Türkiye’nin Malatya bölgesinde NATO Füze Savunma Sistemi (Aktif Katmanlı Saha Balistik Füze Savunma -ALTBMD: The Active Layered Theater Ballistic Missile Defense ) kapsamında kurulacak radar tesislerinin daha evvel ABD’ne tahsis edilmiş ve şu anda Türkiye’nin kontrolünde bulunan Malatya/Kürecik radar üssüne kurulacağı konusunda gerekli anlaşmanın yapıldığı duyurulmuştur.

 

NATO Füze Savunma Sistemi konusu gündeme geldiği ilk günden beri, Dışişleri Bakanı ve Başbakan tarafından yapılan çok üst düzey açıklamalar dışında, hükümet kanadından füze savunma sistemi nedir, nelerden oluşur, Türkiye’den istenilen rol ve hususlar nedir? gibi konularda kamuoyunu aydınlatmaya yönelik çok fazla açıklayıcı bilgi gelmediğini vurgulamak gerekmektedir. Yapılan üst düzey açıklamalarda, sistemin savunmaya yönelik olduğu ve Türkiye’nin bu konuda ki “olmaz ise olmazları” sıralanmıştır. Bunların ne anlama geldiğini halkın anlaması iğne ile kuyu kazmak gibi zor bir durum yaratmıştır. Halende anlaşılabildiğine dair şüpheler devam etmektedir.

 

Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinin, uzun ve zorlu müzakerelerin ardından NATO füze savunma sistemi çerçevesinde Türkiye’ye kurulması kararlaştırılan Amerikan radar sistemi konusundaki değerlendirmesinde: konunun siyasî açıdan önemli üç boyutu olduğunu vurgulamaktadır.

 

Bunlardan birincisi; Türkiye’ye kurulacak Amerikan radar sisteminin, 2009’dan bu yana İsrail’in Negev Çölü’nde faaliyet gösteren sistem ile aynı olduğudur. Bu demektir ki Türkiye’de ki sistem İsrail’dekiyle aynı veri tabanına sahip olacak ve İsrail sistemi ile Amerika’daki veri işlem merkezi üzerinden, teknik açıdansa doğrudan bağlantıda bulunacaktır. Zaten bu konuda ABD’nin İsrail ile yapmış olduğu ikili anlaşma yürürlüktedir. ABD’nin kendi ulusal füze savunması (NMD) bütçe çalışmaları için hazırlamış olduğu “Füze Savunma Programı” ile ilgili çalışmasında füze savunması teknoloji araştırma ve geliştirme konularında müşterek çalışma için, Avustralya, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, İtalya, Japonya ve İngiltere ile münferit anlaşmalar yapılmıştır [1] Sonuç olarak, Türkiye’nin elde edilen bilgileri NATO üzerinden İsrail’e verilmesine karşı çıkması bir açıdan sağlanırken diğer taraftan, ABD’nin ikili anlaşması gereği, sistemin otomatik entegrasyonu kanalı ile İsrail’e ABD tarafından münferit olarak aktarılabileceğine kimsenin şüphesi olmamalıdır. .  Bunun dışında Programın 19’ncu sayfasında ABD’nin 20 yıldır füze savunma sistemi ile ilgili olarak İsrail ile sıkı bir işbirliğinden bahsedilmektedir. Bu işbirliğinin tamamıyla ABD füze savunma sistemleri ile müşterek çalışabilen Arrow sistemleri ile daha da geliştirildiği ifade edilmektedir. Bu ilişkinin müşterek kısa menzilli David’s Sling silah sistemi ve üst kademe (upper-tier) inisiyatifi ile birleştirildiği ifade edilmektedir.

 

İkincisi, Ankara ile Washington arasındaki anlaşma zorlu müzakerelerin ardından geldi. Bunda İsrail ile Türkiye arasında gittikçe gerilen ilişkilerin etken olduğu söylenebilir. Burada halen Türkiye için bir tehdit olarak algılanmakta güçlük çekilen İran’ın durumunun açık bir şekilde ilan edilmesinin sıkıntısına bir çözüm getirme arayışı içine girildi. Sonuçta proje kapsamında hiçbir ülke ya da bölgenin adı anılmıyor.

 

Üçüncüsü ise, anlaşmaya varılmadan önceki haftalarda müzakereler, Türkiye’ye ait karadaki hava savunma sistemlerinin modernizasyonu konusuna yoğunlaşmıştır. Ankara, Fransız sisteminin yanında,  Rus S-300 ve hatta Çin sistemini de seçenek olarak gündeme getirip Amerika ve NATO’ya baskı yapmaya çalıştı. Washington ve NATO ise, buna karşılık verilerin bloke edilmesi ve Türkiye’yi NATO hava savunma entegrasyonundan çıkarma tehdidinde bulunmuştur.

 

Türkiye’nin ilk kez 2007 Nisan ayında açtığı ve Foreign Military Sales (FMS; Yabancı Askeri Satışlar) kredi sistemi ile Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nın yürütmekte olduğu LORAMIDS (Long Range Air and Missile Defense System; Uzun Menzil Hava ve Füze Savunma Sistemi) kısa ismiyle anılan alım için Rus ve Çin teklif vermeyince Türkiye teklif verme süresini 1 Aralık 2008 tarihinden 15 Ocak 2009 tarihine uzatmıştır. Her iki ülkenin teklif vermemesinin nedeninin, tedariğin ihale yoluyla satın alınmasından ziyade, hükümetler arası (state to state) müzakereler yoluyla tek kaynak olarak tedarik edilmesini istemelerinden kaynaklandığı belirtilmiştir. Rusya Ocak 2006’da S-300 füzelerini müşterek üretim konusunda Türkiye’ye teklif sunmuştur. Bunun üzerine Türkiye’den bir teknik heyet Rusya’ya giderek, fabrikada incelemede bulunmuştur. Rusya'nın görüşmelerde, S-300'lere ek olarak yeni nesil S-400 füze savunma sistemini de teklif olarak masaya getirdiği belirtilmiştir. 2010 Şubat ayı içinde medyada çıkan haberlerde ABD yönetiminin Türkiye’ye 7.8 milyar dolar değerinde bir Patriot PAC 3 füze savunma sistemi satmayı planladığı öğrenilmiştir. Bu son çıkışla birlikte sisteme NATO dışındaki bir ülke unsurunun girişi önlenmeye çalışılmıştır.

 

Yapılan değerlendirmeye göre, bu üç boyut ilişkilerdeki tansiyonu ve Ortadoğu’daki sorunlu ortamın etkin bir askerî işbirliğinin önüne çıkardığı engelleri gösteriyor. Aynı zamanda anlaşmadan başka çıkar yol bırakmayan karşılıklı bağımlılığın da bir göstergesi olarak belirmektedir.

 

Gerçekte Türkiye’ye yerleştirilecek radarların coğrafi konumuna baktığımızda kapsama alanının Rusya’dan ziyade daha Güney’deki komşuları işaret eder bir durumda olduğunu belirleyebiliriz. İran, Irak, Suriye, İsrail dahil Doğu Akdeniz’in tamamı gibi geniş bir alandaki faaliyetleri görebileceği anlamına gelmektedir. Diğer taraftan da potansiyel tehdidin hava kuvvetleri tarafından kısa zamanda kolaylıkla vurulamayacak bir mesafede olması gerektiği gözlerden uzak tutulmamalıdır. Zaten anılan radarın ABD tarafından terk edilmeden önce ve sonrasında Türkiye tarafından aynı alandaki komşuları gözetlemeye çalıştığını söylemek yanlış bir yaklaşım olmaz kanaatindeyiz. Radar Komuta kontrol mekanizmasında Türk yetkililerin görev alması NATO üyesi ülke olan Türkiye için normal bir durum olarak algılanabilir. Ancak, tırmanma durumuna göre NATO’nun angajman kuralları üye ülkelerin ortak mutabakatıyla uygulandığı için, bu görevin etkinliği konusu tehdidin durumuna göre önem kazanabilir.

 

Bütün çatışmalara rağmen NATO içinde karşılıklı bağımlılığın yaratmış olduğu çıkar yumağı karmaşasında Türkiye’nin NATO füze savunma konsepti içinde yer alması uzun vadede ki ülke çıkarları için gerekli bir adım olarak görülmelidir.

                              

Dipnotlar

 

[1] “The Missile Defense Program”, 2009-2010 , S.22, http://www.mda.mil/global/documents/pdf/The_Missile_Defense_Program.pdf