1973 numaralı BM kararı doğrultusunda icra edilmek istenilen bütün askeri harekatın sevk ve idaresi “Unified Protector”[1] adıyla NATO’nun tam komuta ve kontrolü altına girerken, icra edilmekte olan cepheli harekattan başka uygulamaları gündeme getirmeye yönelik sesler yükselmeye başlamıştır.

 

Bilindiği gibi BM kararı gereği NATO Libya’daki sivillerin ve sivil nüfusu içeren bölgelerin Kaddafi silahlı kuvvetlerinin saldırısına veya saldırı tehdidine karşı korumak için aşağıdaki tedbirleri gündeme sokmuştur. Bunlar;

 

·Libya’nın Kuzey’de belirli bir bölgesini kapsayan hava sahasına yönelik “uçuşa yasak bölge” tesisi,

·Kaddafi’ye denizden gelecek silah yardımlarını önlemeye yönelik deniz ambargosu uygulanması,

·Sivillerin Kaddafi güçlerinin saldırılarına veya saldırı tehditlerine karşı korunması.

şeklinde formüle edilmiştir.

 

Anlaşıldığı kadarıyla, NATO’nun Uçuşa yasak bölge uygulaması ile sivillerin korunmasına yönelik üslenmiş olduğu görevler tamamen NATO’ya tahsis edilen hava kuvvetleri tarafından icra edilen birbirine girift ancak ayrı hedefleri içeren iki ayrı harekâtı içermektedir.

 

Belirtilen görevlerde, 16 NATO ülkesi fiilen sorumluluk üslenmeyi taahhüt etmiştir. Diğer üyeler ise, kararı onaylamalarına rağmen belirtilen hususlarda görev almama kararı almışlardır.

NATO’nun harekât komutası Kanada Hava Kuvvetleri’nden Korgeneral Charles Bouchard’a verilmiş ve komuta karargâhı Napoli’deki Müşterek Kuvvet Karargâhı olarak belirlenmiştir.

 

Uçuşa Yasak Bölge Uygulaması ve NATO

 

Nitekim uçuşa yasak bölge uygulaması başlangıçta ABD, İngiltere ve Fransa’nın öncülüğünde belirli hedeflerin ön alınarak bombalanması yoluyla uygulamaya konulmuştur. 31 Mart’tan  itibaren NATO’nun bu göreve tahsis ettiği uçaklar vasıtasıyla belirtilen alanın denetim ve kontrolü sürdürülecektir. Ancak, NATO’nun yaklaşımı, belirlenen hedeflerin ön alınarak bombalanmasından ziyade gerekli denetimin yapılarak yasağın uygulanmasını sağlamaktır. Meşru müdafaa gereksinimi doğduğunda silah kullanımına gidileceği yolundadır. 31 Mart itibarıyla NATO tarafından 178 sorti yapılmıştır.

 

Deniz Ambargosu ve NATO

 

NATO bu görevi yine üyelerinin tahsis etmiş olduğu su üstü gemiler ve denizaltılar vasıtasıyla Libya sınırlarının Akdeniz’de uzantısı boyunca uzanan belirli bir bölgede icra etmektedir.

 

Sivillerin Kaddafi Güçlerinin Saldırılarına Veya Saldırı Tehditlerine Karşı Korunması

 

 Diğer taraftan ise, sivillerin ve sivil nüfusun yoğun olduğu bölgelerdeki saldırıları önlemeye yönelik harekat ise, özellikle ABD, İngiltere ve Fransa tarafından NATO’ya tahsis edilen hava kuvveti unsurları tarafından yapılmaktadır. NATO görevi devralmadan önce ABD Trablus’a Tomahawk kruz füzeleri ile saldırıda bulunurken, Fransa Bingazi’deki isyancılara karşı harekat icra eden Kaddafi kara birliklerine hava taarruzları şeklinde yapılmıştır. NATO’nun bu görevi devralmasından sonra yapılacak harekatın NATO komuta heyeti vasıtasıyla daha planlı ve koordineli icra edileceği belirtilmiştir.

 

Bunlar isyancılara karşı Kaddafi kuvvetlerinin kullanılmasını önlemeye yönelik bombardıman faaliyetlerini sürdürmektedirler. ABD Genel Kurmay Başkanı Mullen’e göre Kaddafi güçlerinin % 25’i halen imha edilmiş durumdadır. Türkiye bu tür saldırı görevlerinde rol almamıştır. Bu doğrultuda 1 Nisan itibarıyla yapılan 74 bombalamaya yönelik uçuşta tespit ve temas sağlanan hedeflerin imhasına yönelik görev yapılmaya çalışıldığı açıklanmaktadır. Yapılan bu bombardımanlar yukarıda ifade edilen üçüncü görev çerçevesinde ifa edilmekte olup, Kaddafi’nin sivil muhalifleri bertaraf etmek amacıyla ileri sürdüğü Libya hava kuvvetleridir. Kaddafi’nin hava kuvvetlerinin üstün ateş gücünden istifade ile dağınık ve teşkilatlanamamış muhaliflere ateş kusarak onları imha ederek, ölüm korkusu ile karşı koyma iradelerini yok etmeye yönelik harekatına mani olmaktır esas amaç.

 

Londra Konferansı’nda Alınan Kararlar

 

Londra’da yapılan konferansta NATO’nun kararlılığı bir kere daha teyit edilmiş ve BM kararları çerçevesinde yüklenilen görevlerin inatla sürdürüleceği birlik ve beraberlik içinde ifade edilmiştir.

 

Ancak, isyancıların Kaddafi güçleri karşısında ilk safhada elde etmiş oldukları başarıları sürdürememeleri bu toplantıda gündeme gelmiş ve yeni çözüm arayışları ortaya çıkmasına neden olmuştur. İsyancıların komutanlığını üslenmiş Libya’lı tümgeneral Süleyman’ın isyancı sivillerin askeri eğitimden yoksun olmasının emir komuta zinciri ve organize olma konusunda güçlükler yarattığını ifade etmesi isyancıların yapısı hakkında bir fikir vermektedir. Emirlere riayet etmedikleri ve yeterli silah, mühimmat ve teçhizata sahip olmadıkları için başarı kazanamadıklarını ileri sürmektedir. Bu ise, Kaddafi ordusu karşısında dağınık bir görüntü vermektedir. Askeri yetenekten yoksun isyancılar Kaddafi ordusu karşısında tutunamamaktadır.

 

ABD, İngiltere ve muhtemelen Fransa’ya bağlı özel kuvvetlerin isyanın başlangıç aşamasında Libya’ya sivil olarak sızdıkları bilinmektedir. Bu konuyu daha evvelki yazılarımızda da belirtmiştik. Bunların danışmanlığında isyancıların organize edilmeleri ve belirli hedeflere yönlendirilmeleri büyük ihtimalle gerçekleştirilmektedir. Buna rağmen yetersiz silah ve mühimmat en büyük sorun olarak gündeme gelmektedir. İşte bu aşamada ABD ve İngiltere tarafından isyancılara silah yardımı yapılması önerisi el altından konferansa katılan üyelere sızdırılmıştır. Bu konuya Rusya ve Türkiye açık bir şekilde karşı çıkmaktadır. Her ne kadar BM kararında sivillerin korunması için her türlü enstrümanın kullanılması ifade edilmişse de, çarpışan taraflardan birine silah sağlamak sivil halkın korunmasına yönelik olmaktan ziyade çatışmanın dozunu arttırmaya yönelik ve ana amaç ile uyuşmayan bir uygulama olarak görülmektedir. Bu durum tarafların birbirine karşı şiddetini arttırmaya yönelik bir ortam yaratabilecektir.

 

Harekatın Hedefi Değişirse Silah Yardımı Gündeme Gelebilir

 

Konuya ortaya konulan hedef açısından bakarsak, BM ve NATO’nun ana hedefi açıklandığı gibi, sivil halka karşı saldırıların veya saldırı tehdidinin önlenmesidir. Halen icra edilen NATO görevleri bu kapsamda yeterlidir. Eğer hedef değiştirilir ve Kaddafi ve silahlı kuvvetlerin yok edilmesi veya savaşma azim ve iradesinin kaldırılması şekline getirilirse; o zaman, yapılacak harekatın seyri değişir ve taarruzi yani saldırıya yönelik bir şekil alır. Bu durumda isyancıların belirli hedefleri ele geçirmesi için NATO’nun icra etmekte olduğu hava desteği altında karadan planlı ve belirli hedefleri ele geçirmeye yönelik saldırlar düzenlemesi gerekecektir. Gerçekte de şu anda yapılmaya çalışılan budur.

 

ABD açık ve net bir şekilde Kaddafi gidene kadar bombardıman devam edecektir demektedir. Bu isyancıların ileri harekatı da devam edeceği anlamına gelmektedir. Bu bakımdan Kaddafi’nin Libya’daki etkisinin yok edilmesi için dış güçlerin uygulayabileceği üç hareket tarzı bulunmaktadır.

 

·Birincisi, isyancılarla birlikte sızdırılan özel kuvvetlerin müştereken Kaddafi’nin bulunduğu mahale kesin hedefli bir harekat icra etmektir. Bu harekat NATO dışında gerçekleştirilebilir. NATO içinde yapılması için üyelerin onayı gerekmektedir. Bu NATO için bambaşka safhayı içeren yeni bir durum ortaya çıkartır. Yeni stratejik konsept kavramında belirtilen üç ana görevin hangi faslına sokulacağı konusunda sıkıntılar doğar. Ancak, münferit olarak, hem ABD ve hem de İngiltere için oldukça mümkün gözükmektedir. Zaten Başkan Obama’nın CIA’e bu konuda talimat verdiği duyumları gündemdedir. İngiliz MI6 ile birlikte Kaddafi’nin Trablus’ta barındığı yere mahdut hedefli ve kısa süreli bir saldırı ile ele geçirilmesi konusu uygulamaya konulabilir. Bu suretle kısa zaman içinde Kaddafi bertaraf edilerek, isyancılara silah desteği gerekmeden sorun halledilmiş olur.

 

·Diğer harekat şekli, koalisyon güçlerinin veya NATO’nun fiili kara harekatı icra edecek kuvvetleri Libya’ya denizden veya kara yolu ile çıkartmak suretiyle mahdut hedefli bir taarruzla Kaddafi güçlerini bertaraf etmesi ve nihai hedef olarak Kaddafi’yi ele geçirmesidir. Koalisyon güçleri özellikle ABD Libya’ya müdahalede kara kuvvetlerinin kullanılmayacağını ifade etmişlerdir. Aslında bu Afganistan, Irak’tan sonra Libya’da bu tür bir girişimin hesabını kendi kamuoylarına veremeyecekleri kaygısındandır. Bu nedenle isyancıları taşeron olarak kullanarak, Kaddafi’nin direnme iradesini kısa zamanda kırabileceklerini değerlendirmişlerdir. Görünen o ki bu öngörü tutmamıştır. Her şeye rağmen ABD ve diğer ülkelerin Libya’ya karadan fiilen müdahaleden kaçınacakları düşünülmektedir. Fransa’nın tek başına yapma inisiyatifine de Dünya kamuoyunun karşı çıkacağı değerlendirilmektedir.

 

·Uygulanması En muhtemel hareket tarzı olarak muhalif isyancıların sızdırılan danışmanlar vasıtasıyla organize edilerek, eğitimli hale getirilmesi ve silah takviyesi ile güçlendirilmesi sonucu zorda olsa neticeye ulaşmak olarak görülmektedir.

 

Burada sorun olarak isyancılara sağlanacak silahların durumu ortaya çıkmaktadır. Bu şekilde yapılan manipülasyonla belirli bir vadede netice elde etmek mümkün olabilir. Ancak, silah sağlanması konusu ya açık bir şekilde yeniden alınacak BM kararı çerçevesinde veya gizli saklı olarak yürütülmek zorundadır. BM’in böyle bir kararı alması pek mümkün görülememektedir. Güvenlik Konseyi’nde en azından Rusya ve sonrasında Çin karşı çıkacak gibi görünmektedir. Bunun dışında diğer ülkelerin başta Almanya ve Türkiye olmak üzere karşı çıkacağı göz önüne alınmalıdır. BM’den böyle bir karar çıktığını varsaysak bile NATO’nun bu konuda karar alması oldukça zor bir işlemdir. Dolayısıyla bu seçeneğin gündeme gelerek uygulanması son derece zor görünmektedir.

 

Bu durumda tek seçenek olarak gizli bir şekilde silah sevkiyatı yapılması gündemde yer almaktadır. NATO bir taraftan denizden Kaddafi’ye yapılacak silah sevkiyatını denetlerken diğer taraftan ABD ve diğer ülkelerin isyancılara silah sevkiyatı yapması ikiyüzlü bir davranış olarak infiale neden olacaktır. ABD bunu göze alabilecek midir? Asıl sorun budur. Bu tür bir davranış ABD, İngiltere ve Fransa’nın yayılması politikalarının bir tezahürü olarak algılanacaktır tarih önünde. Özellikle ABD ile Fransa’nın Kuzey Afrika şeridindeki mücadelesi açık ve seçik gündemde yerini alacaktır.

 

Türkiye’nin Durumu

 

Görevi NATO’nun almasıyla birlikte NATO harekâtının İzmir’deki üsten ve ABD’li korgeneral ve bir Türk tümgeneralin komutasında harekâtın yürütüleceği konusunda çeşitli tahminler yapılmıştır. Ancak, bunun doğru olmadığı NATO’nun basın bülteninden anlaşılmaktadır. Harekâtın komutası Kanadalı bir korgenerale verilmiş ve karargâhı Napoli’dedir. Bu durumda İzmir seçeneği gündemden kalmıştır.

 

Türkiye açık ve net bir şekilde NATO görevleri içinde hangilerini üslenebileceği konusunda seçimini yapmış ve buna yönelik uçak ve gemilerini tahsis etmiştir.

Türkiye tahsis etmiş olduğu 7 uçak ile uçuşa yasak bölge kontrolü görevinde yer almayı seçmiş ve pasif kontrol görevi üslenmiştir. Bu nedenle Başbakan Erdoğan’ın ifade ettiği gibi, Türkiye Libya halkına karşı bombalama faaliyeti içinde değildir. 5 su üstü gemisi ve bir denizaltı ile denizden yapılacak silah ambargosu denetiminde yer almıştır. Bu görev pasif denetim ve kontrolü içermektedir. Sıcak çatışma ihtimali oldukça zayıftır.

 

İsyancıların silahlandırılması konusunda ise, bunun doğru bir hal tarzı olmadığı konusunda tavır koymuştur. Anlaşıldığı kadarı ile NATO Genel Sekreteri Rasmassen’de bu şekilde bir silah yardımına karşı pozisyondadır.

 

Yaklaşık bir aydır sürmekte olan çatışmaların artık her iki taraf içinde imkanların tüketildiği doyum noktasına geldiği konusunda emareler ortaya çıkmaya başlamıştır. İsyancıların şartlı ateşkes talebi Kaddafi tarafından zaman kazanmaya yönelik bir girişim olarak kabul edilerek, ret edilmiştir. Buna karşılık Kaddafi’nin oğlunun danışmanının Londra’da bir takım girişimlerde bulunması, Kaddafi ailesinin salimen bu işten kurtulma arayışları içine girdiğini göstermektedir. Buna paralel olarak Kaddafi çevresindeki üst düzey yöneticilerdeki çözülme ve ülke dışına kaçışların gündeme gelmesi Kaddafi açısından iyiye alamet değildir. Bu durumda NATO’nun sebatla belirtilen harekâta devam ederken özel kuvvetler vasıtasıyla isyancıları destekleme yoluna gitmesi Kaddafi’yi sıkıştıracak ve havlu atmasına neden olabilecektir.

 

Türkiye’nin bu noktada görev alarak Kaddafi ile ilişkisi nedeniyle arabuluculuk yapması onu isyancılar nezdinde de belirli bir noktaya gelmesini sağlayabilecektir. Bu günkü gelinen duruma bakıldığında isyancılar arasında Türkiye’nin saygınlığının olmadığı, ABD, İngiltere ve Fransa’nın bayraklaştırıldığı ifade edilmektedir. Artık ok yaydan çıkmış ve Kaddafi’nin üstünlüğü bir şekilde ele geçirerek geçici olarak inisiyatifi ele alması durumunda bile, gelecekte Libya yönetiminde yer alamayacağı kesinlik kazanmıştır. Türkiye Kaddafi ile isyancıların arasını bulma misyonu üslenerek, bunda başarılı olabilirse, bu suretle Libya’da yeniden kurulacak düzende eskiden olduğu gibi prestijli yerini kazanabilir diye düşünmekteyiz.

 

Dipnotlar

 

[1] Operational Media Update 31 March 00.01-23.59, http://www.nato.int/nato_static/assets/pdf/pdf_2011_04/20110401_110401-oup-update.pdf