Türkiye’nin Ermenistan açılımı ve imzalanan protokollerin tartışmaları devam ederken bu hafta sonu Almanya’nın Münih kentinde Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ile Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan 8. defa bir araya geleceklerdir. 1988 yılında Ermenistan’ın Azerbaycan’a ait Dağlık Karabağ bölgesini işgale yönelik fiilen başlayan çatışmalar 1994 yılında yapılan bir ateşkes ile sona ermiş, ancak nihai anlaşma sağlanamamıştı. Bunun üzerine dönemin Azerbaycan Devlet Başkanı Haydar Aliyev ile yine 1997-2008 yılları arasında Ermenistan Devlet Başkanı olan Robert Koçaryan arasında dünyanın birçok şehrinde yapılan doğrudan ve çok taraflı görüşmelerden bir netice alınamamıştır. Zaman içerisinde her iki ülkede de liderler değişmiş ancak netice pek değişmemiştir.

 

Azerbaycan’da İlham Aliyev’in ve Ermenistan’da da Serj Sarkisyan’ın Devlet Başkanı seçilmesinden sonra devlet başkanları düzeyinde görüşmeler yeniden başlamıştır. Bugüne kadar toplan yedi görüşme gerçekleşmiştir. Şubat 2008’de Sarkisyan’ın Ermenistan Devlet Başkanı seçilmesi sonrasında ilk görüşme 4 Haziran 2008 tarihinde Rusya’nın Petersburg şehrinde yapılmıştır. İkinci görüşme Kasım 2008’de Moskova’da gerçekleşmiştir. Bu görüşme sonrasında tarafların imzaladıkları ilk belge olan Moskova Beyannamesi imzalanmıştır. Ardından iki devlet başkanı 28 Ocak 2009’da Zirih’te, 7 Mayıs 2009’da Prag’da, 4 Haziran 2009’da Petersurg’da, 17 Haziran 2009’da Moskova’da ve 9 Temmuz 2009’da da son olarak Kişinyev’de görüşmüşlerdir. Şimdiye kadar yapılan görüşmelerde çok ciddi bir ilerlemenin olduğu söylenemez.

 

Şimdi iki lider sekizinci defa 22 Kasım 2009’da Münih’te bir araya geleceklerdir. Toplantı Münih’teki Fransa Başkonsolosluğu binasında, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) Yukarı Karabağ sorununa çözüm bulmak amacıyla oluşturulan Minsk Grubuna üye ülkelerin (ABD, Rusya ve Fransa) gözetiminde gerçekleşecektir.

 

Münih Görüşmelerinde Ciddi İlerleme Beklenilmeli mi?

 

Aliyev ile Sarkisyan’ın Münih zirvesinde ciddi bir ilerleme beklemiyoruz. Belki küçük çaplı bazı konularda fikir birliğine varılabilir. Ancak bu bile zayıf bir ihtimaldir. Her şeyden önce Karabağ konusunun hangi ülkede ve hangi gücün kontrolünde çözüme kavuşturulacağı hususu önemlidir. Zira bu sorunun çözümüne etkin katkı sağlayacak ülke Güney Kafkasya’da üstünlük sağlayacak araçlara sahip olacaktır. Bu açıdan bakıldığında Karabağ konusu eğer çözülecekse bu konuda anahtarı elinde bulunduran Moskova’da yapılacak bir toplantıda çözülecektir. Ancak burada da bir sıkıntı görmekteyiz. Zira imzalanan protokollerde Türkiye’nin Karabağ şartı olmaksızın normal prosedürde meclise getirilmesi ve imzalanması beklenmektedir. Bu durumun farkında olan Ermenistan önümüzdeki süreçte muhtemeldir ki, Karabağ görüşmelerinde daha uzlaşmaz bir tutum sergileyecek ve uluslararası baskıların Türkiye üzerinde yoğunlaştırılmasına çalışılacaktır. Nisan 2010 yılına kadar Dağlık Karabağ konusunda bir ilerleme olması ihtimali oldukça düşüktür. Bu tarihe doğru ise Türkiye’nin önüne iki seçenek konulacaktır. Bu seçeneklerden birisi sınırın açılması diğeri ise sözde soykırımın tanınması tehdidi olacaktır. Türkiye’nin ise üzerinde yoğunlaşacak baskılar karşısında nasıl bir tutum takınabileceğini şimdiden kestirmek güçtür.

 

7 Aralık 2009 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Barack Obama ile yapacağı görüşme öncesinde yapılacak olması önemlidir. Zira Türkiye hem ABD ve hem de Rusya nezdinde girişimlerde bulunarak Ermenistan’a baskı yaptırmaya çalışmaktadır. Ancak ne ABD’nin ve ne de Rusya’nın bu baskılara ne kadar olumlu bakacağı ve bu konuda ne gibi girişimlerde bulunacakları meçhuldür. Zira Azerbaycan ile Ermenistan’ın görüşmelerde geldikleri nokta artık temel meselelerdir ve bu meselelerin çözümü için taraflar üzerinde, özellikle de Ermenistan üzerinde çok daha etkili bir ikna çabası gerekmektedir.

 

Nagehan Alçı’nın Çarpıtılan Sözleri ve İsmail Küçükkaya’nın Sorumlu Gazeteciliği

 

Akşam Gazetesi yazarı Nagehan Alçı’nın Erivan ve Dağlık Karabağ bölgesine yaptığı ziyaret esnasında yerel bir kanala verdiği mülakatın söylendiğinden farklı bir şekilde önce Ermenistan basınına ve oradan da Azerbaycan ve Rusya basınına yansıması Türkiye ile Azerbaycan arasında ufak çaplı bir krize sebep olmuştur. Ermenistan basınından aktarıldığı şekliyle Nagehan Alçı, “Biz Türkiye’de yanlış yapmışız. Şimdi anlıyorum ki, Dağlık Karabağ yüzde yüz Ermeni toprağıdır ve siz bu toprakları vermemek için yeteri kadar kararlısınız” sözlerini sarf ettiği ileri sürülmüştür.

 

Geçtiğimiz hafta Bakü’de Devlet Başkanlığına Bağlı Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde yapılan yuvarlak masa toplantısında bundan sonraki süreci değerlendirirken aynen şunları ifade etmiştim: “Türkiye ve Azerbaycan’ın yeni provokasyonlara hazır olması gerekir.”[1] Dolayısıyla bu aslında bizim beklediğimiz bir gelişmeydi. Nitekim Ermenistan, Azerbaycan ve Rusya basınından takip ettiğimiz bu haberler üzerine kaleme aldığımız makalede iki noktaya dikkat çekmiştik. Birincisi makalemize “Eğer doğruysa” diye başlamıştık. Zira Ermenistan’dan bu tür “çeviri hatalarının” veya bilinçli çarpıtmaların her zaman olabileceğini biliyorduk. İkincisi ise; gazetecilik bilgisine, görgüsüne ve tarafsızlığına inanılan ve kendisine güvenilen İsmail Küçükkaya’nın Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığı Akşam Gazetesi’nde sorumlu bir gazetecilik gerçekleştirileceğine inandığımızı belirtmiş ve bu konuda daha hassas bir tutum sergileneceğine inandığımızı vurgulamıştık. Özellikle hassas bir dönemden geçmemiz sebebiyle bu tür haberlerin bile ilişkilere zarar vereceği gerçeği ile karşı karşıyayız. Nagehan Alçı böyle bir açıklama yapmış bile olsa Azerbaycan’daki genel kanı bunu bir gazetecinin değil bir Türk gazetecinin yaptığı şeklinde olduğundan bir gazetecinin sorumsuz tutumu tüm topluma maledilebilmektedir.

 

Bu konuda bir çarpıtmanın olduğu yönündeki ilk açıklama bizzat nagehan Alçı’dan gelmiştir. Alçı 18 Kasım 2009 tarihli “Hangi Gazeteci Uluslararası Kriz Yarattı?” başlıklı köşe yazısında özetle şunları yazmıştır. “Hankendi’ne geldiğimizin ikinci günü resepsiyona bir telefon geldi. 'Artsakh televizyonundan arıyoruz. Şehrimize hoş geldiniz. Sizinle bir röportaj yapmak istiyoruz.' Burası öyle küçük ve öyle hassas bir yer ki… 'Hayır' demek yanlış anlaşılır dedim kendi kendime. Kabul ettim. Röportajda 'Burası hakkında ne düşünüyorsunuz?' diye sordular, ben de 'Gördüğümüz kadarıyla burada sadece Ermeniler yaşıyor. Ermeni yönetimi var ve kurulu düzen oldukça yerleşik' dedim. Geçmişle ilgili ya da Karabağ'ın kime ait olması gerektiği ile ilgili herhangi bir açıklama yapmadım” Nagehan Alçı bu sözleri söylemediğini, sözlerinin çarpıtıldığını söylemektedir. Ancak bunu söylerken de bir ayıp daha yapmakta ve yazısının girişinde “mailime Azeri dostlardan yüzlerce nefret mektubu geldi” demekle de okuyucunun haklı itirazını “nefret mektubu” olarak değerlendirmektedir. Bu en azından kendisinin Akşam Gazetesinde çalışmasını sağlayan ve bir yanlışlık karşısında demokratik hakkını kullanan okuyucuya haksızlık ve önyargılı bir tutumdur.

 

Nagehan Alçı biraz önyargıyla da olsa yanlışını düzeltmiştir. Ancak sorumlu gazetecilik örneğini 19 Kasım 2009 tarihli köşesinde gazetenin Genel Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya göstermiştir. Küçükkaya “Dağlık Karabağ Gerçeği…” ara başlığında açıkladığı yazısında özetle şunları söylemiştir: “'Dağlık Karabağ'da neler oluyor' merakıyla Nagehan Alçı yollara düştü. Bir haftadır 'işgal altındaki Dağlık Karabağ'daydı. Dün kendisi de yazdı, orada bir televizyon kanalına söyledikleri çarpıtılınca küçük bir kriz yaşadık. Azerbaycan Dışişleri açıklama yaptı, Azeri Büyükelçiliği bizimle görüştü… Ben de, Azeri Devlet Haber Ajansı'na bir açıklama yaptım, Dağlık Karabağ'ın bizim için ne anlama geldiğini söyledim. Azeri gazetelerinde yayımlandı. Bizim Dışişleri'nden bana 'çok iyi yaptınız' diyerek teşekkür geldi. Yanlış anlama giderildi ama bir resmi yetkilinin değil, bir gazetecinin söylediklerinin bile ne kadar tepki toplayabileceğini bir kez daha gördük. Üstelik o sözler, gazetecinin kendi ülkesinde, kendi gazetesinde yayımlanmamış olsa da… Hem de doğru olmasa da… Bunu hiç yadırgamıyorum. İnsanların ve toplumların kutsalları önemlidir. Semboller çağındayız. Onlara yönelik hiçbir yaralayıcı açıklamada bulunamazsınız. Karikatür krizini hatırlayın. Küresel köye dönüşen dünyada, çok uzak bölgelerde söylediğiniz, bazen söylemediğiniz bile bumerang etkisi yapabilir. Ama iyi kriz yönetimi uygularsanız, üstesinden gelirsiniz.

 

İsmail Küçükkayayı buradan bir kez daha tebrik ediyoruz. Sorumlu bir gazetecilik örneği sergilemiş ve iyi bir kriz yönetimi yapmıştır. Özellikle Azerbaycan basınına yaptığı ve “eğer Nagehan Alçı bu şekilde bir açıklama yapmışsa kendisini ciddi bir şekilde cezalandırırız” şeklindeki açıklaması Azerbaycan basınında ve kamuoyunda takdirle karşılanmıştır. Tek başına bu açıklama bile bize göstermiştir ki, Dağlık Karabağ Azerbaycan ve Türk kamuoyu için önemlidir. Bu konudaki bütün açıklamaların dikkatle yapılması gerekir. Aksi durumlardaki sorumsuz açıklamalar ve bayrak krizindeki gibi provakatif davranışlar iki ülke ilişkilerine zarar verebilir. Bu krizler bize göstermiştir ki, kamuoyları iki ülke ilişkilerinde hala belirgindir. Örgütlü kamuoyları ve demokratik tepkiler ise yanlışın düzeltilmesinde oldukça etkin hale gelmiştir.

 

Dipnotlar

 

[1]http://www.1news.az/politics/20091113012204995.html, 13 Kasım 2009.