4 Kasım 2008 tarihinde ABD’de devlet başkanlığı seçimleri yapıldı. Bu seçimler sadece Amerika’da değil, dünyanın genelinde ilgiyle takip edildi. ABD’li seçmenler kamuoyu yoklamalarında seçimlerini göstermiş olsalar da yine de herkesin aklında ABD’nin Afrika kökenli bir adayı başkan seçmeyeceği ve NeoConların son dakikada bir girişimde bulunarak Cumhuriyetçi aday Jhon McCain’i seçtirecekleri şeklinde kuşkular bulunmaktaydı. Ama beklenildiği gibi ABD’de sürpriz yaşanmamış ve Barack Obama ABD’nin 44'üncü başkanı olarak seçilmiştir.

 

20 Ocak’ta görevi George W. Bush'tan devralacak olan Barack Obama ile ABD’nin dış politikasında önemli değişimler olması beklenmektedir. Bu değişimlerin başlıcası Irak ve Ortadoğu politikasında olacağından kuşku yok, ancak Ortadoğu’nun hemen peşinden Rusya’nın geleceği de şüphe götürmemektedir.

 

Eğer ABD seçimlerine sadece ABD vatandaşları değil, aynı zamanda dünya vatandaşları da katılmış olsalardı çok açık bir farkla Barack Obama bu seçimleri kazanırdı. Obama’nın en çok oy alacağı ülkelerin başında ise Rusya gelirdi. Küresel arenada giderek güçlenen Rusya Bush döneminde ABD ile ilişkilerini kopma noktasına getirirken diğer yandan nasıl olsa Obama’nın kazanacağı ve ilişkilerde yeni bir sayfanın açılacağı hesabını yapmaktaydı.

 

Rusya’nın özellikle de 8 Ağustos’ta başlayan Kafkasya Savaşı’nda başta ABD olmak üzere bütün dünyaya kafa tutmasının altında yatan sebeplerin başlıcalarından birisi de ABD’de seçimlerin Obama’nın kazanacağının düşünülmesiydi. Başta Avrasya bölgesinde Rusya olmak üzere neredeyse bütün dünyanın sempati ile baktığı ABD’nin 44.üncü başkanı Barack Obama gerçekten de beklenildiği gibi herkesin ümidini ve beklentisini karşılayabilir mi ve farklı çıkar guruplarının ve ülkelerin menfaatlerini ortak bir paydada buluşturabilir mi? Özellikle de Türkiye’nin birincil öncelikli dış politika alanlarından birisi olan (olması gereken) Avrasya coğrafyasında Obama ile neler değişebilir, Obama’nın başkanlığındaki bir ABD’nin Avrasya coğrafyasında Türkiye’yi neler beklemektedir?

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, ABD’de başkanlar değişse de bu ülkenin dış politikasının ana hatlarında bir değişme ve sapma olması ihtimali zayıftır. Burada genel olarak uygulamada ve yöntemlerde bazı farklı uygulamalar görülebilir. Örneğin terörle mücadele de Başkan Bush “ya bizimlesiniz, ya da karşımızdasınız” anlayışı ile hareket etmekte ve dünyaya pek danışma ihtiyacı hissetmemekteydi. Oysa Barack Obama’nın terörle mücadele anlayışının Başkan Bush’un uygulamalarından farklı olacağı beklenmektedir. Bu anlamda Obama terörle mücadele de küresel kurum ve kuruluşlar ile önde gelen ülkeleri bu mücadeleye ortak etmeyi düşünecektir.

 

Bu anlamda Başkan Bush’tan farklı olarak Obama önceliği Irak yerine Afganistan-Pakistan eksenine verecektir. Burada seçim öncesinde Obama, İslamabad yönetiminin El Kaide'ye karşı harekete geçmemesi durumunda askerî operasyon başlatacağını açıklamaması önümüzdeki dönemde dikkatlerin Pakistan üzerinde yoğunlaşmasına sebep olacaktır. Obama’nın terörle mücadele programında işbirliği yapacağı ülkelerden birisi de Rusya olacağından Rusya’nın özellikle Çeçenistan sorunu sebebiyle terörle mücadele konusunda Bush yönetimi ile ters düştüğü dikkate alınırsa bu anlamda Obama yönetimi ile daha yakın bir işbirliği söz konusu olabilir. Ancak diğer taraftan Obama yönetiminin insan hakları ve demokratikleşme konusunda Bush yönetiminden daha hassas davranması bu defa Rusya ile ABD arasında başka sorunları gündeme getirebilir.

 

ABD ile Rusya arasında varolan Nükleer Silahların Azaltılması Anlaşması (START) sorunu, NATO’nun doğuya doğru genişlemesi ve Gürcistan ile Ukrayna’yı da içine alması, Karadeniz’e ABD askeri varlığının sokulması, Doğru Avrupa’ya erken uyarı ve füze savunma sistemlerinin kurulması ve enerji güvenliği ve temini gibi temel konularda çok ciddi iyileşmelerin sağlanmasını beklememek gerekir. Nitekim Obama seçildikten sonra bu konuda bir politika değişikliğine gitmediği iddia edilmiştir. Polonya’dan yapılan açıklamaya göre, ABD başkanlığına seçilen Barack Obama'nın, Rusya'nın güçlü muhalefetine rağmen, Polonya topraklarında füze savunma sistemi inşa etme planlarını uygulama sözü vermiştir. Ancak bu açıklama üzerine Barack Obama, Doğu Avrupa'ya füze savunma sistemi kurulması hususunda herhangi bir taahhütte bulunmadığını açıklamıştır. Bilindiği gibi bu proje iki bölümden oluşuyor: Çek Cumhuriyeti'nde kurulacak süper güçlü radarlarla Asya hava sahaları kontrol altına alınacak, Polonya'ya yerleştirilen 10 savunma füzesiyle de doğu istikametinden gelecek olası füzeler imha edilmesi planlanmaktadır.

 

Barack Obama’nın nasıl bir politika izleyeceği Bush’un politikalarından ne kadar bağımsız hareket edebileceği tam olarak netlik kazanmamıştır. Barack Obama’nın önünde şimdi ciddi bir sınav durmaktadır. Bu sınav bölgedeki dengeleri ve Türk-Amerkan ilişkilerini temelden değiştirme etkisine sahiptir. Bu sınav Nisan ayında senato ve temsilciler meclisine getirilecek sözde “Ermeni soykırımı” safsatasıdır. Aynı şekilde Obama’nın 24 Nisan’da yapacağı konuşmanın metninde de bu durumun nasıl yansıyacağı merakla beklenmektedir.

 

Türkiye ve Azerbaycan geleneksel olarak Cumhuriyetçi aday Jhon Mc Cain’i desteklerken Ermenistan ve Rusya Demokrat Barack Obama’yı desteklemiştir. Sonuç malum Obama’nın zaferiyle sonuçlanmıştır. Şimdi Obama’nın ve Türk-Amerikan ilişkilerinin önünde ciddi bir sınav durmaktadır. Nisan 2009’da ABD’nin yeni devlet başkanının tutunacağı tavır son derece önemlidir. Her ne kadar şimdiye kadar hiçbir ABD Devlet Başkanı Adayının yapmadığı bir şeyi Obama ve ekibi yaparak Ermenilere yazılı taahhütte bulunmuştur. Bu taahhüde göre de iktidara geldikten sonra senatoda 1915 yılı olaylarının “soykırım” olarak kabul edileceği belirtilmektedir. Zaten Obama’nın yardımcısı Joe Biden’in yirmi yıldan fazla bir süredir mecliste Türkiye ve Azerbaycan karşıtı ancak Rum ve Ermeni yanlısı tutumu herkese malumdur. Diğer taraftan Irak’ın üçe bölünmesi önerisi de Biden tarafından verilmişti. Aynı şekilde Nenci Pelosi’nin de Ermeni yanlısı tavrı herkese malumdur. Şimdi hem iktidarı ve hem de senatonun her iki kanadında çoğunluğu sağlayan demokratların sözde “soykırım” safsatasını meclisten geçirmelerinin önünde hiçbir engel kalmamıştır. Normal şartlarda bu ekip bu safsatayı bir iddia olmaktan çıkarıp bir karar haline getirebilir. Genel beklenti de bu yöndedir.

 

ABD başkanları genel olarak seçim sürecinde çeşitli sözler vermekte, ancak bunu iktidara geldiğinde unutmaktadır. İktidarın sorumluluğu bunu gerektirmektedir. Şimdi Obama’da benzer bir tutum sergileyebilecek mi? Irak’tan çekilme kararı alan, Afganistan’da büyük bir mücadeleye hazırlanan Balkanlar, Karadeniz, Kafkasya, Orta Asya, Orta Doğu ve hatta Afrika’da işbirliği yapabileceğini ve bu işbirliğinin de Kafkasya ve Ortadoğu’da hayatiyet kesbedecek bir durumda olduğunu ABD gayet iyi bilmektedir. Diğer yandan başlayan bir “futbol diplomasisi” süreci söz konusudur. Bütün bunlara rağmen Obama “soykırım” safsatasını diretmeye kalkarsa Türkiye’yi tamamen kaybedeceği gibi Ermenistan ile başlayan süreci de tamamen baltalayacaktır. Dolayısıyla da biz bu konuda iyimser ama temkinli bir düşünce içerisindeyiz.

 

Bush döneminde Türk-ABD ilişkilerinde yaşanan açmazlar ve çıkmazlar Türkiye kamuoyunun ABD’ye bakışını olumsuz etkilemiş ve bu bakış dış politikaya da yansımıştır. Bu sebeple Bush döneminde yaşanan krizlerin Obama döneminde yaşanmayacağı ve yeni bir sayfanın açılacağı beklentisi yüksektir. Diğer taraftan Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde sorunlar yaşaması ABD’nin sadık müttefiki Türkiye’nin bölgede diğer ülkelerle ve özellikle de Rusya ile dinamik ilişkiler içerisine girdiği görülmektedir. Rusya ile ikili ilişkilerde yaşanan bu sıcaklığın sadece Türkiy’den kaynaklanmadığı ve rusya’nın da bunda istekli olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle Kafkasya Savaşı sonrasında Türkiye’nin Karadeniz’de etkinliğinin iyice anlaşılması üzerine Rus basınında “Türkiye yeniden keşfedilmelidir” başlıkları atılmıştır. Jeopolitik konumunun dikte ettiği “bölgesinde etkin” bir ülke olmak zorunda olan Türkiye hiçbir ABD başkanının elinin tersiyle itemeyeceği bir ülkedir. Bu sebeple de Barack Obama yönetimi gerek Rusya ile ilişkilerini şekillendirirken, gerekse de Karadeniz-Kafkasya-Orta Asya hattında yeni politikalar üretirken; Afganistan-Pakistan hattında terörle mücadele ederken ve nihayet Irak ve Orta Doğu’da Amerikan etkisini sürdürmeye çalışırken Türkiye’nin desteğine ihtiyaç duyacaktır. Akıllı bir adam olduğu ifade edilen Barack Obama’nın bütün bunları dikkate alarak Nisan ayında bir çılgınlığa kalkışmayacağı düşünülmekte, ümit edilmektedir. Aksi takdirde bölgede bütün kartların yeniden karılması icabedebilir. Mevcut hükümetin dış politika yapıcılarının da bu durumu Obama yönetimine hissettirmeleri bir sürprizle karşılaşmamamız için son derece önemlidir.

 

Bu makale 28 Kasım 2008 tarihli EkoENERJİ dergisinin 23. sayısında yayınlanmıştır.