Belçika’nın başkenti Brüksel’de gerçekleştirilen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Toplantısı'nın ardından NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg alınan kararlara ilişkin basın toplantısı düzenledi. Zirvenin ana gündemi terör örgütü DEAŞ ile mücadele oldu. Bununla birlikte Avrupa’da yükselen aşırı sağ, İslamofobi, daha önce ABD Başkanı Trump’ın gündeme getirdiği NATO üyesi ülkelerin yükümlülükleri, Brexit sonrası İngiltere’nin NATO ilişkileri gibi konular da masaya yatırıldı.

 

Zirve kapsamında liderlerin ele aldıkları konulardan birinin terörle mücadele olduğunu ifade eden Stoltenberg, bu konuda ittifakın çabalarının artırılmasına dair bir eylem planı üzerinde mutabık kaldıklarını açıkladı.

 

DEAŞ karşıtı koalisyona verilen desteğin artırılması kararı aldıklarını belirten Stoltenberg, bu kapsamda erken uyarı gözlem uçaklarıyla daha fazla uçuş gerçekleştirileceğini ve bu sayede de daha fazla istihbarat paylaşımında bulunacaklarını vurgulayarak "NATO'nun uluslararası koalisyonun tam üyesi olmasına karar verdik. Tüm 28 ittifak üyesi halihazırda koalisyonun üyesi. Koalisyonda olmak, NATO'nun muharip rol alacağı anlamına gelmiyor, ancak bizim terörle küresel mücadeleye olan taahhüdümüze ilişkin güçlü bir mesaj gönderiyor. Aynı zamanda, NATO'nun eğitim ve kapasite inşası dahil siyasi değerlendirmelerde rol almasını sağlayacak." ifadelerini kullandı.

 

Brüksel’de gerçekleştirilen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Toplantısında alınan kararlar ile NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in NATO’nun DEAŞ ile mücadele koalisyonuna katılacağı yönündeki açıklamasının ne anlam ifade ettiğini ve bu kararın Türkiye açısından nasıl sonuçlar doğuracağını Doç. Dr. Serdar Erdurmaz, TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

NATO toplantısının ardından NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg “DEAŞ ile mücadelede koalisyona NATO’nun destek vereceği” şeklinde bir yaklaşımda bulunduklarını ifade etmiştir.

 

“YPG’yi  Kullanırız Dendiği Anda Türkiye’nin Vetosu ile Karşılaşır”

 

Burada iki şey ortaya çıkmaktadır; özellikle DEAŞ’le mücadelede ABD’nin tek başına baktığımız zaman kara unsuru olarak YPG’yi desteklediği açık ve net bir şekilde bellidir. Şimdi bu durumda eğer NATO bu şekilde bir destek ortaya getirirse tabi koalisyonun vereceği desteğin usulünün açıklanması lazımdır. Acaba hava desteği mi, lojistik destek mi, kara desteği mi verecek, nasıl bir mücadele içine girecektir? NATO içindeki ülkelerin hepsi farklı farklı konularda destek verebilmektedir -bir kısmı hava kuvvetlerini, bir kısmı kara kuvvetlerini akredite edebilir- dolayısıyla bu şekilde bir yardımla DEAŞ ile mücadele konusu gündeme gelebilir. Buradaki önemli nokta eğer NATO, DEAŞ ile mücadele konusunda ortak bir karar alıp da “Hava gücü ile koalisyonu destekleyeceğiz aynı zamanda kara gücünü YPG ile kullanırız” dediği anda Türkiye’nin vetosu ile karşılaşması olacaktır.

 

“YPG Konusunun Gündemden Çıkması Lazım”

 

NATO’da kararlar oy birliği ile alınmaktadır bir ülke buna karı çıktığı zaman o kararın alınması mümkün değildir. Bu açıdan bakıldığında YPG desteği gündeme geldiği zaman Türkiye’yi karşılarında bulacaklardır, dolayısıyla koalisyon ile DEAŞ’in mücadelesinde YPG konusunun gündemden çıkması lazımdır. Ama Amerika bu durumda nasıl bir tavır alacak o çok önemli bir unsur. Son zamanlarda Almanya’nın bir NATO gücü kurma çabası içine girdiğini görüyoruz, aslında NATO’nun böyle bir çıkışı ile birlikte Almanya’nın bu çıkışına da bir nebze engel koyma çabası içinde olduğunu da görebiliriz.

 

“Hem Almanya’ya Mesaj Hem Avrupa’ya Ulaşan DEAŞ Tehdidini Ortadan Kaldırma Çabası…”

 

Avrupa’ya karşı son NATO konseptinde özellikle kapsam içinde olan hadiselere müdahale ile birlikte NATO sınırları dışındadır. “NATO’nun askeri ve ekonomik çıkarlarını veya güvenliğini tehdit edebilecek her türlü tehdit unsuruna karşı tedbir alınır” diyordu. Bu kapsamda İngiltere Manchester’da bir terör eylemi olmuş ve DEAŞ üstlenmiştir. Dolayısıyla NATO’ya tehdit unsuru olarak DEAŞ’in algılanması ile birlikte alan dışında kendi varlığını tehdit eden unsura karşı müşterek hareket etme konusunu gündeme getirmek suretiyle hem Almanya’ya “Biz Avrupa ordusuyuz zaten sizi destekliyoruz ayrıca bir Avrupa ordusu kurmaya gerek yoktur, bu destekle bu işi sürdürebiliriz” derken diğer tarafta da Avrupa’ya ulaşan DEAŞ tehdidini de ortadan kaldırma çabası içine girerler.

“ABD, NATO ile Birlikte PYD’den Vazgeçebilir”

 

Burada kara harekâtını kim yapacak, nasıl destekleyecekler; hava harekatı desteği nasıl verilecek, lojistik destek kimlere gidecek, çok kapsamlı bir planlama yapılması lazımdır. Baktığımızda ABD, PYD konusu gündeme geldiğinde PYD’den NATO ile birlikte vazgeçebilir. Diğer 28 ülkenin belki kara unsurları ve muhtelif unsurlarla harekâtı yapma konusu gündeme gelirse o zaman terör örgütü YPG konusu gündemden kalkabilir. Bu durum, Türkiye’nin arzu ettiği bir husus olur ama YPG’yi destekleyeceğiz derlerse Türkiye o zaman veto etmek suretiyle NATO’nun bu işbirliğine mutlaka engel olacak, bunu kabul etmeyecektir. Kabul etmemesi de son derece normaldir çünkü PKK’yı biz terörist, NATO ve Birleşmiş Milletler terörist olarak kabul etmektedir. YPG’nin de onun bir alt unsuru olduğunu defalarca söyleyen bir NATO üyesi Türkiye olduğuna göre sonuçta NATO’nun YPG’yi desteklemesi gibi bir konunun gündeme gelmemesi lazımdır.

 

“NATO’nun İşin İçine Girmesi Türkiye’nin Elini Güçlendirebilir”

 

NATO’nun bu işin içine girmesi bir nebze Türkiye’nin elini güçlendirebilir. ABD’nin “tek taraflı olarak YPG’yi destekliyorum” savının ortadan kalkmasına vesile olabilir; ama ABD’nin bu tek taraflı olarak desteklemekte ısrar ederse Türkiye’nin vetosu ile NATO’nun koalisyonu desteklemesini engelleme yolunda bir süreç içine girer ki bu da NATO’yu devre dışı bırakır. Dolayısıyla, bu da Avrupa gücünün devre dışı kalması anlamına gelir, NATO’nun arzusuyla gelişen bir durum olur, çünkü yapılan toplantıda demek ki böyle bir kanaate varmışlardır. Türkiye de bunu destekledi ve açıklaması yapıldı diye düşünüyorum.