davanın yeniden görülmesi başvurusunun kabul edilmesini sağladı. Ne var ki AİHM, ÖCALAN’ın davasının hukuki olmaktan çıkıp siyasi bir boyuta taşınması nedeniyle nihai kararın verilmesi sorumluluğunu Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne bıraktı. (1) Şeytani bir hukuk oyunuyla yasal sürecin tümüyle sona erdirilmemesi sayesinde o günden bugüne ÖCALAN, avukatlarıyla sık sık görüşerek bilgi alıp, talimat verme ayrıcalığına sahip oldu. İlaveten ÖCALAN şu anda AK’ne üye 47 ülkenin sorunu haline geldi ve şimdi de üye ülkelerin hakkında verecekleri kararı beklemektedir.

          

ÖCALAN’ın kapatıldığı İmralı’dan bolca kullandığı barış ve demokrasi çağrılarıyla uyumlu bir şekilde AB ve ABD’den de benzeri içerikte adımları atması için Türkiye zorlandı. Elbette ki batının izlediği diplomasiyi Irak ve bölgedeki diğer gelişmelerden ayrı tutmak mümkün değildi. Batının bölgeyi denetimi altına alma planlarının bir yerinde de PKK’nın siyasallaştırılması bulunuyordu. Bu durum halen de aynısıyla geçerli.

          

Aradan geçen zaman içerisinde PKK, batıda büyük ölçüde “Avrupalılaştırıldı”. Aynı sonuca ulaşmak için yurt içinde de çaba gösterilmektedir. Ancak burada işler yurt dışında olduğu kadar pürüzsüz yürümemektedir. PKK’nın ve ÖCALAN’ın siyasete dahil edilmeleri öyle kolay değildir. Bu nedenle doğrudan diplomasiyle ve basın-yayının, üniversitelerin, HDÖ’lerin, meslek odalarının kullanılmasıyla Türkler ve örgüt karşıtı Kürtlerin muhtemel gelişmeleri algılamaları etki altına alınmaya çalışılmaktadır. Yavaş ama dikkatli yürütülen çalışmalarla PKK ve ÖCALAN’ın affedilmesinin yaratacağı deprem etkisi yok edilmeye ya da hiç olmazsa azaltılmaya çalışılmaktadır.

          

Ülkemizin üzerinde “Kürt sorunu”nun çözümü baskısı ve seçim sonuçlarıyla ortaya çıkan sözde Kürt iradesi varken, operasyonun sorumluları için bu adımı atmak artık önceki kadar zor görünmemektedir. Nasıl ki büyük güç Saddam’ı yakalayıp, teslim ettiği Iraklılara yargılatmış ve idam ettirmiş ise yakalayıp bize teslim ettiği ve yargılayıp mahkûm etmemizi sağladığı ÖCALAN’ı da bizim serbest bırakmamız için taktikler geliştiriyor. Sonuçta Irak’ta olduğu gibi Türkiye’de de halk serbest iradesini kullanmış olacaktır!

           

Türkiye’deki karar vericilerin son anda bütün operasyonu başarısızlığa götürecek bir adım atması korkusu batının aklından bir türlü çıkmamaktadır. Felaket olacak böyle bir sonuç ihtimalini ortadan kaldırmak için uluslararası kurumlardan operasyonun işleyişini güven altına alacak bir karar çıkartılmasının hiçbir güçlüğü yoktur. Zaten Irak’ın ve Afganistan’ın işgali öncesinde diplomasi kanalları kullanılarak çıkartılan sözde BM kararları ortadadır. PKK ve ÖCALAN konusunda da öncesi bulunan dava dosyasının işletilmesi son derece kolaydır. AK Bakanlar Konseyi’nden bu yolu açacak bir tavsiye kararı çıkarılması bile yeterli olacaktır. Ortam buna çok uygun… Kamuoyunun tepkisi törpülenirken ve ortalığı barış ve demokrasi söylemleri kaplamışken zor olan nedir ki? Üstelik seçim sonuçlarına bakarak Kürt ve Türklerin de bu operasyona en azından kayıtsız kaldıklarını söylemek bile mümkündür. AK’nin ve AİHM’nin halkın iradesine saygılı olduğu savunmasına karşı çıkanları da dinleyen olmayacaktır. Çünkü böyle bir karar hukuki değil siyasi olacaktır. Siyasi olduğu için de görünüşte bile olsa arkasında toplumun ve karar vericilerin desteği bulunacaktır.

          

Son önemli bir nokta olarak bu operasyonun ulaşabileceği yere de değinmekte yarar bulunmaktadır. Tüm bu engellerin ortadan kaldırılmasından sonra, Suriye’deki gelişmelerin bu operasyona bağlanması son derece akılcı olacaktır. Başarılması halinde PKK’sıyla KDP’siyle ve KYB’siyle içte bütünlüğü sağlanmış bir Kürt yönetimi kapalı ve bölge ülkelerine bağımlı olmaktan kurtarılabilecek ve Suriye’nin kuzeyi üzerinden Akdeniz’e çıkarılabilecektir.

 

Dipnotlar

 

(1) Milliyet 13 Mayıs 2005 Rıza Türmen “Dikkatli Okuyun”