NATO Genel Sekreteri Rasmussen 20 Kasım'daki NATO zirvesi öncesi Türkiye'yi ziyaret etmektedir. Yapılacak ziyarette Afganistan’daki son durum, füze savunma kalkanının NATO konsepti çerçevesinde Türkiye’de konuşlandırılması gibi iki önemli konu ile beraber yeni hazırlanan stratejik belge hakkında görüş alışverişinde bulunulmasının bir diğer önemli gündem maddesi olacağı değerlendirilmektedir.

 

NATO neredeyse kurulduğu günden itibaren önündeki tehditleri ve bunlarla başa çıkma yollarını ortaya koyan bir stratejik belgeye sahiptir. Kuzey Atlantik Sahasının Savunması ile ilgili Stratejik Kavram olarak adlandırılan ilk Stratejik Konsept 1950’de kabul edilmişti. Bu belge 1957, 1968, 1991 ve en son olarak da 1999’da yeniden elden geçirildi. NATO’nun Stratejik Konsepti İttifak’ın çalışmalarına geniş bir politika çerçevesi sağlamakta ve belirli dönemlerde yapılan güncelleştirmeler de NATO’nun planlarını ve yaklaşımlarını değişen sorunlara göre düzenlemesi gerektiğini yansıtmaktadır[1].

 

Belgenin 1999’daki şekli NATO stratejilerinin Soğuk Savaş sonrası dönemin yeni şartlarına uyumunu yansıtıyordu. 5. Madde garantisi korunmuş, fakat Soğuk Savaş ve hemen sonrasın da etkili bir toplu savunma için tasarlananlardan daha farklı önlemlere ihtiyaç olduğu kabul edilmişti. Haydut devletler, başarısız devletler ve kitle imha silahlarının yayılmasının oluşturduğu tehdit ve etnik ve dini çatışmalar gibi sınırları aşan diğer tehditler göz önüne alınmıştı. Ancak, bu belge terör tehdidinin büyüklüğünü öngörememiştir. Bugünkü Stratejik Konsept, 11 Eylül 2001’de ABD’ye karşı girişilen terörist saldırıları gibi olaylardan daha önce yazılmış olması nedeniyle özellikle uluslar arası terörizm, nükleer politika belirlenmesi ve füze savunma sistemleri gibi kavramlar hakkında yeterli kavramlara sahip değildi. Müttefikler o tarihten sonra Terörizme Karşı Savunma Konusunda Askeri Konsept, Terörizme Karşı Ortaklık Eylem Planı, ve Terörizme Karşı NATO-Rusya Eylem Planı da dahil birçok önemli belge hazırlamışlarsa da, yukarıda belirtilen kavramlar ve genel tehditlerle ilgili değerlendirmelerini güncelleştirmeleri ve yetenek ve stratejilerini bunlara göre uyarlamaları ihtiyacını duymuşlardır.

 

NATO’nun 60. kuruluş yıldönümünde, 03-04 Nisan 2009 tarihlerinde düzenlenen Strazburg/Kehl Zirvesi’nde alınan karar çerçevesinde de İttifak’ın yeni “Stratejik Konseptinin” hazırlık çalışmalarına Temmuz ayında başlanmış ve bu yeni konseptin Kasım 2010’da Lizbon’da yapılacak zirvede devlet ve hükümet başkanlarının onayına sunulması öngörülmüştür.

 

Normalde NATO kademelerinde, askeri makamların ve ülkelerin katkısıyla, NATO hiyerarşisi içinde hazırlanarak, NATO Konseyi’nden geçen ve sonra da bakanlar ve başbakanlar ve devlet başkanları düzeyinde kabul edilen çalışma bu defa farklı bir yöntem denenerek hazırlanmıştır. Yeni stratejik konseptin Mayıs 2009’daki NATO toplantısında alınan bir kararla akil adamlar tarafından hazırlamasına karar verilmiştir. Onun üzerine üye 28 ülke aday göstermiş ve NATO Genel Sekreteri de başkan Eski ABD Dışişleri Bakanı MadeleineAlbright olmak üzere içlerinden 12 kişiyi seçmiştir. Bu şekilde bağımsız, özgür, NATO’nun çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan objektif karar verecek bir heyet düzenlenmesi suretiyle ülke baskılarından arındırılmış, tarafsız bir yapı oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu yapı içinde Emekli Büyükelçi Ümit Pamir’de yer almıştır. Hazırlanan metin yine NATO prosedürü içinde işlem görerek, yürürlüğe girecektir.

 

Uzmanlar Grubu tarafından hazırlanan “NATO 2020 – Uzmanlar Grubunun Yeni NATO Stratejik Konsepti için Analiz ve Düşünceleri [2]” başlıklı rapor 17 Mayıs 2010 tarihinde yayımlanmıştır. İki bölümden oluşan raporun birinci bölümünde hazırlık çalışmaları süresince varılan sonuçların sentezi yapılmıştır. Günümüz dünyasının halen geçerliliğini koruyan 1999 tarihli Stratejik Konsept’in kabul edildiği dönemden çok farklı olduğu, özellikle 11 Eylül saldırılarının teknoloji ve terör bağlantısını göz önüne serdiği, dolayısıyla NATO’nun da misyonunun, prosedürlerinin ve yapılanmasının değişmesi gerektiği belirtilmiştir. Günümüzde NATO’nun Müttefiklerin sınırlarında patlak veren bölgesel çatışmalar ve siyasi düzensizliklerin önlenmesine çalışırken aynı zamanda terörizm, nükleer silahların yaygınlaşması, iletişim sistemi ağlarına yönelik siber saldırı, başlıca deniz ticaret yollarındaki korsan faaliyetler gibi daha karmaşık ve öngörülemeyen tehditlerle de mücadele ettiği vurgulanmıştır. Genellikle de bu tür konvansiyonel olmayan tehditlere karşı etkin bir mücadelenin İttifak’ın sınırları dışında başlamak zorunda olduğunun altı çizilmiştir. Zira NATO, terörizme karşı Afganistan, deniz haydutluğuna karşı Aden Körfezi, deniz ticareti güvenliği için Akdeniz, barış koruma için Kosova misyonları sırasında bu realitenin farkına varmıştır. Dolayısıyla yeni Stratejik Konsept, İttifak’ı oluşturan kurucu ilkelere bağlı kalarak değişimlere ivedilikle ayak uydurmalıdır.

 

Uzmanlar grubunun hazırladığı raporu inceleyen NATO Genel Sekreteri Rasmussen, Stratejik Belge'nin taslağını geçtiğimiz hafta 28 üye ülkenin temsilciliğine vermiştir. Üyelerin taslağı incelemesinin ardından belgeyle ilgili gayri resmi müzakereler başlamıştır. İttifak üyeleri taslağa eklenmesi, değiştirilmesi ya da çıkarılmasını istediği kısımları bildireceklerdir. NATO'nun 14 Ekim'de Brüksel'de düzenlenecek Savunma ve Dışişleri Bakanları Zirvesi'nde anılan taslak Stratejik Belge tartışılacaktır. Lizbon'da 19-20 Kasım'daki liderler zirvesinde ise belgenin son halini alarak onaylanması hedeflenmektedir. Taslağı alan Türk Dışişleri Bakanlığı da Milli Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay ile istişareleri sürdürmekte olup, Rasmussen’in yarın gerçekleşecek Ankara ziyaretinde konuyu Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile etraflıca görüşeceği düşünülmektedir.

 

Yukarıda belirtilen konular içinde NATO için yeni bir nükleer politika belirlenmesi ve bu bağlamda füze savunma sistemlerinin aynı konsept içinde değerlendirilmesinin önem kazanacağı düşünülmektedir. Nükleer politikada güvenliği sağlayan asgari miktarın ölçü olarak ele alınması ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ile ilgili ABD’nin öncülüğünü yaptığı prensipleri kabul etmesi kapsam içindedir. Bu bağlamda Avrupa’daki nükleer silahlarda cins ve tip olarak dikkate değer bir indirim yapıldığını belirterek, bunun daha da ileri götürülmesi için Rusya ile istişareyi öngörmektedir. Çeşitli haberlerden, başta Almanya olmak üzere Hollanda, Belçika, Norveç ve Lüksemburg gibi ülkelerin yeni Stratejik Belge'de ittifakın nükleer silahsızlanma konusuna öncelik tanımasını talep ettikleri belirtilmiştir. Bu ülkeler, bu defa da çoktandır dillendirdikleri Avrupa kıtasının nükleer silahlardan arındırılması taleplerini NATO çerçevesinde kuvvetli bir şekilde ifade etmeyi istemektedirler. Diğer yandan, bu cepheye karşı olan ancak, açıkça durumunu belli etmeyen bir cephe de vardır. Bunlar, anlaşıldığı kadarıyla, halen nükleer statüde olan NATO üyesi Fransa, İngiltere’dir. ABD’nin ortaya koymuş olduğu “nükleer silahlardan arındırılmış bir dünya” savına karşı Rusya ve Çin’in yanı sıra bu silaha de-facto olarak sahip olan ülkelerin durumları açıklığa kavuşmadığı sürece bu ülkeler konumlarını muhafaza etme kararlılığı içinde görünmektedirler.

 

Füze savunma sistemi konusunda açık bir şekilde İran’ın balistik füze yeteneği gündeme getirilerek, Başkan Obama’nın ileri sürdüğü füze savunma kalkanı projesinin NATO ülkeleri nezdinde uygulamaya konulmasının hem NATO üyesi ülkeler ve hem de Rusya başta olmak üzere partner ülkelerin kolektif güvenliğine katkıda bulunacağı ifade edilmektedir.

 

Türkiye'nin de küresel nükleer silahsızlanma konusunda kararlı ve bölgede nükleer silahlara karşı olduğu yetkililer tarafından açık bir şekilde ifade edilmektedir. Bu çerçevede Türkiye için İsrail’in durumunun da İran ile birlikte gündeme gelmesi kaçınılmaz olmaktadır. Türkiye her türlü şartta tehdit değerlendirmesini yaparken İsrail’in durumunu da dikkate almak zorundadır. Muhtemelen NATO kapsamı içinde uygulanacak füze kalkanı programında talep edilmesi halinde Türkiye’nin yer almaktan imtina etmesi akıllıca bir davranış olmayacaktır. Zaten Türkiye böyle bir sistemin salt ABD tarafından değil de NATO şemsiyesi altında gündeme getirilmesi tarafında olduğunu hissettirmiştir. Ancak, Türkiye’ye konuşlandırılacak ve NATO çerçevesinde kurulması düşünülen füze kalkanı sisteminin etkinliğinin Türkiye açısından tehdit nereden gelirse, gelsin karşı koymaya yönelik bir yapı içinde olması elzem olarak değerlendirilmektedir. Bu kapsama İsrail tehdidi de dahil edilmelidir.

 

Dipnotlar

 

[1] NATO’nun Stratejik Kavramı’nı güncelleştirmenin zamanı geldi mi? http://www.nato.int/docu/review/2005/issue3/turkish/debate.html

[2] NATO 2020, Assured Security; DynamicEngagements, Analysis andRecommendations of theGroup of Experts on a New Strategic Conceptfor NATO