04 Aralık 2011           

Mısır’da geçen hafta yapılan seçimlerin ilk turunda, ilk belirlemelere göre oy dağılımı İslami partilerin zaferi ile sonuçlanmış gibi görünmektedir. [1]  Müslüman Kardeşlerin Özgürlük ve Adalet Partisi’nin (ÖAP) oyların %40-45’ini, Selefi el Nour (Nur) partisinin oyların %20-25’ini aldığı açıklanmıştır. Dolayısıyla, toplamda oyların %60’ının temelini İslami değerlere dayandıran partiler tarafından paylaşıldığı Mısır’ın bir gerçeği olarak ortaya çıkmaktadır. Halen 27 eyalet içinde 9’unda tamamlanan seçimlerin Aralık ortası ve Ocak’ta yapılacak turlarında da sonucun farklı bir getirisinin olacağı konusunda kimse hemfikir değildir.

 

Bu durumda silahlı kuvvetlerin Hüsnü Mubarek döneminde olduğu gibi kendi güçlerini devam ettirme eğilimdeki yapılanma çabaları sekteye uğrayacak anlamına gelmektedir.

 

Bilindiği gibi Kasım ayı başında Yüksek Askeri Konsey (YAK) yayınlamış olduğu Supra-Anayasal Bildiri ile Mısır yeni anayasasını hazırlayacak komisyonun 100 üyesinden 80’inin atama yetkisini kendi üzerine almış ve ayrıca silahlı kuvvetler bütçesinin de kurulacak hükümetin denetim yetkisinin dışında kalmasını sağlayan bir karar çıkartmıştı. Bunun yanı sıra, yasaklanmış olan Mubarek’in partisi olan Milli Demokratik Parti üyelerine başka bir partiye üye olarak veya kendi partilerini kurarak seçimlere katılma hakkını tanımıştır. YAK anayasa komisyonuna bu şekilde seçeceği kendine müzahir üyelerle anayasanın yapımında etkili olma yolunu seçmiş ve önemli bir adım olarak, bütçesini dokunulmaz hale getirmek suretiyle yönetim üstü bir konum elde etmeyi hedeflemiştir.

 

YAK’ın bu kararı üzerine muhalefet partileri itiraz etmişler ve halk Mubarek’in devrilişinden beri ilk olarak yine, Tahrir meydanına çıkarak askerlerin sivil yönetim üstü konumuna karşı çıkarak, askerlerin ellerindeki otoriteyi sivillere devretmesi çağrısıyla günler süren ve ordunun kanlı müdahalelerine sahne olan protestolara başlamışlardır. Bir kısım muhalefet seçimlerin ertelenmesi konusunda çıkış yapmışsa da, ÖAP ve uzantısı olan Müslüman Kardeşler tarafından bu talep destek görmemiştir. YAK ise, seçimlerin zamanında yapılacağını ilan etmiş ve uygulamıştır.

 

YAK idareyi ele aldığı zaman 6 ay içinde seçimlere gidileceğini açıklamış olmasına rağmen, seçimler neredeyse 4 aylık bir gecikme ile gündeme gelmiştir ve kesin sonuçları ancak, Ocak sonunda açıklanabilecektir. Arkasından, Anayasa hazırlanıp referanduma sunulmasını müteakip hazırlanacak seçim yasası ile devlet başkanı seçilebilecektir. Bu seçimin olası gerçekleşme zamanı 2013 yılı başlarını bulacaktır. Bu zaman zarfına kadar YAK başkanlık yetkisini elinde bulunduracaktır. Diğer bir değişle Mubarek dönemindeki mevcut düzen bir şekilde devam edecek ve demokratik atılımlar askeri vesayet altında sürdürülecek anlamına gelmektedir.

 

Müslüman Kardeşlerin partisi ÖAP’nin çoğunluğu ele geçirmesiyle birlikte özellikle silahlı kuvvetlerin yönetimi kendi kontrolleri altında tutacak bir sistem tesis etmeleri zor olacak gibi görünmektedir. Çünkü, ÖAP diğer liberalist partilerle birlikte koalisyona gitmekte ısrarlı ve laik bir yönetim taraftarı olduğu gibi, başkanlık sisteminden ziyade parlamenter sisteme ağırlık vererek, başbakan, hükümet ve parlamentonun etkin olduğu bir yönetim sistemi taraftarı olduğunu ifade etmektedir. Hatta laik yönetim düşüncelerinden dolayı aşırı İslamcı Selefist Nour Partisi ile işbirliği yapmaktan dahi kaçınmıştır.[2]

 

Anlaşıldığı kadarı ile Mısır Arap Baharı ile şekillenirken hem iç siyasette ve hem de dış politikada köklü değişimlere gebe bir profil oluşturmaktadır. İç politikada Müslüman Kardeşlerin partisi ÖAP’nin çoğunluk partisi olarak, oluşturacakları koalisyonla birlikte, askerlere karşı uygulayacakları yaklaşım iki farklı şekilde tezahür edebilecektir. Birincisi, uzlaşmacı, askerlerin istediği süreci kabul eden bir yönetim şeklinin kabul edilmesi-ki, bu durumda iktidar partilerinin Mubarek’in devamı olan bir siyaseti izlediği ve askerlerin kontrolünde olan, muhtemelen asker kökenli bir devlet başkanının idaresinde kukla bir hükümet olarak yapılanmak zorunda kalacak bir yapılanmadır. Bu silahlı kuvvetlerin en çok istediği şekil olarak ortada durmaktadır. Bu suretle askerler kendi istedikleri şahsı başkan olarak atanmasını sağlayarak, eski düzen ve güçlerini devam ettirme imkanı bulabileceklerdir. İkincisi ise, çoğunluğa dayalı bir iktidar partisi olarak, askerlerin iradesi dışında bir yapılanma ortaya koymaya çalışan bir yönetim tesisine çalışmaktır.

 

Bu durumda iki farklı şekilde gerçekleştirilebilecektir. İlk seçenek; Devlet başkanlığı sistemini, ÖAP’nin arzu ettiği gibi, parlamentonun egemen olduğu ve başbakan ve hükümetin yetkili olduğu bir sisteme geçiş suretiyle ortadan kaldırılmak suretiyle, silahlı kuvvetlerin arzusu hilafına bir yapılanma oluşturulmasıdır. Diğeri ise, eğer bu konuda askerlerin baskısı sonunda başarılı olamayıp, devlet başkanlığı sistemi devam edecekse bile, bu makama askerlerin veya onların onayladığı bir şahsın yerine tamamen halkın istediği sivil bir şahsın atanması suretiyle askerlerin etkisini en aza indirecek bir yönetim tesis etmek şeklinde olabilecektir. Her iki durumda da askerlerle oluşabilecek çatışmalara seçimle başa gelenlerin nasıl tahammül edebilecekleri ana sorun olarak, ilerideki dönemde gelişmelerle görebileceğimiz resim olarak önümüzde durmaktadır. Bu resimde en kötü senaryo seçilenlerin askerlerle işbirliği içine girerek, onların arzusu doğrultusunda bir yönetim oluşturmaktır ki; bu da şimdiye kadar Arap Baharı adı altında yapılan bütün girişimleri, akan bütün kanı, halkın protestolarını, Mubarek’in gidişini anlamsız hale sokacaktır.

 

Dış politikada ise, evvelce ABD ve İsrail ile olan anlaşmaların bir anda anlamsızlaştığı görülmektedir. Yeni kurulan hükümet muhtemelen Müslüman Kardeşlerle, liberallerin oluşturacakları bir koalisyon olacaktır. Selefist Nour Partisi muhalefette kalabilecektir. Hükümet eğer sialhlı kuvvetlerden bağımsız hareket etme yeteneğini ele alabilirse, uygulayacağı yeni dış siyasette bütün dinamikleri kendi görüş açısından değerlendirerek muhtemelen yeni yaklaşım tarzları ortaya koyacaktır. Müslüman Kardeşlerin geleneksel tutumundan dolayı, bu yaklaşım tarzının İsrail eğilimli olması pek olası görülememektedir. Muhtemelen bu değerlendirmeler İsrail tarafından da yapılmakta ve onları oldukça rahatsız etmektedir. Nitekim, ABD yetkilileri tarafından son zamanlarda yapılan değerlendirmelere göre, İsrail’in mutlaka Türkiye ile ilişkilerini düzeltmek zorunda olduğu telkinlerinin altında ABD’nin Mısır değerlendirmelerindeki endişelerinin yattığı da söylenebilir. ABD’nin seçilen Müslüman Kardeşler ağırlıklı hükümetin inisiyatifi ele almaktan çekinmeyeceğini ve dış siyasette kendi bildikleri yolu takip edebileceklerini en azından bir seçenek olarak değerlendirmeye almış olması gerekmektedir. Bu durumda Filistin’i destekleyen bir Mısır Arap dünyasında etkili olacaktır. Yanına bir de İsrail ile sorunlu Türkiye desteğini koyarsanız İsrail’in nefes alacak hali kalmayacak anlamına gelmektedir.

 

Mısır’da ABD ve batının korktuğu şeyler oluyor. Gelecekte Müslüman Kardeşlerin iktidarı ile hem Mısır iç siyasetinde, hem de dış politikasında köklü değişimlere gebe gibi bir resim ortaya çıkmaktadır. Mısır’da Cezayir örneğinde olduğu gibi silahlı kuvvetlerin seçimlere direkt müdahalesinin olmasını kimsenin istemeyeceği düşünülmektedir. ABD’nin bunu önlemek için içeride Mısır Silahlı Kuvvetlerinin müdahale edeceği bir senaryoyu oyuna dahil etmeye çalışması 2012’de ülke içinde yapılacak seçimler nedeniyle zor bir seçenek olarak durmaktadır. Muhtemelen ABD bekle gör politikası uygulamayı tercih edecektir. Şimdi, bütün sorun burada Arap Baharı Mısırlılar için, Mısır halkı için hüsran mevsimi mi olacak? Yoksa, yeni çiçekler açmaya hazır güneşli gelecekler mi getirecektir.

 

Dipnotlar

 

[1]Marina Ottaway, “Egypt’s Election, Take One”, 02.12.2011, http://egyptelections.carnegieendowment.org/2011/12/02/egypt%E2%80%99s-election-take-one.

 

[2] Marina Ottaway, agm.