2010 yılında kabul edilen yeni NATO Konsepti içeriğinde değerlendirilen balistik füze tehdidine karşı “NATO Füze Savunma Sistemi’nin” tesisi öncelikli olarak belirlenmiştir. Buna paralel olarak ABD Başkanı Barack Obama’nın direktifi ile bu sistemin mimarisi Rusya’nın endişelerini de giderecek şekilde yeniden dizayn edilmiştir.

 

Sistem mimarisi üç ana unsurdan oluşmaktadır. Bunlar aşağıdaki gibidir;

 

–           ABD’nin AEGIS adı verilen Milli Füze Savunma Sistemi: Bu sistem karada konuşlandırılmış büyük hacimli radar ve füze tesislerinden ziyade, elastiki, deniz platformlarına, diğer bir değişle gemilere monte edilmiş hareketli unsurlardan oluşmaktadır. Krizin tırmanışına göre bunların tehdit bölgesi yakınına denizden intikal ettirilerek, diğer sistemlerle entegre bir şekilde harekata hazır hale getirilmesi hedeflenmektedir. Nitekim, Suriye ile gerilimde Doğu Akdeniz’e gönderilen gemiler bu sitemlere haizdir.

 

–           NATO üyesi diğer ülkelerin Milli Füze Savunma Sistemleri: Almanya, İngiltere, Hollanda gibi ülkelerin Patriot sistemlerini içeren kendi savunma sistemleri vardır. Fransa ve İtalya müşterek ürettiği sistem ile entegrasyonu sağlayan ve kolektif savunmayı gerçekleştiren bir yapı oluşturmuştur. NATO’ya yeni dahil olan ülkelerle ABD münferit ilişkilerle anlaşma sağlamış ve onlara kendi füze savunma sistemlerini kurmaları için gerekli imkanı sağlayacak imzaları atmıştır. Türkiye’nin halen böyle milli füze savunma sistemi mevcut değildir. Alçak irtifa hava savunma sistemlerini Aselsan vasıtasıyla kaideye monteli sitemler olarak Türk mühendislik dehasıyla dizayn etmiştir. Uzun menzilli sistemler için alım safhasındadır.

 

–           NATO Füze Savunma Sistemi: NATO’nun buradaki görevi ABD Füze Savunma Sistemi ile diğer üye ülkelerin füze savunma sistemlerini birbirini anlar hale getirmektir. Diğer bir değişle entegre etmektir. Bu arada ABD ile beraber Avrupa’da bu sisteme sahip her ülkenin savunma sistemi birbirini bütünleyecek ve birbiriyle entegre olarak bir şemsiye oluşturarak, topyekûn NATO sınırlarını kapsayan kolektif savunmayı sağlayacak bir ağın oluşmasını sağlayacaktır. NATO bunu gerçekleştirmek için C4I dediğimiz komuta, kontrol, koordinasyon ve bilgisayar ve istihbarat ağını oluşturarak şemsiye sistem mimarisini tamamlayacaktır.

 

NATO sistem mimarisini bu şekilde açıkladıktan sonra dönelim Türkiye’ye. Yukarıda bahsettiğimiz gibi, Türkiye halen uzun menzilli füze savunma sistemi ile ilgili satın alma aşamasındadır. Bu ihaleyi daha önce 2000’li yılların ortalarında yapmış, Rusya ve Çin davet edilmelerine rağmen, bu devletten-devlete yapılacak alımdır, ihale ile olmaz diye teklif vermemişlerdir. Türkiye’nin bu iki devleti ihaleye çağırması üzerine NATO üyesi ülkelerden, özellikle ABD’den NATO’ya entegre olması gereken sistem için dışarıdan bir ülke ile yapılacak anlaşmanın NATO ve Türkiye yararına olamayacağı ikazı gelmiş ve Patriotların alınması gerektiği işaret edilmiştir. Türkiye fiyatlarda esneklik sağlamak için İsrail-Arrow ve Fransız-İtalyan ortaklığını ihaleye davet etmiştir. Daha sonra Türkiye bunu yeni NATO Konsepti çerçevesinde halletme kararı almış ve sorun bu güne kadar gelmiştir. Bu günlerde medyada çıkan; sistem ortak üretimi için Çin’le anlaşıldı haberleri başta ABD olmak üzere diğer NATO ülkelerinde tepkiyle karşılanmıştır. Bu haberle zaten ABD ile gergin olan ilişkilere birde NATO boyutu eklenmiş olmaktadır.

 

Çin ile yapılan bu anlaşmada ABD ve diğer üretici ülkelerden 1 milyar dolar daha düşük fiyat teklifi verildiği ve bunun cazip olduğu ileri sürülmektedir. Gerçekten bu oldukça avantajlı bir teklif olarak gözükmektedir. Bunun yanı sıra, Çin üretim teknolojisinde bilgi transferi yapılmasına rıza göstermiş ve bu konuda istekli bir pozisyon takınmıştır. Bu Türkiye teknoloji ve sanayinin gelişmesine ciddi katkıda bulunacak son derece cazip bir gelişmedir. Çünkü Batı böyle bir teknoloji transferine karşı çıkmaktadır. Halbuki bu gün Türk savunma sanayi şirketleri; Aselsan, Roketsan ve Havelsan bu teknolojileri kendisine mal ederek millileştirecek gerekli entelektüel sermaye alt yapısına sahiptir. Bu bakımdan alınan teknoloji kısa zamanda ters mühendislikle çözülerek, NATO’ya entegre edilecek milli formda bir duruma veya forma getirilebilecektir. Aselsan bu konuda “Kaideye Monteli Stinger Sistemleriyle” kendisini ispat etmiştir. ABD’nin ve NATO’nun alınan “know-how”ın Türk mühendislerince millileştirilerek NATO’ya uyumlu hale getirilebileceği konusunda ikna edilmeleri gerekmektedir.

 

Eğer yukarıda açıklamaya çalıştığımız hususun ABD ve NATO nezdinde kabul ettirilmesinde zorluklar mevcut olursa, o zaman Türkiye, NATO ve ABD ile ilişkilerde zorlanacak demektir. Peki bu nasıl olacaktır? Çin’den alınan sistem bir yerde NATO’nun dışında, potansiyel tehdit olması muhtemel bir ülkenin mimarisidir. Konfigürasyon olarak NATO üyesi ülkeler ve NATO’nun şemsiye sistemi ile uyumlu olabilecek bir yapıda değildir. Zaten bu mümkün olsa dahi NATO sisteminin zafiyetlerini ortaya çıkartarak, Çin için gerekli istihbari bilgileri sağlayacağı için buna müsaade edilmeyecektir. Buna ilave olarak, Çin’de muhtemelen kendi sistemlerinin NATO tarafından çözülmesinin önlenmesi için son derece temkinli davranacaktır. Bu durumda Türkiye Çin menşeli kendi milli füze savunma sistemine sahip olsa dahi, NATO Füze Savunma Sistemi’ne dahil edilmeyeceği için yalnız kovboy pozisyonunda kalacaktır. Bu süreç sırasıyla Türkiye’nin maruz kalabileceği herhangi bir tehdit durumunda NATO 5’nci maddesinin işletilmesinde ülke itirazlarının ileri sürülmesine ve anılan maddenin Türkiye için uygulanmasından imtina edilmesine yol açacaktır. Muhtemelen Türkiye buna bir şekilde yapacağı misilleme ret oylarıyla karşılık verecek ve ülkemiz uzlaşmaz bir ülke pozisyonuna düşecektir. Bu süreç ciddi krizlere yol açacak aşamalara kadar gelebilecek ve her türlü şartta Batı ile entegre olamaya çalışan Türkiye aleyhine sonuçlar doğurabilecektir.

 

Sonuç olarak, Türkiye’nin elinde üç seçenek bulunmaktadır.

 

Birincisi, Türkiye’nin sistemi ve teknolojiyi Çin’den alması ancak Çin’den alacağı sistemi bir şekilde milli hale getirerek NATO için uyumlu hale getirebileceği konusunda ABD ve NATO’yu ikna etmesi. Bu gerçekleşirse sorun bir şekilde, ama uzun bir mücadele ile halledilmiş olacaktır.

 

İkincisi, sistem ve teknolojinin Çin’den alınarak, NATO entegrasyonunun dışında kalmaya razı olunması. Bu durumda yukarıda açıklamaya çalışacağımız 5’nci maddenin uygulanmasında ciddi çatışmalara yol açacaktır. NATO’nun kuruluş konsept ve ruhuna aykırı olan bu yaklaşım son derece Türkiye aleyhine olan sonuçlar doğuracaktır.

 

Üçüncüsü, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün açıkladığı şekilde “short list” halinde değerlendirilme safhasında olan tekliflerden NATO dışı ülkelerin (Çin ve Rusya) çıkartılarak NATO Füze Savunma Sistemine uyumlu sistemlerin alımı için değerlendirme yapmak. Böylece Türkiye biraz pahalı olmasına rağmen içinde bulunduğu kurum gereklerine göre hareket eden bir ülke konumunda varlığını sürdürebilecektir. NATO konsepti çerçevesinde Türkiye sistemde yerini alabilir. Bu durumda da teknoloji transferi gerçekleşemeyeceği için satıcı ülkeye bağımlılık devam eder.

 

Yukarıda yapmaya çalıştığımız değerlendirmelerde hep olumsuzluklardan bahsederek, Şeytan’ın avukatlığını yapmak arzusunda değiliz. Ancak, “Roma’daysanız Romalılar gibi davranmak” zorundasınız. Aksi takdirde NATO içinde çatlaklar yaratarak, müttefikleri yola getirmek mümkün olamayacaktır. Açıklanan “NATO Füze Savunma Sistemi” konfigürasyonu içinde siz olsanız nasıl bir yol izlerdiniz? Takdir sizindir.