Yeni yıla girerken otoriter rejimlerin baskısı altında idare edilen Arap ülkelerinin yönetime karşı baş kaldırışı bu yılın unutulmaz tarihi hadiseleri arasında muhtemelen en ön sırada yer alacak ve tarihe damgasını vuracaktır.

 

Gelişen Durum

 

Ocak 2011’in ikinci haftasında, Tunus’ta 30 yıldır yönetimde bulunan Bin Ali’nin devrilmesine yönelik isyanın, her ne kadar bir üniversite mezunu seyyar satıcı gencin kendini yakmasıyla tetiklenmiş olsa bile, alt yapısının eylem taraftarı eğitimli işsizler ordusunun internet altyapısını kullanarak uzun zamandan beri hazırlandığını belirtmenin doğru bir yaklaşım olacağı düşünülmektedir. Neticede, halkın galeyanı galebe çalmış ve Bin Ali yönetimi devrilmiştir. Ben Ali hükümetinin kalıntılarından kurulmaya çalışılan yeni hükümette istenmediği için olaylar son bulmamış ve bunlarında politika sahnesinden çekilmeleri sağlanmıştır. Şimdi ise, başta kalma mücadelesi veren Ben Ali devri başbakanı ve yeni hükümetin kurucusu olan politik şahsiyeti siyaset sahnesinden silme mücadelesi halk tarafından sürdürülmektedir. Burada en önemli faktör ordunun halkın iradesi doğrultusunda bir tavır takınmasıdır. Ancak, başbakanlığı sürdüren Muhammed Gannuşi’nin orduyu devreye sokmaya çalışması halk direnişi üzerinde nasıl bir etki yapacağı ilerideki günlerde görülebilecektir. Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinde aktif bir biçimde son durumu tartışan Tunuslular ise seçimlere bir an evvel gidilmediği takdirde Gannuşi’nin başbakanlığının ‘yeni bir diktatörlük projesine’ dönüşmesinden duydukları korkuyu dillendirdikleri ifade edilmektedir.

 

İlginç olan ise, Yasemin devrimi olarak isimlendirilen bu harekete Batının ve özellikle ABD’nin oldukça sessiz bir tavır takınmasıdır. Neredeyse, seyirci kalmışlar ve bekle gör politikasını uygulamayı tercih etmişlerdir. Anlaşıldığı kadarı ile bu hadiseyi mahalli ve sınırlı bir karakterde değerlendirerek, Mısır, Yemen, Arnavutluk gibi ülkelere sıçrayacağını tahmin edememişlerdir. Anlaşılacağı üzere bu ayaklanmalarda ABD gibi dış güçlerin etkisinden ziyade, yüzyılımıza damgasını vuran internet ağlarının iletişime olan katkılarının geniş halk kitlelerini nasıl organize etme yolunda etkin olduğunun vurgulanması gerekmektedir. Bu nedenle bahsi geçen ülkelerde hem internet, hem de mobil telefon şebekeleri derhal devreden çıkarılmaya çalışılmıştır.

 

Ortadoğu Dengelerini Altüst Edecek Gelişmelere Gebe Mısır’da Durum

 

Bilindiği gibi, Tunus’taki ayaklanmalar zaten yeni yılın girişi ile Hıristiyan Kopti’lere kiliselerinde yapılan saldırılar ile diken üstünde olan Mısır’a örnek teşkil etmiştir. Hristiyan dünyası derhal müdahil olarak bir takım iyileştirici taleplerde bulunmaya başlatır. 1980’de olağanüstü hal yasası ilan edilmiş ve hala yürürlükte olan Mısır’da iki ay önce yapılan meclis seçimlerinde yine eskiden olduğu gibi yüzde 3 gibi çok düşük bir oranda Hüsnü Mubarek’in partisi dışındaki partiler yer almışlardır. Halk bunun adil bir seçim olmadığı konusunda ciddi bir mutabakat içindedri. Halkın Televizyon, internet gibi gelişmiş medya imkanlarında istifade ile Tunus örneğini takip etmesi ve örnek alması buradaki potansiyel rahatsızlığında patlamasına yol açmıştır. BBC’nin verilerine göre[1]; 80,5 milyon nüfusu olan Mısır’da yaş ortalaması 24 yaş ile oldukça genç bir nüfusa sahiptir. İşsizlik yüzde 9.6 olmasına rağmen nüfusun yüzde 20’i günde 2 doların altında yaşamlarını sürdürmektedir. Buna rağmen halkın yüzde 20’i internet kullanabilmektedir. Bu oran, 10,5 milyon nüfuslu Tunus için yüzde3.5’dur. Nüfusun yüzde 3.8’i açlık sınırı altında yaşamakta, yüzde 14 işsiz gözükmekte ve yaş ortalaması 29.7’dir. Görüldüğü gibi Mısır’da durum daha kötü bir resim vermektedir.

 

Mısır siyaset sahnesinde Mubarek karşıtı olan El Ğad, Hıristiyanların temsilcisi Kifaye, İran ile sıkı ilişkileri de hedefleyen Vefd, El Tecemmu, Liberal Mısır Partisi, El Nasisi gibi partiler yer almaktadır. Olağan üstü hal durumunun hala geçerli olması nedeniyle, mevcut parti liderleri Mubarek yönetimine en ufak bir eleştiride bulunmaları dokunulmazlıklarının kaldırılarak tutuklanma tehlikesi ile karşı karşıya gelmesine neden olmakta ve derin bir baskı altında faaliyetlerini sürdürmeye çalışmaktadırlar.

 

Ancak, karşı ayaklanmada asıl rol oynayan unsurlar halkın kendi içinden doğan yapılanmadan kaynaklandığı gözlemlenmektedir.

 

Katılımcılarının tamamına yakını siyasi bir akım veya partiye üye olmayan gençlerden oluşan ve 6 Nisan 2008’de ülkede mevcut rejimi değiştirmek amacıyla kurulan 6 Nisan Hareketi’nin bu kalkışta oldukça etkin bir rol oynadığı söylenebilir. Genç kesim facebook, twitter internet ortamında kurdukları ortak iletişim ağlarıyla süratle haberleşerek potansiyel bir birlik oluşturabilecekleri örneğini Dünya’ya vermişlerdir.

 

Bunun yanı sıra, 1928 yılında kurulan ve radikal islamı savunan yasaklı Müslüman Kardeşler örgütü (İhvan-ı Müslimin) bu ortamdan istifade ederek açık bir şekilde varlığını göstermektedir. Bu örgüt, yasaklı olmasına rağmen, siyasal anlamda mecliste en güçlü muhalif kanat durumundadır. İç siyasette önemli bir yere sahip olan bu örgütün üyeleri, her seçim arifesinde Hüsnü Mübarek tarafından başlatılan kampanyalarla tutuklanarak askeri mahkemelere gönderilmiştir. Daha da ötesinde bu örgüt Hamas’la ilişkisi olduğu gerekçesi ile de ciddi bir baskı altında tutulmaktaydı.

 

Son dönemde ortaya çıkan Uluslararası Atom Enerjisi eski Başkanı Muhammed el Baradey tarafından kurulan ve ülkede siyasi değişim hedefleyen Milli Değişim Cemiyeti ülkenin aydın kesimi: gazeteciler, edebiyatçılar, siyasiler, sanatçılar gibi ülkenin entelektüel kesiminden oluşmakta ve bu mücadelede bir yer edinme çabası içindedir. Tunus’ta başlayan ve Cezayir, Ürdün ve Mısır’ı da etkileyen siyasi olaylar sonrası bir açıklama yapan Baradey, 27 Ocak Cuma günü Cuma namazı sonrası eylem planlayan “6 Eylül” ittifakını destekleyeceğini açıklamış ve müteakiben Mısır’a intikal etmiştir. Sonbahar’da yapılacak başkanlık seçimlerine girmek isteyen ve anayasa değişikliğini şart olarak ileri süren Baradey, Mubarek tarafından engellenmiş ve hatta rejim karşıtı olduğu için ölüm fetvası verilmiştir.

 

Halkın tepkisine rağmen Devlet Başkanı Hüsnü Mubarek koltuğunu korumak için, İstihbarat Başkanını Başkan Yardımcısı olarak atamak suretiyle ordunun desteğini kazanmaya çalışmaktadır. Ancak halk ordu ile çatışmaktan geri durmakta ve silahlı kuvvetlere iltifat etmektedir. Buna rağmen isteklerinden de taviz verme niyetinde olmadığını göstermeye devam etmektedir. Görüldüğü kadarı ile artık ok yaydan çıkmıştır. Mubarek arzu ettiği gibi koltuğunu oğluna devredemeyecektir. Yeni bir yapılanma ortaya çıkacaktır. İşte bu yapılanma sonunda uluslararası siyaset ve Ortadoğu dengeleri açısından nasıl bir yönetimin iktidara geleceği son derece önemlidir.

 

ABD ve AB’nin Mısır Karşısında Tutumları

 

ABD konuyu son derece yakından takip etmektedir. Buna paralel olarak AB’nin lokomotif ülkeleri olan İngiltere, Fransa ve Almanya adil ve tarafsız bir seçim olmasından yana olduklarını ifade etmişlerdir. Neden batı Tunus’a yeteri kadar ilgi göstermeyip, endişe içinde Mısır’daki gelişmeleri takip etmeye çalışmaktadır.

 

 Mısır Enver Sedat’ın Camp David süreci ile başlayan ve Mubarek ile daha da kuvvetlenen bir biçimde, Ortadoğu’da Arap ülkelerinin liderliğine soyunmuş ve ABD ile yakın ilişkiler içinde olması nedeniyle, batı kulübü menfaatlerine göre hareket eden bir kale ülke konumundadır. ABD Mısır’a ilişkilerinin pozitif bir şekilde sürdürülmesi için milyonlarca dolar yardım yapmaktadır. Mısır’da bunun karşılığında Filistin sorununda Filistinlileri desteklemekten ziyade İsrail taraftarı bir tavır sergilemekte, Hamas’ı terörist örgüt kabul ederek, Mısır’dan yardım akmasına karşı her türlü tedbiri almaktadır. Bu Mubarek’in işine gelmekte ve Müslüman Kardeşler’inHamas’la işbirliği içinde olduğunu bahane ederek, ülke içinde bunları sindirme politikasını rahatlıkla sürdürmektedir. Hatta Mısır sınırında Filistinliler tarafından gerekli ihtiyaç maddelerinin karşılanabilmesi maksadıyla açılan kuyuların kullanılmasını önlemek için duvar ördürmesi ABD ve İsrail menfaatleri doğrultusunda yapılan bir uygulama olarak görülmektedir. Mısır Mubarek yönetimi altında İsrail’in Filistin karşısında ayakta durması için kilit durumda bir ülke vasfındadır. Şimdi Mubarek’in devrilmesi ile yerine gelecek yönetimin İslami ağırlıklı olması büyük bir ihtimal olarak karşımızda durmaktadır. Bu durumda ABD Filistin sorununda ciddi bir kalesini kaybedecek, demektir. Müslüman Kardeşlerin yönetimde ağırlık kazanması durumunda Filistin sorununa yaklaşımı tamamen farklı bir şekil alacak ve muhtemelen İsrail ile çatışan bir ortam oluşacaktır. Mısır böyle bir yapıya oturunca özellikle, İran’ın etkinliği belirgin bir durum alacaktır. İran ile işbirliği içindeki Mısır, Hamas ve Hizbullah ile ilişkilerini muhtemelen yeniden şekillendirecektir.

 

Diğer taraftan Lübnan’a baktığımızda da Hizbullah ağırlıklı bir yönetimin başa geçmesi yine İslam ağırlıklı bir idareyi gündeme getirecek ve bunun doğrudan girdisi İran ve Suriye’nin bölgesel etkisinin artması olarak belirginleşecektir.

 

Halk ayaklanmasının Yemen’deki yansımaları sonucu oluşacak yeni yönetimde de İslam ağırlıklı bir karakter bu tür yapılanmayı yaygınlaştıracaktır.

 

Bütün bu gelişmeler Ortadoğu’daki dengeleri ciddi bir biçimde İslami rejimlerin ağır bastığı bir yapılanmaya götürecektir. Muhtemelen bu yapılanma Ürdün’ü de etkisi altına alacaktır. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi iflas etmekle kalmayıp, bu değişimlerin yansıması Afganistan’daki demokratik rejim oluşturma çabalarına ters etki yapacak ve hatta Orta Asya’daki ülkeler üzerinde dahi etki edecektir. ABD’nin etkinliği Irak dışında, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, BAE, Bahreyn gibi emirlikler ile idare edilen ülkelere münhasır olacaktır. Bu durumda bunlarda kendi rejimlerini koruma kaygısına düşecekleri için bu ülkelerde demokratikleşme, insan hakları, demokratik hukuk gibi kavramların gerçekleşmesi uzun bir süre hayal bile edilemeyecektir.

 

Bu bakımdan Mısır’daki gelişmelerin ABD tarafından son derece önemli bir şekilde izlendiği izlenimi mevcuttur. Mubarek’in gidişi ile birlikte Muhammed el Baradey ABD için bir seçenek olabilir. Her ne kadar Müslüman Kardeşler tarafından tanınmıyor ve tutulmuyorsa da almış olduğu eğitim ve görevler nedeniyle batıya yüzü dönük en iyi aday gibi görülmektedir. ABD’nin desteği ile Kemal Derviş’in zamanında Türkiye’ye enjektesi gibi, uygun propaganda ile Mısır halkına empoze edilmesi sağlanabildiği takdirde seçimlerden lider çıkması gerçekleşebilir. Burada en büyük engel hiç kuşkusuz Müslüman Kardeşlerin tutumu olacaktır. Bu bakımdan Baradey’in işi son derece zor durumdadır.

 

Türkiye’ye Etkileri

 

Kanaatimizce, gelişen durumlardan Türkiye’nin pozitif etkileneceği söylenebilir. Mısır’ın dinsel ağırlıklı bir yönetim etkisi altına girmesi İsrail’i bölgede tamamen yalnız ve artık Mısır üzerinden gelecek tesirlere de hassas hale getirecektir. Bütün bu ülkelerin İran etkisiyle ABD ve batıya karşı uzlaşmaz tutum takınmaları, Ortadoğu’da ciddi bir kaosa yol açacaktır. İsrail çevresindeki ülkelerle, Suudi Arabistan gibi diğer ABD müttefiklerini İran etkisinden kurtarmak için ABD’nin çok çaba sarf etmesi gerekecektir. İran liderliğindeki bir Ortadoğu ABD’nin dışlandığı, kapalı bir bölge haline gelecektir. Bu durum İsrail’in konumunu son derece güçleştirecek ve oluşan çatışma ortamı her an alçak yoğunluktan, yüksek yoğunluklu bir çatışmaya dönüşme riski taşıyacaktır. Hamas ve Hizbullah’ın etkinliklerinin arttığı asimetrik bir mücadele bölgeye hakim olabilecektir.

 

Türkiye laik ve demokratik yapısına ilave olarak, Ortadoğu ülkeleri ile olan yakın ilişkileri nedeniyle ABD ve AB için daha da önemli bir pozisyona gelecektir. ABD, hem İsrail’in bekası konularında ve hem de oluşan yeni yönetimlerle ilişkilerin tesisinde Türkiye’ye mutlak bir ihtiyaç duyacaktır. Bu durumda Türkiye’nin stratejik önemi Soğuk Savaş döneminde olduğundan fazla artacak ve hatta en üst seviyeye çıkacak demektir. Bu durum ülkemizin eksen kaymasından ziyade bölgesel bir güç olarak etkinliğini göstermesine yol açacaktır. Artık Türkiye’nin AB’e ihtiyacı olmayacak ancak AB’nin Ortadoğu için Türkiye’nin üyeliğine ihtiyacı olacak gibi gözükmektedir.

 

Dipnotlar

 

[1] Middle East socialindicators, www.bbc.co.uk/news/world-middle-east-12295864?