Kazakistan Cumhuriyeti Kurucu Cumhurbaşkanı, Elbaşı Nur Sultan Nazarbayev: Bizler Aynı Köklere Sahibiz ve Bu Sebeple de Artık Türk Devletleri Teşkilatı Demeliyiz.

Kazakistan Cumhuriyeti Kurucu Cumhurbaşkanı, Elbaşı Nur Sultan Nazarbayev’in Türk Konseyi Bakü Zirvesi’nde yaptığı konuşma: Elbaşı Nur Sultan Nazarbayev bu zirveye iştirak etmekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek ve Azerbaycan toprağında geleneksel misafirperverlik ve bu zirvenin yüksek seviyede hazırlanması sebebiyle Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e teşekkür ederek konuşmasına başladı.

Zirvede, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önerisiyle, Kazakistan’ın kurucu Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’e, Türk Dünyası’nın birleştirilmesi yönündeki çabaları dolayısıyla “Türk Konseyi Onursal Başkanı” unvanı takdim edildi. Türk Dünyası’na büyük önem veren ve “Aksakal” olarak nitelendirilen Kazakistan’ın Kurucu Cumhurbaşkanı Nazarbayev, Türk Konseyi’nin son derece başarılı bir gelişim kaydettiğini ve Türk devletleri arasındaki birlikteliğinden dolayı kendisinin mutlu olduğunu belirterek, Özbekistan ve Macaristan’ın katılımından duyduğu memnuniyeti ifade etti. Nursultan Nazarbayev, Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nin ismiyle ilgili de yeni bir öneri getirerek, kuruluşu “Türk dilli” değil, bundan sonra “Türk Devletleri Konseyi” olarak isimlendirelim dedi.

Bunların yanı sıra Nazarbayev, “Yeni bir tarih sayfası açılıyor. Türk Konseyi, küresel anlamda önemli siyasi ve ekonomik popülerlik kazandı. Aynı zamanda Türk Dünyası’nda entegrasyonumuzu da artırmış bulunuyoruz. Türk ülkeleri arasındaki etkileşim yeni bir seviyeye çıkmaktadır” dedi.  Nursultan Nazarbayev, Türk medeniyetinin çok derin köklerine vurgu yaparak, “Türk dünyasının birliği, benim için güven sözüyle net bir şekilde ifade edilebilir. Ben birlikteliğimizi tasvir etmek için ‘yeniden doğuş’ ve ‘güven’ sözlerini seçiyorum’. Aynı zamanda da ‘kardeşlik’ kelimesi benim için çok şey ifade ediyor.” sözleriyle seslendi.

Özbekistan ve Macaristan’ın katılımından duyduğu memnuniyetini ifade eden Nursultan Nazarbayev “Şevket Miromonoviç Mirziyoyev’i ve bütün kardeş Özbek halkını Türk Konseyi’ne asıl üye olarak girmesi sebebiyle tebrik ediyorum. Bu bütün Türk dilli aile için çoktan beridir beklenilen tarihi bir hadisedir. Zirvede gözlemci üye olarak katılan dostumuz Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ı da tebrik ediyorum. Budapeşte’de Türk Konseyi’nin açılması Macar hükümetinin önemli bir adımıdır. Bu temsil Avrupa’daki faaliyetlerimizi genişletecektir.”

Nazarbayev, Sooranbay Şaripoviç Jeenbekov başta olmak üzere, Kırgızistan’ın dönem başkanlığını takdir ettiğini ifade ederek şunları söyledi: “Türk Keneşi Onursal Başkanı statüsünün bana verilmesini teklif etiği için kardeşim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a özel şükranlarımı sunarım. Bu girişimi desteklediğiniz için hepinize teşekkür ederim. Bu kadar yüksek bir ödüle layık gördüğünüz için hepinize teşekkür ederim. Bu, organizasyondaki çalışmamı sürdürmemde bana güç verecektir. Ben bunun için elimden gelenin en iyisini yapmaya hazırım.

Bildiğiniz gibi, Ben Cumhurbaşkanlığı yetkilerimi büyümekte olan bir kuşağa devrederek buraya “Kurucu Cumhurbaşkanı” ve “Elbaşı” sıfatıyla geldim. Neredeyse 30 yıla yakın bir süre Kazakistan’ı yönettim. Bu yıllarda ekonomimiz 20 kat, ülkenin refahı 19 kat arttı ve kademeli olarak gelişmiş ülkelere yaklaşıyoruz. Bu süre zarfında büyük bir başarı elde ettik.

Değerli zirve katılımcıları, 2006’dan bu yana Jeenbekov, Erdoğan, Mirziyoev ve Orban da geçen yıl Çolpan-Ata’daki toplantılara katılıyor. Orta Asya’daki yeni bağımsız devletlerin tarihinin daha ilk aylarıydı, ama artık kardeş halklarımız arasında dil, kültür ve geleneklerin benzerliğine dayalı ilişkiler kurmanın önemini net bir şekilde anlıyorduk.

Bu nedenle bütün kardeş ülkeler, Ankara bildirisini imzaladı. Bu sayede, geniş Türk Dünyası’nda işbirliğimizi geliştirme konusundaki isteğimizi ve kararlılığımızı dile getirdik. Türk dili konuşan ülkelerin başkanları Azerbaycan, Türkiye, Kırgızistan, Özbekistan ve Kazakistan’da çeşitli seviyelerdeki delegasyonlarla yaklaşık 10 toplantı yaptı. Toplantıların çeşitli sonuçları ülkelerimizin iç gelişiminin ve dış politika konjonktürünün farklı gündemlerinden etkilenmiştir.

On yıl önce Nahçivan’da Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nin kurulmasına ilişkin temel belgeyi onayladık. Böylece ilişkimizin yeni, daha rafine ve pragmatik bir aşaması başladı. İşte, şu anki yıldönümümüze iyi sonuçlarla gelmemizi sağlayan bu yaklaşımdır. Her şeyden önce, Türk Konseyi’nin hem küresel bağlamda hem de kendimiz için zaruriliğini ve güncelliğini kanıtlayabildik. İkincisi, Konsey ortak tarihimizde yeni bir sayfa açan Özbekistan ve Macaristan’ı da alarak daha da genişledi. Üçüncüsü, ülkeler tarafından önemli bir kurumsal yapı oluşturulmuştur.. Bu yapı, TÜRKPA, TÜRKSOY, Türk Akademisi, Türk Kültür ve Miras Fonu, Yaşlılar Konseyi ve Türk Ticaret ve Sanayi Odası’nı içermektedir. Dördüncüsü, Konsey’in siyasi ve ekonomik otoritesi bölgesel ve uluslararası düzeyde büyümektedir. Beşinci olarak, Türk Dünyası’nın entegrasyonu kavramı benimsendi. Bu belge, uzun vadede Türk dili konuşan ülkelerin çok taraflı etkileşimini kalite açısından daha yüksek bir seviyeye çıkaracaktır.

Aziz dostlar, Türk medeniyetinin derin kökleri vardır. Eğer tarihe bakarsak, gezegenin en büyük kıtasında her zaman önemli roller oynamış ulusların torunlarıyız. Türk Dünyası’nın bugünkü önemini anlamak için dünyanın coğrafi haritasına bakmak yeterlidir. Özellikle, son dönemde – 1992 – 2019 yılları arasında 25 yıldan fazla – çeşitli Türk liderlerinin 17 toplantısının tamamına katıldığımı belirtmek isterim. Örneğin,  “Türk” kelimesini ele alalım. Bu sözün her bir harfinin benim için özel bir anlamı vardır. İlk “T” harfi ‘trust’ güven, “U” harfi ‘unity’, yani birlik, “R” harfi ‘renaissance’ yani rönesans ve son olarak da “K” harfi ‘kinship’, yani akrabalık. Bu anlayışa dayanarak, birlik içindeki çalışmalarımın amacı ülkemizi daha da yakınlaştırmaktı ve bu hedefe ortak çabalarımızla ulaştığımız için çok mutluyum.

Bizim yaklaşık 160 milyona yakın sayıdaki kardeşlik ailemiz güçleniyor, genişliyor ve gelişiyor. Bununla beraber bugün hepimiz biliyoruz ki, dünyada büyük güçler arasındaki çatışma ve güvensizlik sonucunda karmaşık bir jeopolitik durum ortaya çıkmıştır. Bazen, Konseyimiz üyesi ülkelerimiz arasında dahi halledilmesi gereken konular ortaya çıkmaktadır. Elbette böyle durumlarda elleri bağlı oturmuyoruz. Birlikte çözümler buluyoruz ve çözüyoruz. Bu her zaman da böyle olmalıdır. Örneğin, Türk Dünyası’nın Entegrasyon Konsepti’nin kabul edilmesi ve benim Çolpan-Ata’daki Türk işbirliği örgütlerinin reformları konusundaki önerilerimle ilgili olarak bizim attığımız adımlar bu zorluklara cevap vermiştir.

Ümitvarım ki, hepimiz bir sonraki aşamaya yani ortak Türk geleceğinin yeni ufuklarını oluşturmaya başlamanın zamanının geldiğini düşünüyoruz. Bu konuda iki önerim var. Bunlardan ilki, ‘Türk Vizyonu 2040’ stratejik belgesinin hazırlanmasıdır. Bu program, Türk Birliğinin uzun vadeli hedeflerini ve bu hedeflere ulaşma yollarını yansıtmalıdır. Böylelikle biz, halklarımıza, gösterilen dönemler için Türk Dünyası’nın entegrasyonunun tahmini  imgesinin çizgilerini takdim ediyoruz. Bunu yaparken, dış politika ve ticaretin yumuşak gücünü, transit ve turizm, yatırım, enerji, yeşil ekonomi, küçük ve orta ölçekli işletmeler gibi öncelikli alanlarda ülkelerin karşılıklı faaliyetine de yeni bir ivme kazandırıyoruz. Programda ayrıca kültür ve eğitim, gençlik politikası ve sağlık, dijitalleşme ve yapay zekanın yanı sıra Türk beşiğinin – Türkistan şehrinin gelişimi ile ilgili bölümleri de içermesi gerekiyor.

Halihazırda Kazakistan zaten Türkistan şehrinde büyük inşaat işleri başlatmıştır. Bu belgede, uygun analizlerin yapılmasının ardından mevcut ve önceki toplantılarda ortaya konan girişimlerin uygulanması için yol haritasına da yer verilmelidir. Belgenin ülkelerimizdeki ulusal kalkınma programları ile bağlantılı olmasını sağlamak da önemlidir. Aynı zamanda, bir bu örgütte şeffaflığı da sağlamalı ve kapalı bir blok oluşturmak için heveslenmemeliyiz. İkinci olarak da, gelecekte Konsey adını değiştirmeyi düşünmek gerekir. Bizim sadece dilimiz değil, tarihimiz, kültürümüz, dünya görüşü ve geleneklerimiz de aynı kaynaktan besleniyor. Buna dayanarak, Türk Dünyası’nın entegrasyonunun başarısı sadece bizim ailelerimiz için değil, Avrasya bölgesindeki güvenlik ve istikrarı güçlendirmek için de stratejik öneme sahip. 21. yüzyıl bize bu fırsatı veriyor ve bu kullanılmalı. Ayrıca, Türkçe Konuşan Devletlerin İşbirliği Konseyi’nin örgütsel seviyeye yükseltilebileceğini düşünüyorum. Dolayısıyla, eğer Konseyimiz bir organizasyon haline gelirse, kuruluşumuz Türk dilli değil, Türk Devletleri Teşkilatı olarak adlandırılabilir. Ortak köklerimiz olduğunu biliyoruz, ancak geçtiğimiz yüzyıllarda ülkelerimiz öz yollarını değiştirdi. Aynı köklere sahibiz, bu sebeple de biz artık Türk Devletleri demeliyiz.

Sayın katılımcılar, Türk entegrasyonunu güçlendirme ve geliştirme konusundaki emeklerimi takdir etmeniz benim için büyük bir onurdur. İnşallah gelecekte sizinle yeni zirveleri fethedeceğiz ve ben bu yolda size yardım etmeye ve destek vermeye her zaman hazırım. Dikkatinize ve şahsıma gösterdiğiniz ilgiye göre teşekkür ederim.