NATO dayanışması konsepti kapsamında Adana’dakonuşlandırılan iki Patriot füze bataryasının görev süresinin Hollanda Hükümeti tarafından uzatılmayarak, Ocak 2015’te geri çekileceği kararı Türkiye gündeminde yer almıştır. 2013 yılında Suriye ile gerginleşen ilişkilere bağlı olarak NATO üyesi olan Türkiye’yi desteklemek ve NATO dayanışmasını NATO dışı ülkelere göstermek amacıyla ABD, Almanya ve Hollanda tarafından ikişer batarya Patriot füzesi gönderilmiştir. Anılan sistemler 2010 yılında ortaya konulan yeni NATO Konsepti çerçevesinde tehdit olarak belirlenen balistik füze tehdidine karşı ortak tedbir alma kararlılığının bir göstergesidir.

 

Hatırlanacağı üzere NATO Füze Savunma Sistemi Avrupa kıtasında üye ülkelerin kendi milli sistemlerini içerecek şekilde yapılandırılarak, “çok katmanlı ve kademeli” bir mimari ortaya konulmuş ve buna bağlı olarak bir yol haritası uygulamaya konulmuştu. Bunun ilk aşamasını,  Türkiye’ye (Malatya/Kürecik mevkii) konuşlandırılacak sabit radar tesisi ile teşkil etmiştir. Uzun müzakereler sonunda bu erken ikaz radarı ABD kontrolünde olarak tesis edilmiştir. NATO Sistemin esasını ülkelerin füze savunma sistemleri ve ABD’nin AEGIS adını verdiği sistemin NATO komuta, kontrol, istihbarat ve bilgisayar sistemleri konfigurasyonu ile entegresi teşkil etmektedir. Türkiye’ye konuşlandırılan erken ikaz radarı hasım tarafından atılan herhangi bir füze veya füzeleri anında tespit ederek NATO komuta merkezine iletmekte ve buradan gerekli önleme merkezlerine bilgi giderek atılan füzelerin hangi irtifada ve uçuş paterninde, hangi füzelerle vurulabileceği hesaplanarak, gerekli önleme komutları saniyeler seviyesinde verilmektedir. Bu suretle bir füze bir istasyon tarafından vurulamaz ise, sonraki aşamada vurulması sağlanmaktadır. Bu sistemde ana unsur; ülkelerin kendi füze savunma sistemlerine sahip olmasıdır.

 

Türkiye’nin orta ve yüksek irtifa füze savunma sistemine sahip olmadığı bilinmektedir. İşte 2013 tarihinde ABD, Almanya ve Hollanda tarafından gönderilen Patriot füzeleri Türkiye’nin bu açığını kapatmak için NATO görevlendirmesi kapsamında her bir ülkenin kendi serbest iradesiyle hükümet kararının sonucudur. Ülkeler Türkiye’nin talebini değerlendirmiş ve mevcut sistemleri katkı sağlamak üzere kendi iradeleriyle NATO’ya belirli bir süre için tahsis etmişlerdir. Diğer bir değişle NATO’da ülkeler soruna çözüm için katkıyı kendi kararlarıyla alırlar, NATO örgütü bir emir yayınlayarak sen şunu, sen bunu ver diyemez. Hollanda bu katkıyı kendi isteğiyle yapmıştır. Şimdi ise Router’in haberindeki açıklamayla “bataryaların Türkiye’de kalması ve idamesi için Hollanda hükümetinin yeterli kaynağa sahip olmadığı” gerekçesi ile çekme kararı almıştır.

 

Aslında bu bataryaların gönderilmesinde 2013 yılı itibarıyla çevre ülkelerine verilmek istenilen iki mesaj vardı;

 

-NATO alanı içinde ve dışından kendisine yönelik güvenliğini tehdit eden her türlü tehdide karşı dayanışma içindedir.

 

Bu kapsamda NATO üyesi olan Türkiye, NATO güvencesi altındadır. Bu görevlendirme bu dayanışmanın bir uygulamasıdır.

 

Türkiye’ye verilen mesaj ise, bir nevi günah çıkartma olarak algılanmıştır. Nedeni ise ABD’nin Irak’a müdahalesi sırasında Türkiye’nin Irak balistik füze tehdidine karşı NATO’nun Patriot füze bataryası ile desteklenmesi talebine Fransa’nın karşı çıkması ile reddedilmesi Türkiye’nin NATO’ya olan güvenini sarsmış olmasıdır. Türkiye, NATO’nun örgüt olarak üyelerine çifte standart uyguladığı fikrini zaman zaman gündeme getirmiştir. Gönderilen bu bataryalar yetkililer ve halkın arasındaki bu intibağın ortadan kaldırılması amacını taşımaktadır. Bu nedenle bu destek bir yerde bir jest olarak yapılmıştır.

 

Nedeni ne olursa olsun NATO’da bir tehdide karşı alınacak tedbirlerde ülkelerin sağlayacakları katkı kendi iradeleri ile belirtildiğine göre, bir dahaki sefere Hollanda’nın veya diğer üye ülkelerin bu katkıyı vermekten geri durabileceği değerlendirilmelidir. Bu durumda ülkemiz gerekli tedbirleri almalı ve kendi füze savunma sistemine sahip olma yollarını araştırmalıdır. Bu ise, ya teknolojiye sahip olarak müşterek üretim şeklinde olabilir veya NATO sistemine entegre olabilecek sofistike sistemlerin satın alınması şeklinde gerçekleşebilir. En doğrusu bu teknolojiye sahip olabilmek ve üretime girmektir.