Soğuk Savaşın sona ermesiyle birlikte NATO, tüm Avrupa ile Kafkasya’dan Orta Asya’ya uzanan coğrafyadaki demokratik ülkelerle güvenlik ortaklıkları inşa etmeyi içeren yeni görevler yüklenmiştir. Varşova Paktı’nın tehdit unsuru olarak ortadan kalkmasının ardından, NATO ile eski Sovyet Bloğu ülkeleri arasında bir yakınlaşma ortaya çıkmıştır. NATO, 1994'te eski Varşova Paktı üyeleriyle 'Barış İçin Ortaklık' (BİO) adlı bir program oluşturmuştur. Bu formül çerçevesinde NATO, Balkan ülkeleri, Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri ile işbirliğine yönelmiştir.

 

BİO programının ardından 1997 yılında NATO, Rusya ve Ukrayna ile ilişkileri daha yapıcı ve resmî bir temele oturtmak için yeni bir boyutta çalışmalara başlamıştır. Bu kapsamda, NATO, Rusya Daimî Ortaklık Konseyi’ni ve NATO-Ukrayna Komisyonu’nu kurmuştur. Bu konsey, güvenlik sorunlarını düzenli bir şekilde danışmayı ve tartışmayı kolaylaştırmak amacıyla oluşturulmuştur.

 

11 Eylül saldırıları NATO içinde bir dönüm noktası olmuştur. Rusya'nın 11 Eylül terör saldırıları ve sonrasında ABD'ye tam destek sağlaması, NATO'nun Moskova'yla ilişkilerini de yeniden ele almasına sebep olmuştur. Bu çerçevede 2002 yılının Mayıs ayında “NATO-Rusya Ortaklık Konseyi” yerine “NATO-Rusya Konseyi” tesis edilmiştir. Bu durum basit bir isim değişikliğinden öte, ilişkileri yeni bir temele oturtan kapsamlı bir gelişme olmuştur.

 

Soğuk Savaş sonrası NATO’nun ilk genişlemesi 1999 yılında Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya’nın katılması ile gerçekleşmiştir. Bu ülkeler aynı zamanda NATO'ya üye olan ilk eski Varşova Paktı ülkeleridir. NATO'nun bir sonraki genişleme sürecinin ilk adımları 2002 yılının Kasım ayında yapılan Prag Zirvesi’nde atılmıştır. İkinci genişlemede; Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya 2004 yılı Mart ayı sonunda resmî olarak İttifak’a katılmışlardır. Yedi yeni ülke ile NATO üyesi olmak isteyen diğer ülkeler, ortakları üyeliğe hazırlamak amacıyla l999 yılında uygulamaya konulan Üyelik Eylem Planı’ndan istifade etmişlerdir.

 

Rusya’nın, NATO'nun Sovyet sonrası ikinci genişlemesine, özellikle Estonya, Letonya, Litvanya'nın İttifak’a dahil edilmesine karşı yoğun kulis faaliyetleri netice vermemiş; bu ülkeler İstanbul Zirvesi’yle resmen NATO üyesi sıfatını kazanmışlardır. İstanbul Zirvesi’ne 26 NATO üyesi ülkenin yanı sıra 20 BİO ülkesi de katılmıştır.

 

İstanbul Zirvesi sırasında NATO–Ukrayna toplantısı da gerçekleştirilmiştir. Toplantıda, Ukrayna Devlet Başkanı Leonid Kuçma, açık sözlü ifadelerle Ukrayna'nın çok kısa sürede NATO’ya üye olamayacağını söylemiştir. Kuçma’nın deyimiyle bu konu “zamana bırakılmıştır”. NATO Genel Sekreteri ise, bu değerlendirmeyi sadece onaylamakla yetinmiştir. Ukrayna'nın aslında İttifak’a katılma yolunda ağır yük askerî uçaklarının İttifak’ın emrine sunmasıyla ilgili ön anlaşmanın imzalanması, NATO operasyonlarının yapılması için Ukrayna topraklarının kullanımıyla ilgili bir memorandumun Yüksek Rada (Parlamento) tarafından onaylanması ve silahlı kuvvetlerde personel azaltılmasını sağlayacak kanunun kabul edilmesi gibi bazı başarılı girişimleri olmuştur.

 

Diğer yandan, Ukrayna’nın barış gücü misyonlarına destek vermesi de bu ülkeyi NATO nezdinde önemli kılan hususlardandır. Bugün Ukrayna barış gücü askerleri, Kosova ve Irak’ta bulunmakta ve Ukrayna, Afganistan'daki NATO faaliyetlerini desteklemektedir. Ancak yeni devlet başkanı Yuşenko seçimlerden önce vermiş olduğu sözler gereğince Irak’tan askerlerini çekmeyi planlamaktadır.

 

NATO’nun İstanbul Zirvesi sırasında dönemin Devlet Başkanı Leonid Kuçma’nın ifadeleriyle Ukrayna’nın NATO’ya üye olması hususunun “zamana bırakılması”nın üzerinden henüz sekiz ay geçmiş olmasına rağmen Ukrayna’nın NATO üyeliği ciddi şekilde konuşulmaya başlanmıştır. Özellikle Batının Rusya’yı karşısına alma pahasına desteklediği ve seçimi kazandırdığı Ukrayna’nın Batı yanlısı yeni devlet başkanı Viktor Yuşenko Ukrayna’nın NATO üyeliğini ülkesinin temel hedefleri arasına sokmuştur.

 

22 Şubat 2005 tarihinde Brüksel'de bir araya gelen NATO üyesi ülkeleri liderleri ile görüşen ve zirvede bir de konuşma yapan Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yuşenko nihai hedeflerinin Avrupa ve NATO'ya entegrasyon olduğunu söylemiştir. Yüzünü artık tamamıyla Batıya çeviren Yuşenko Moskova'nın kaygılarını da gidermeye çalışarak, 'Rusya stratejik ortağımızdır. Ukrayna'nın NATO'ya yönelen bir siyaset izlemesi hiç bir şekilde Rusya veya bir başka ülkeyi hedefleyen bir şekil almayacaktır.' diye konuşmuştur. Bununla beraber daha önceki bütün açıklamalarında Rusya ile Batı arasında stratejik dengelerin ve çok boyutlu dış politika çizgisinin korunacağını ifade eden Yuşenko bu toplantıda, “çok yönlü dış politika çizgisi artık geçmişte kaldı” diyerek Ukrayna’nın yönünün Batı olacağını net şekilde ortaya koymuştur.

 

İstanbul Zirvesi’nde Ukrayna’ya hiçbir şekilde yeşil ışık yakmayan NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer de Ukrayna'nın demokrasiye ulaşma arzusunun gözardı edilmemesi gerektiğini kaydetmiş ve NATO’nun Ukrayna’ya her türlü yardımda bulunacağı vaadinde bulunmuştur. Toplantıya katılan ABD Başkanı George Bush da Avrupalı müttefiklerine 'Ukrayna'yı Avrupa-Atlantik ailesine dahil etme' çağrısı yapmıştır.

 

Ukrayna Devlet Başkanı Yuşenko zirveye davet edilen ancak ittifak üyesi olmayan yegane lider olmuştur. Diğer yandan Beyaz Saray yeni Kiev yönetimine desteğini açıkça göstermeye devam etmektedir. ABD Başkanı Bush bu yılki bütçesinde Ukrayna'ya da 'demokrasinin geliştirilmesi' için mali yardım yapılmasını öngörmektedir. Ukrayna’nın Batı yanlısı lideri Yuşenko NATO ile beraber AB üyeliğini de hedeflediklerini bu zirvede net bir şekilde ortaya koymuştur.  Ancak Avrupa Birliği'nden destek mesajları dışında üyelik süreci için henüz erken olduğu mesajı verilmiştir.

 

Ukrayna devlet başkanının yanısıra Savunma Bakanı da yapmış olduğu açıklamada Ukrayna’nın mutlaka NATO üyesi olacağını ifade etmiştir. Ukrayna’nın NATO üyeliği özellikle Rusya açısında son derece önem arzetmektedir. Zira SSCB’nin dağılmasından sonra Rusya, Ukrayna ile Karadeniz Filosu konusunda anlaşmazlık yaşamış ve Karadeniz’deki en büyük deniz üssü Ukrayna toprakları içinde Sevastopol’de kalmıştır. Kiralama usulü ile bu üsleri kullanan Rusya’nın bu ülkeyi Batıya “kaptırmasının” ardından Karadeniz’e kendi kıyısı olan Krasnador yakınlarında yeni bir deniz üssü inşasına başlamıştır. Şimdi Ukrayna’nın NATO üyesi olması durumunda Rusya’nın Karadeniz’deki askeri üstünlüğü sona erecektir. Bu durumda eski Rus deniz üslerinde NATO birlikleri ve bunlarla beraber ABD deniz filosu da demirleyebilecektir. Ancak Rus basınına bakıldığı vakit Ukrayna’nın NATO üyesi olmasından duyulan endişenin  sebebinin aslında ABD’nin bölgeye yerleşmesinden ziyade Kırım yarımadası sebebiyle Türkiye’nin etkinliğinin artırması olasılığı görülmektedir.

 

Son gelişmelerden sonra Ukrayna’nın NATO üyeliğine “kuvvetle muhtemel” gözüyle bakılmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki Rusya’nın bu girişimi engelleyecek bazı araçları mevcutttur. Zira Rusya ile Ukrayna arasında imzalanan “dostluk ve işbirliği anlaşmasına” göre iki ülke arasında sınır sorunları çözülemediği sürece taraflardan herhangi birisi askeri bir bloğa giremez. İşte bu anlaşma ile de Rusya, Ukrayna’nın NATO üyeliğini engellemeye yönelik çalışmalar içine girmesi beklenmektedir. Tüm bu gelişmelerle beraber Ukrayna konusundaki esas belirleyici faktörlerin 25 Şubat’ta yapılması beklenen Putin-Bush zirvesinden sonra netleşmesi beklenmektedir.