Ukrayna’daki çatışmaların şimdilerde bir iç meseleden ziyade uluslararası bir güvenlik sorunu haline geldiği ortadadır. Türkiye’nin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan gecikmeli takibi olayların Kırım’a sıçramasıyla derinlik kazanmış ve Ukrayna politikalarına olan ilgisi artmıştır. Küresel bir boyut kazanan Ukrayna ve şimdi de Kırım’da yaşanan gelişmelerin Türkiye’nin milli çıkarlarını yakından ilgilendirmesi ve bu konunun uzun vadede yaratacağı küresel etkiler nedeniyle incelenmesi gerekmektedir.

 

Ukrayna, Türkiye’ye benzer bir şekilde, jeopolitik olarak Avrupa’nın Doğu ile arasında köprü görevindedir. Doğal kaynaklarıyla zengin olan bir coğrafyaya komşu olmanın getirdiği bir takım özellikler gereği Ukrayna, genel olarak hem Batı’nın hem de Rusya’nın ilgi odağı olmuştur. Ukrayna’nın, ekonomi merkezli Avrupa Birliği için öneminin yanında ABD için de vazgeçilmez bir ülke olduğu Turuncu Devrimlerden sonra bir kez daha ortaya çıkmıştır.

 

Kırım’da ise Ukrayna’da yaşanan gerilimin etkisi ile başlayan karışıklık Ukrayna’dakilerden daha büyük bir etki yaratmıştır. Çatışmalar sonrasında Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in devrilmesiyle, Kırım’a sıçrayan siyasi gerilim Rusya’nın da desteğiyle Kırım’ın merkezi yönetimi tanımamasıyla neticelenmiştir. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından da açıkça desteklenen bu görüş, Başbakan Aksoyonov’un tehdit olduğu gerekçesiyle Rusya’dan bölge güvenliği için çağrıda bulunması soncu olayların küresel bir boyut kazanmasına neden olmuştur.

 

Ukrayna’da yaşanan son gelişmeler neticesinde dünya adeta nefesini tutmuş gelişmeleri izlemektedir. Ukrayna’nın Avrupa Birliği için önemine işaret eden AB’nin olağan üstü toplanma kararı ve G-7 ülkelerinin Haziran ayında Soçi'de yapılması planlanan G-8 Zirvesini askıya alması durumun ciddiyetine işaret etmektedir. Rusya, Ukrayna’daki Sivastapol’deki yegane limanının yeni Ukrayna yönetimi tarafından riske edilmesine izin vermeyeceğini Ukrayna’ya yaptığı tartışmalı askeri “ziyaret”le göstermiştir. Rusya’nın bu hareketi zihinlerde Gürcistan’a yapılan müdahalenin canlanmasına sebep olduğundan kanaatimizce amacına ulaşmıştır. 

 

4 Mart’ta Ukrayna’nın Hetman Sahay-Daçni isimli bir savaş gemisinin ve Rusya'nın Suriye yakınlarında bekleyen 2 savaş gemisinin boğazlardan geçerek Karadeniz’e ulaşması üzerine edinilen bilgiler, bölgede yeni uluslararası gerilimlerin oluşabileceğine işaret etmektedir. ABD'nin Atlantik Filosu Donanması'na ait beş yakıt ikmal istasyonu ve iki helikopter pisti bulunan bir yakıt ikmal gemisinin (5 Mart 2014) Girit Adası'ndan Karadeniz'e açılacağı yönündeki bilgiler büyük endişe yaratmıştır.[1] Tüm bunların üzerine NATO’da Rusya ile ilişkilerinin yeniden gözden geçirileceği yönünde bir açıklama yaparak Rusya’ya karşı ciddi uyarılarda bulunulmuştur.[2] Dolayısıyla, Soğuk Savaş dönemlerini yeniden çağrıştıran bir döneme daha girilmiştir. Üstelik bu kez, yaşanan tüm hareketlilikler Türkiye’nin yasal sorumluluk alanları ve milli çıkarlarını kapsayan hususlarda gelişmektedir.

 

Rus Devlet Başkanı Putin, krizi yumuşatmak amacıyla Kırım-Rusya sınırındaki ordu birliklerini kışlalarına geri çağırmışsa da Rus askerlerinin hala Ukrayna askeri üslerini kontrol altında tuttuğu yönündeki haberler basın kaynaklarında yer almaktadır. Rusya Savunma Bakanlığından yapılan bir açıklama ise bölgedeki krizin artarak devam edeceği beklentilerini desteklemektedir.[3] Açıklamada, Rusya'nın her türlü kalkanı aşabilecek yeni bir füze denemesinin başarısı vurgulanmış ve bölgedeki askeri hareketlilik tedirginlik yaratmıştır. Bu nedenle, halihazırda Karadeniz’e yönelen küresel güçlerin bölgeye akının devam etmesi öngörülebilmektedir.

 

Türkiye’nin Kırım’ı içine alarak devam eden bu gerilime karşı Dışişleri Bakanı seviyesinde yapılan Ukrayna ziyareti ile başlayan yeni ve sessiz adımlar dikkat çekmektedir. Özellikle, Boğazlardan geçen askeri donanmaların Karadeniz’in güvenliğini içten içe tehdit ettiği şu günlerde Türkiye’nin bu husustaki sessizliği öncelikle bölgenin güvenliği bakımından beklenti yaratmaktadır. Zira Karadeniz’de yaşanacak gerilimler kısa ve uzun vadede iç siyasette gerçekleşen hareketlilikler kadar ve belki de daha fazla Türkiye’ye etki edecektir. Öte yandan, Ukrayna’da etkin olacak gücün Karadeniz’e de inmiş olması Türkiye açısından en önemli hususlardandır. Boğazlar Sözleşmesi’nin, Karadeniz’in ve Boğazların güvenliğinin Karadeniz’deki olası gerilimler bahane edilerek delinmesi Türkiye’nin istemeyeceği bir durum olacaktır. Netice olarak, gerilimin tırmanması durumunda yaşanabilecek yeni durumlar bölgedeki güç dengelerini değiştireceğinden istikrarı tehdit etmektedir. NATO müttefiki ve AB adayı olan bir ülke olarak Türkiye’nin böylesi bir durumda ABD ve AB karşıtı olamayacağı ve Karadeniz’deki bu gerilime sessiz kalamayacağı ortadadır. Rusya ile devam eden enerji bağımlılığı ise Türkiye’nin manevra alanını daraltacak bir unsur olarak karşımıza çıkacaktır.

 

Karadeniz’deki söz konusu gerilim devam ederken Türkiye’nin tek askeri atılımı ise Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in İspanyol mevkidaşını ziyarete gitmesi olmuştur. Bu bakımdan Türkiye’nin dış politikada sessizliğine sebep olan iç nedenlerin iyi analiz edilmesi gerekecektir. “Demokratikleşme Süreci” olarak adlandırılan PKK terör örgütüyle yapılan anlaşmalar neticesinde; silah bırakılması “ümit edilirken” Güneydoğu’dan gelen PKK tarafından korucu veya muhtar kaçırılması, askeri üslere taciz ateşinin açılması, maskeli PKK’lıların molotoflarla gösteri yapması gibi haberler, Türkiye’nin terör sorununun yeni bir boyut kazandığını göstermektedir. Alışılmışların aksine gelişmeye devam eden bu durumun, Türkiye’nin Karadeniz’deki sessizliğinin bir sebebi olarak Türk ordusunun en üst düzey yetkililerinin el çektirilmesinden sonra yaşandığı yönündeki tezleri kuvvetlendirmektedir. Bu nedenle, iç siyasette devam eden yolsuzluk iddiaları ve yerel seçim sürecinin getirdiği siyasi baskılar neticesinde gerilen Türk siyasetinin ilgi alanlarını genişletmesi ivedilik gerektirmektedir.

 

 

Türkiye’nin Boğazlar Sözleşmesi’nin delinme riski ile karşı karşıya kaldığı şu günlerde, kabuğuna çekilmekten ziyade aktif bir dış politika uygulamasının gerekliliği ortadadır. Osmanlı Devleti ve Çarlık Rusya arasında 1744 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması ile ilan edilen Kırım’ın bağımsızlığı Rusya tehdidiyle yüz yüzedir. Antlaşmada imza sahibi olan Türkiye’nin konuya ilişkin olarak atacağı adımlar gerekli meşru zemine sahiptir. Kırım Özerk Bölgesi tarafından yapılan son açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, Kırım, Ukrayna’daki AB yanlısı muhalefet tarafından oluşturulan yeni yönetimi tanımayarak Rusya taraftarı bir tutum sergilemektedir. Söz konusu durumun Rusya’yı cüretkar kılarken Batı’yı Ukrayna üzerinde daha ısrarcı yapacağı öngörüsünde bulunmak mümkün olacaktır. Rusya Parlamentosunun barışı sağlamak gerekçesiyle Ukrayna’ya askeri müdahale kararını onaylaması ve NATO ABD ve AB üçlüsünden tarafından yapılan referandum kınamaları bu tezi doğrular niteliktedir.

 

Değerlendirme

 

Ukrayna, yarattığı gerilimlerle, uzun yıllar sonra yeniden uluslararası bir krizin olması üzerine senaryoların çizilmesine sebep olmuştur. Karadeniz’de yaşanan güç savaşı ise küresel güçlerin milli çıkarlarının değişmediğine işaret etmiştir. Bu bakımdan Türkiye’nin milli çıkarlarının gözetilmesi ve tarihi hesapların yakından takibi elzemdir. Rusya ve Türkiye’nin uluslararası Küçük Kaynarca Antlaşması’na taraf olan iki ülke olarak sorumlulukları, küresel güçlerin üstlendikleri “güvenlik ve barış” gibi misyonların üzerindedir. Türkiye’nin milli çıkarları gereği, bölgedeki istikrarın sağlanması hususunda daha ısrarcı ve Kırım’da yaşanan soykırımları referans alarak, benzer olayların tekrarlanmaması için Kırım’ın yanında olması gerekmektedir.

 

Son olarak, Avrupa Parlamentosu 4 Mart tarihli oturumunda 2013 Türkiye İlerleme Raporu’na ilişkin tasarıyı onaylamıştır. Türkiye’de devam eden yolsuzluk iddialarının da rapora eklenmesi ise önümüzde günlerde AB üyelik yolunda olan Türkiye’nin daha çetin bir sınava girmesi anlamına gelmektedir. Bu bakımdan Türkiye’nin iç istikrarı yakalaması dış politikada giderek daha elzem hale gelmektedir. Bu nedenle, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in İspanya ziyareti, İspanya hükümetinin silah bırakmış olsalar bile, ETA ile müzakere karşıtı politikalarının yakından incelenmesi bakımından faydalı olması temenni edilebilecektir.

 


[1]ABD'nin Atlantik Filosu da Yönünü Karadeniz'e Çevirdi http://www.cnnturk.com/haber/dunya/abdnin-atlantik-filosu-da-yonunu-karadenize-cevirdi, Erişim Tarihi: 5 Mart 2014.

[2] NATO’dan Rusya’yı Kızdıracak Karar http://www.amerikaninsesi.com/content/natodan-rusyayi-kizdiracak-karar/1865149.html, Erişim Tarihi: 5 Mart 2014.

[3] Rusya Kıtalararası Füze Denemesi Yaptı! http://www.haberedikkat.com/haber/Rusya-kitalararasi-fuze-denemesi-yapti/124398, Erişim Tarihi: 5 Mart 2014.