NATO Füze Savunma Sistemine Türkiye’nin katkısı konusunda Türk medyasında çeşitli konular tartışılmakta ve Türkiye’nin evet mi, hayır mı demesi hususunda muhtelif fikirler çarpışmaktadır. Ancak işin özü konusunda çok az yorum yapıldığını gözlemlemekteyiz. İşin özünde etken faktör sistemin teknik özelliklerinden oluşmaktadır. Bu teknik özelliklerin neler olduğu ve Türkiye’nin karar vermesinde nasıl etken olduğunu bu yazıda açıklamaya çalışılmaktadır.

 

“Aşamalı Uyarlanabilir Yaklaşım”, NATO’nun ALTBMD isimli füze savunma sistemi, ABD ulusal füze savunma sistemi ve üye ülkelerin sistemleri ile entegre edilerek birleştirilen üç ayaklı bir yapıdan olmaktadır. Bunlardan birincisi ABD’nin Aegis adı verilen ulusal füze savunma sistemidir. Bir diğer unsur ise, NATO’ya üye Avrupa Almanya, Fransa, İngiltere vs. gibi ülkelerin kendi milli füze savunma sistemleri ve son unsur ise, NATO geliştirmekte olduğu Aktif Katmanlı Saha Balistik Füze Savunma (ALTBMD: The Active Layered Theater BallisticMissileDefense ) programıdır. Bu program güncelleştirilerek, testleri yapılacak ve NATO komuta, kontrol sistemleri ve kullanılmakta olan haberleşme ağı ile entegre edilecektir. Bu suretle füze savunma sistemi ile muhtelif NATO ve milli füze savunma sistemleri arasında etkili bir bilgi alışverişine imkan sağlayan bir hale getirilecektir. Bu aynı zamanda 3000 km. menzile kadar olan taktik balistik füzelere karşı da tam bir kapsama içerecektir. ABD’nin Ulusal Füze Savunma Sistemi’nin esasını teşkil eden Aegis denizde konuşlandırılmış önleyici füzelerin bir kriz anında tehdit olan ülke etrafındaki denizlere kaydırılması ile savunmanın tesisi ve güçlendirilmesi sağlanabilecektir.

 

Burada dikkate alınması gereken husus, Türkiye’nin kendi ulusal füze savunma sistemine sahip olmadığıdır. Halen ABD’nin kendi ulusal füze savunma sistemi olan Aegis füze savunma sisteminin geliştirilmeye devam ederken, dört kademeli NATO sistemin yapılanması ileriden geriye doğru, tehdidin en yakın olduğu yerden yani, Türkiye’den gittikçe uzağa doğru, diğer bir değişle Avrupa kıtasından sonra ABD kıtasında yapılanmayı öngörmektedir.

 

Daha evvelki yazılarımızda atılan bir balistik füzenin vurulması için üç safhanın önemli olduğunu belirtmiştik. Bunlar fırlatılma ve yükselme safhası (boostandacsentphase), Uzay boşluğunda uçuş safhası (midcoursephase) ve son safha olan hedefe yaklaşma safhasıdır (terminal phase). Türkiye’nin aşamalı olarak uygulanacak mimaride esas olarak, boostphase’de balistik füzeye ait her türlü bilgilerin alınmasına yönelik tesisleri bünyesinde barındıracağı değerlendirilmektedir. Ülkemize konuşlandırılacak radar üsleri büyük bir olasılıkla, algılamalarını yalnız boostphase için değil, midcourse safhası içinde gerekli hesaplamalara altyapı teşkil edecek şekilde yapacak yazılımları da içerecektir. Bu konuyu neden ifade ettiğimize gelince, şu şekilde açıklamak mümkün olacaktır. ABD bilim adamlarının yapmış oldukları değerlendirmelere göre atılan bir balistik füzenin imhası için en iyi ortam füze gerekli son hıza ve kararlı yapıya oturduğu midcourse safhasıdır. Tabii bu ABD’nin kendi ana kıtasını, ara menzildeki ve bir derecede orta menzil kapsamı içindeki Avrupa ülkelerini korumayı içeren bir değerlendirmedir. ABD’ne Ortadoğu’dan veya Kuzey Kore’den atılan bir kıtalararası balistik füze yaklaşık 30 dakikalık bir uçuş süresine sahip olacaktır. Bunun ilk 3-5 dakikası boost ve yükselme safhasını içerecek ve müteakiben 300 km menzil sonrası uzay boşluğuna çıkarak, 20-25 dakikalık bir uçuş gerçekleştirecek ve son safhada ise yine atmosfere girerek 4-6 dakikada hedefi vurabilecektir. ABD için bu uzay boşluğundaki uçuş safhası yeterli önlemeyi sağlayacak zamanı verecektir. Bu nasıl olacaktır. Bu husus, Çek Cumhuriyeti, Polonya gibi ülkelere uzun mesafeli füzelerin yerleştirilmesi ile sağlanacaktır. Peki bu ülkelere karşı atılan bir balistik füzeye ne yapılabilir. Ortadoğu’dan atılan bir füze eğer boostphase’de imha edilememiş ise, daha hedeften daha ileriye konuşlandırılmış deniz platformundaki önleyicilerle veya Romanya, Bulgaristan’daki sistemlerle önlenmeye çalışılacak, bu da başarılamaz ise, hedef ülke topraklarındaki füze savunma sistemleri devreye girebilecektir[i]. Bu ülkelerinde gerekli reaksiyonu göstermeleri için 5-6 dakika gibi belirli bir zaman süreleri olacaktır.

 

Türkiye Gerçekten NATO Füze Savunma Sistemi İçin Hayati Önemi Haiz mi?

 

Bu zor sorunun cevabını verebilmek için mevcut füze savunma sistemlerine ait teknik bilgilerin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. ABD’nin yaptığı bütün incelemeler kendi ana kıtasına karşı “kıtalararası balistik füze- ICBM “ saldırılarının nasıl önlenebileceği yaklaşımını içermektedir. Sistemin çatısını tehdit yaratan balistik füzeyi daha atılma safhasında iken en ileriden imha etmeye yönelik bir mimari ile her türlü riski bertaraf edecek bir şekilde yapılanmaya çalışmaktadır. Bu yapılanmayı NATO ülkelerini de dahil etmek suretiyle Avrupa kıtasının potansiyel tehdide karşı savunma sistemi ile örülmesini sağlarken, diğer taraftan da kendisine yaklaşmakta olan füzeye midcourse safhasında müdahale edebilecek sistem unsurlarını Avrupa kara parçasında konuşlandırma ile aynı çatıda gerçekleştirme imkanı bulmaktadır.

 

12 Ekim 2010 tarihinde Atlantik Konseyi Füze Savunma Konferansında ABD Füze Savunma Ajansı Direktörü Korgeneral Patrick J. O’Reilly tarafından NATO Füze Savunma Sistemi konusunda yapılan tanımda yapılanmanın temel olarak, uzay boşluğunda uçuş yapan ve menzili 1000- 5,500 km arasında olan, orta ve ara menzilli füzelere karşı koruma amacına yönelik tasarlandığını belirtmiştir. Burada kısa menzilli balistik füzelere karşı oluşabilecek tedbirlerden bahsedilmemiştir. Hatta menzili 1500 km. kadar olan füzelere karşı da etkin olacağı şüpheli olarak görülmektedir. Bu demektir ki Türkiye doğudan Ankara’ya kadar olan bölge bağlamında bu sistem kapsamı içinde olamayacaktır. Muhtemelen görüşmelerde hükümetin, oluşturulan sistem Türkiye’nin tamamını kapsamalıdır ısrarına esas teşkil etmektedir.

 

Tarafımızdan yapılan değerlendirmeye göre, Türkiye’nin tehdide yakınlığı açısından teknik olarak iki önemli konuda rol oynaması değerlendirilmektedir.

 

·Birincisi, atılan ICBM ve orta menzilli füzelerin ilk fırlatılma (boostphase) safhasında imha edilmesini sağlayacak tesislerin kurulması için üs teşkil etmesi,

·İkincisi ise boostphase’de imha edilemeyen hasım füzenin midcourse’da takibini sağlamaya yönelik radar zincirinin ilk halkasını teşkil ederek, mümkün olduğu kadar erkenden balistik füze hakkındaki bilgilerin alınması değerlendirilmesi ve takip ve imha için zincirin diğer halkalarına aktarılmasını sağlayacaktır.

 

Türkiye’nin boostphase içinde yer alması; ABD bağımsız inceleme grupları tarafından 2003-2009 yılları arasında yapılan teknik incelemelerde varılan sonuç aşağıdaki gibidir[ii].

 

v ICBM için boostphase oldukça kısadır. Katı yakıtlı füzeler için 3 dakika, sıvı yakıtlı füzeler için ise 4 dakikadır. Anılan süreler orta menzilli balistik füzeler için daha da kısadır. Kısa menzilli füzeler için bir dakikadan az olarak görülmektedir. Bu süre içinde önleyici füzenin atılan bir füzeyi algılayarak ateşleyebilmesi için gerekli hesapları yapması ve hasım füzenin uçuş yönünü tayin etmesi gibi hususlar 45-60 saniyeden daha uzun bir süreyi içerir. Bu zamana önleyici füzenin atılma kararının verilmesi sürecini ilave etmek gerekmektedir. Atılma kararı derken, birisinin düğmeye basmak için karar almasından ziyade. Bilgisayar yazılımlarına ve haberleşme ağına bağlı olarak, sistemin vuruş menzilini, yüksekliğini ve kaç noktada vurulabileceği gibi teknik hususların hesaplanarak ateşleme ünitesine otomatik komut iletmesidir. Bu nedenle hasım füzeye ancak bir atış yapılabilir. Bu atış ya salvo şeklinde birden fazla önleyici füze (interceptor) ile olur veya tek bir füze ile yapılabilir. Kaçırıldığı takdirde bir daha tekrarlanma imkanı yoktur.

 

v Önleyici roketlerin hasım füzeye belirli bir mesafede olması gerekmektedir. Bu mesafe kara veya denizde konuşlandırılmış interceptörler için 400- 1000 km. dir. Atılan bir önleyici roketin yeterli vuruş hızına ulaşması için asgari 500 km menzil kat etmesi gerekmektedir.

 

v Yapılan değerlendirmelere göre boostphase safhasında İran’ın katı yakıtlı Seejill füzelerini imha edilmesi pek mümkün görülmemektedir[iii]. Sıvı yakıtlı balistik füzeler için ise olasılık oldukça düşüktür.

 

v Atılan bir balistik füzenin boostphase’de vurulması halinde bunun sahip olduğu yüksek hızdan dolayı parçalanarak aşağıya serbest bir şekilde düşmesi mümkün değildir. Bir balistik füze gerekli menzili sağlamak için yakıt içeren muhtelif roket bölümlerinden ve gerekli nükleer, biyolojik, kimyasal veya klasik mühimmat içeren harp başlığından oluşur. Yakıtı tükenen bölüm füze gövdesinden ayrılır. Önleyici füze ile çarpma (hittokill) veya çok yakınında patlama yoluyla vurulan bir balistik füze sahip olduğu yüksek hız nedeniyle uçuşa muhtemelen devam eder ve daha kısa bir menzilde ve/veya yörüngesinden saparak inişe geçer. Bu durumda eğer harp başlığı imha edilemez ise düştüğü yerde hasar meydana getirmesi büyük olasılıktır. Bu günkü teknolojilerde hasım füzenin harp başlığını imha imkanı olmadığı için vurulan füzenin nerede nasıl bir hasar getireceği öngörülememektedir. Türkiye semalarında vurulan bir füzenin Türkiye topraklarına vurması ve harp başlığının patlaması mümkündür.

 

v Bunun dışında Kuzey Kore gibi dar kara parçasına sahip olan ülkelere karşı boostphase savunması mümkün görülürken İran, Çin, Rusya gibi ülkelere karşı bu safha savunmasının geçerli olamayacağı değerlendirilmektedir.

 

v Boostphase savunması için daha etkili bir seçeneğin hava platformlarına konuşlandırılmış (AirBornInterceptor-ABI) maksimum 1500kg ağırlığında, 40-50 kg. patlayıcı taşıyan interceptörlerle vurulması öngörülmektedir. Bu durumda ABD tarafından modifiye edilmiş 747 uçağı ile yapılan testler başarılı olmuştur. Bu uçakların bir kriz anında 24 saat esasına göre havada asılı kalması ve muhtemel atılma noktasına ortalama 500 km mesafede beklemesi gerekmektedir.

 

v Bu gün ABD’nin ulusal füze savunma sistemi içinde bulunan gelişmiş SM-3 füze sistemleri kısa menzilli balistik füzeler ve boostphase önlemeleri için uygun olmadığı uzmanlar tarafından değerlendirilmektedir.

 

Değerlendirme

 

Bugünkü mevcut teknoloji ile tesis edilecek olan NATO Füze Savunma Sistemi mimarisi içinde herhangi bir balistik füzenin boostphase’de imha edilmesine imkan vermemektedir. Bu nedenle sistemin uçaklar ve insansız hava araçlarına yüklü önleyici füzelerle takviye edilmesi gerekmektedir. Ayrıca bu safhada vurulan ICBM, uzun ve orta menzilli füzelerin harp başlıkları imha edilemediğinden kısalan menzillerinden dolayı Türkiye topraklarına vurarak hasar meydana getirmesi olasılık dahilindedir. Bu zafiyet gerek boostphase gerekse midcouurse safhasında vurulan her türlü füze için geçerli görülmektedir.

 

İkinci konu olan Türkiye’ye radarların yerleştirilmesi, interceptörlerin daha gerilerde gemi platformlarında tutulması:

 

NATO planına göre 2011’de öncelikle ABD ulusal füze savunma sistemine ait gemilere yüklü radarlar Türkiye civarında yerleştirilecektir. Söylendiğine göre, önleyici füzeler Bulgaristan veya Romanya’da olacak. Bu konumuyla Türkiye atılan orta ve uzun menzilli veya ICBM füzelere ait ilk atılma safhasındaki bilgileri alarak, midcourse safhasında tehdit füzenin vurulması için gerekli bilgileri sağlayabilecektir. Türkiye ancak, bir radar üssü olarak, ABD ve Avrupa kıtasına atılacak füzelere karşı gerekli bilgileri sağlama ve tedbir alma görevini üslenen tesislere ev sahipliği yapacaktır. Bu durumda sistemin Türkiye’ye katkısı en iyimser biçimde 1500 km üstü menzilde hareket eden ve İstanbul’u tehdit eden füzelere karşı bir savunma sağlayabileceği şeklindedir. Diğer bir değişle Ankara’yı kapsama içine alan Shahap 3 füzelerine karşı (1200 km menzilli) etkili olamayacaktır. Zaten kısa menzilli füzelere etkili olamadığını daha evvelde ifade etmiştik.

 

Sonuç: Anlaşıldığı kadarı ile Türkiye’nin yer alması için gerekli baskılar yapılan NATO Füze Savunma Sistemi mimarisinde Türkiye’yi güvence altına alacak mimari görülmemektedir. Bu zafiyetin NATO’nun geliştirmekte olduğu Aktif Katmanlı Saha Balistik Füze Savunma (ALTBMD: The Active Layered Theater BallisticMissileDefense ) programı kapsamında giderilmesi elzem olarak görülmektedir.

 

Türkiye Ne Yapmalı?

 

Türkiye’nin ihtiyacı olan kısa ve orta menzilli balistik füzelere karşı kendi güvenliğini sağlayacak gerekli füze savunma sistemini tesis etmektir. Nasıl bir uçağa karşı uçaksavarlarla, tanka karşı tanksavarlarla savunma tedbirleri alınıyorsa balistik füzelere karşıda gerekli savunma sistemlerine sahip olunması gerektiği düşünülmektedir. Çünkü bir uçak veya tank bireysel olarak attığı bombalarla nispeten sınırlı olarak tesir icra eder. Ancak, bir balistik füze harp başlığının cinsine göre hedef olarak alınan sivil nüfusu içeren büyük şehirlere atıldığında eğer önlenemez ise oldukça büyük mal ve can kaybına neden olabilir. Hedefe tam isabet etmesi de şart değildir.

 

Bu nasıl olacaktır. Bu konuda gerekli girişimlerde bulunmuş örnek ülkeler vardır. En iyi örnek ülke İsrail’dir, arkasından büyük olasılıkla Suudi Arabistan gelmektedir. Çünkü onlarda Türkiye ile aynı coğrafi konumdadırlar. Diğer bir değişle kısa ve orta menzilli balistik füze tehdidi altındadırlar. İsrail kısa menzilli balistik füzelere karşı uçaklara monte edilmiş önleyici füzeleri geliştirmiştir. ABD bu konuda gerekli testleri modifiye edilmiş Boing 747 uçakları ile gerçekleştirmiştir. Bir diğer çözüm tarzı ise insansız hava araçlarına (İHA) monte edilmiş önleyicilerle kriz sırasında sağlanan savunma olarak geliştirilmiştir. İsrail ABD ile yapmış olduğu karşılıklı anlaşma ile geliştirmiş olduğu Arrow füzeleri ve ABD ulusal füze savunma sistemi içeriğinde SM-3 sistemlerinin entegrasyonu ile kendi ulusal sistemini birleştirmiştir. Türkiye’de İsrail örneğinden hareketle kendi topraklarını koruyacak füze savunma sistemini NATO kapsamında kurulacak Aktif Katmanlı Saha Balistik Füze Savunma (ALTBMD: The Active Layered Theater BallisticMissileDefense ) programı kapsamında, ABD ile işbirliği içinde gerçekleştirmenin yollarını aramalıdır. ABD’nin Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunma (Terminal High AltitudeAreaDefense -THAAD) sistemine benzer sistemlerin tesisi gerçekleştirilmeli ve ilave olarak , uçaklara ve İHA’na yüklü füzelerin geliştirilmesi entegrasyonu sağlamalıdır.

 

Bu yapılanmayı NATO çerçevesi dışında yapmanın çok akılcı bir yaklaşım olmadığı, münferit olarak yapılacak işbirliğinin hem politik, hem de finansal maliyetinin oldukça yüksek olabileceği söylenebilir.

 

Bütün bu değerlendirmelerden sonra, Türk medyasının abartılı bir şekilde göklere çıkarttığı “Türkiye NATO füze savunmasının belkemiğini teşkil ediyor” iddialarına batının ve özellikle ABD’nin bıyık altından güldüğüne hiç şüphemiz olmamalıdır.

 

Dipnotlar

 

[i] ABD için Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunma (Terminal High AltitudeAreaDefense -THAAD) 

[ii] AmericanPhysicalSocietyStudyGroup on Boost-PhaseInterceptforNationalMissileDefense.

[iii] Age Finding 7