Mısır seçimlerinin birinci turunda ortaya konulan zorlu mücadele sanırım Liberalistlerin hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Müslüman Kardeşlerin adayı Muhammed Mursi (oyların %25.01) ile Mubarek dönemi Başbakanı ve eski Hava Kuvvetleri Komutanı olan, Hüsnü Mubarek’in üçüncü oğlum dediği Ahmed Şefik (oyların %203) gerekli oyları alarak ikinci turda mücadele etme hakkını kazanmışlardır. Ortaya çıkan tablo, adaylardan hiçbirinin seçimin birinci turunda yüzde 50'den fazla oy alarak başkan olma hakkını kazanamadığını göstermektedir.

 

Mısır tarihinde bağımsızlığını kazandıktan sonra ilk defa sonuçları önceden belli olmayan başkanlık seçiminde bir kısım halkın iradesi eski, otoriter tek adam rejiminde gerekli siyasi tecrübeyi kazanmış bir lider olan Ahmed Şefik’i yönetici olarak görme arzusunu ortaya koymuştur. Tahrir Meydanın da ortaya konulan rejim karşıtı ayaklanmaların nedenlerini saydığımız zaman bunun nedenini anlamanın oldukça güç olduğunu görürüz. Çünkü Ahmed Şefik bu dönemde Başbakanlık yapmış ve muhtemelen sorumluluğu vardır.

 

· Halk Hüsnü Mubarek’in şahsına karşı çıkmıştır.

·Ortaya konulan göstermelik anayasal ve çok partili rejime karşı kendi iradesini ortaya koymuştur.

· İnsan hakları ve hukukun üstünlüğünün hiçe sayılmasına karşı ayaklanmıştır.

·Mevcut rejimin belirli bir imtiyazlı kesimi korumasına karşı halk kendi gücünü ortaya koymuştur.

· Çöken ekonomik duruma isyan etmiştir.

Belirtilen nedenler bu şekilde daha da genişletilebilir. Görüldüğü kadarıyla halkın bir kısmı Şefik’in yukarıda belirtilen nedenlerdeki sorumluluğunu bir kenara koyarak onun ülkeyi yeni rejim kuralları ile iyi yöneteceğine inanmış ve ona oy vermiştir.

 

Burada önemli olan halkın kendisini yönetecekleri bizzat hür iradesiyle başa getirmesi arzusunun gerçekleşmesi erkidir ve bu ana dinamik olarak Arap Baharının ruhunu teşkil etmektedir. Eski rejimin adamı olarak nitelendirilen Ahmet Şefik’in ikinci tur için seçimi kazanması halkın iradesinin hür bir şekilde tezahürü olarak ele alınabilir. Bu karar Ahmed Şefik’in şahsiyetinden ve liderlik görüntüsünden kaynaklanabilir. Bu demektir ki halkın önemli bir kısmı Şefik’in Mubarek tarzı bir rejim için makamını istismar etmeyeceğine inanmakta ve ona güvenmektedir. Şefik’in eski rejimin hataları ve sevaplarını bilerek, daha iyi bir demokratik sistem için gerekli tecrübesiyle katkıda bulunacağına inanılmaktadır.

 

Diğer taraftan Müslüman Kardeşlerin adayı Muhammed Mürsi ele alındığında, onun tabanı tarafından çok iyi tanınmadığı ve siyasi tecrübesinin çok fazla olmadığı ifade edilmektedir. ABD uzun zaman yaşayan ve Mısır halkından uzak bulunan Mürsi, Müslüman Kardeşlerin adayı Hayrat Şatır’ın yüksek seçim komisyonu tarafından reddedilmesi üzerine görev almıştır. Siyasi tecrübesi oldukça sınırlı olduğu için başkan seçilmesi halinde Müslüman Kardeşlerin üst düzeyinin yönetimde etken bir faktör olacağı korkusu tartışılan bir konu haline gelmiştir. 1920’lerin sonundan beri etkin olan Müslüman Kardeşler Mısır’da son derece etkin bir örgütlenme içinde olduğu bilinen bir gerçektir. Buna rağmen Bu örgütün adayının ilk turda %25 gibi düşük bir oy alarak, %50 sınırının oldukça altında kalması, ülke içinde Müslüman Kardeşler’in güvenilirliğinin aşındığı görünümü vermektedir. Halkın korkusu Müslüman Kardeşler’in İslami ağırlıklı bir yönetime kayarak, demokratik rejimin gereklerinden kolaylıkla kayılabileceği şeklindedir.

 

85 milyonluk Mısır'da 52 milyon kayıtlı seçmen olduğu tahmin edilmektedir. Ancak, seçimlere katılım tahmin edildiği kadar yüksek olmamıştır. 20 milyon kadar seçmenin oy kullandığı belirtilmektedir (Tarihi seçimin galipleri belli oldu, 2012). Katılım oranının %40’lar civarında olduğu ve bunların oylarının %48’inin iki aday arasında paylaşıldığı, diğer %52’lik kısmın seçilemeyen adaylar üzerinde dağınık bir şekilde yoğunlaştığı yorumu yapılabilir. Anlaşıldığı kadarıyla ilk halk iradesiyle seçilecek Başkan en fazla toplam nüfusun 5 milyonunun birinci turdaki iradesini temsil edecek birisi olacaktır. Bu ise, temsil olarak 52 milyonluk seçmen kitlesinde 47 milyonun ve toplam nüfusta 80 milyonun onaylamadığı bir isim olacaktır.

 

İkinci tura kalan adaylardan hangisinin 16-17 Haziran’da yapılacak seçimlerde başkanlığı kazanacağı Mısır halkı için önemli olduğu kadar ABD ve İsrail içinde son derece önemlidir. Yüksek Askeri Konsey seçim öncesi yaptığı açıklamada tamamen tarafsız olduğunu ve hiçbir adaya yakın olmadığını bildirmiştir. Buna rağmen, halen yönetimde olan askerlerin kendilerine yakınlıklarından dolayı, eskiden tanıdıkları ve özelliklerini bildikleri Ahmed Şefik’i tercih ettiklerine hiç şüphe yoktur.

 

Bu hususta ABD ve İsrail’in de hemfikir oldukları düşünülmektedir. Zira Ahmed Şefik Mubarek dönemi başbakanı olarak, ABD ve İsrail ile olan ilişkileri ve uygulanan politikaları çok yakından bilmektedir. Başa geçmesi durumunda ABD kısa zamanda eski siyasi çarkı döndürme imkanına sahip olabilecektir. Bu durumda İsrail’de rahat bir nefes alabilecektir.

 

Müslüman Kardeşlerin Adayı Muhammed Mursi’nin seçilmesi durumunda ise, ABD’nin daha fazla çaba sarf etmesi gerekebilecektir. Her ne kadar Mursi Amerikan eğitimi almışsa ve ona müzahir bir tavır sergileyecekse de Müslüman Kardeşlerin yönetime müdahalesi konuyu çıkmaza sokabilir. Bu durumda ABD farklı tavizler veya diplomasi enstrümanları kullanarak Mısır yönetimini ikna yollarını deneyecektir. Süreç İsrail için sıkıntılı bir bekleyiş getirecektir.

 

Mısır başkanlık seçimleri halkın iradesinin tecellisi şeklinde gelişmektedir. Ortaya çıkan manzara içeride liberallerin ve ayaklanmalarda rejim karşıtı olarak rol alan büyük halk kesiminin ve dışarıda ABD ve Batı’nın arzu ettiği gibi bir sonuç getirmese dahi demokratik rejimin gereği ulaşılan bir halk tercihidir. Gelecekte halkın büyük kesimini temsil eden bir irade olarak gelişecektir. Mısır’a bu konuda gerekli anlayış gösterilmesi gerekmektedir.

 

En büyük gelir kaynağı turizmin durmasıyla ekonomisi çökme durumunda olan Mısır dış yardımına muhtaçtır. Bu yardım ya ABD üzerinden veya ABD güdümünde IMF tarafından gelecek veya her an bir çıkış yapmak için bekleyen Çin ve Rusya tarafından sağlanacaktır. Bu günkü konjonktürde belirtilen üç ülkenin de Mısır’da etkinlik için fırsat kolladığını konu ile ilgilenen herkes tahmin edebilir. Mısır’ı kontrol demek Süveyş kanalı ulaşım hattı ile dünya pazarlarını ve ekonomisini kontrol etmek demektir. Arap dünyasında etken olmak ve Ortadoğu’nun sol cenahındaki hassas bölgede var olarak enerji kaynaklarına ve Doğu Akdeniz ile Kızıldeniz’den Hint Okyanusu’na hakim olan iki taraflı çıkış kapısına sahip olmak demektir. Bu açıdan bakıldığında dünya liderliği sevdasında olan ülkeler için Mısır stratejik bir önemi haizdir. ABD’nin kaybetmeye tahammülü yoktur. Rusya ve Çin için oldukça cazip bir hedeftir. Mısır’ın bu durumun farkında olarak gerekli stratejiyi belirlemesi Müslüman Kardeşlerin adayının seçilmesi durumunda bir takım mülahazalardan kendisini sıyırarak, rasyonel bir dış politika belirlemesiyle gerçekleşebilecektir.

 

2012 Temmuz ayından sonra yüksek askeri konsey’in yönetimi devredeceği Seçilmiş Başkan’la Ortadoğu istikrarında kilit rol oynayan Filistin İsrail sorununda yeni görünümler ve gelişmeler Mısır’ın ortaya koyacağı dış politika ile şekillenecektir. Biz de bekleyip göreceğiz.

 

Kaynakça

Tarihi seçimin galipleri belli oldu Mayıs 28, 2012 tarihinde HaberTürk: http://www.haberturk.com/dunya/haber/745085-tarihi-secimin-galipleri-belli-oldu adresinden alındı. (2012, Mayıs 25).