Geçtiğimiz hafta sonu Mısır’da Başkanlık seçimi gerçekleşti ve resmi olmayan sayımlara göre Müslüman Kardeşlerin adayı Mursi yüzde 52’lik bir çoğunlukla Mısır medyası tarafından kazanan ilan edildi. Mursi’nin rakibi olan ve Mübarek döneminde önemli görevlerde bulunan eski hava kuvvetleri komutanı Ahmet Şefik medya’ya göre yüzde 48 oy ile çok az bir farkla geride kaldı.

 

Ancak, halen başkanlık görevini sürdürmekte olan Yüksek Askeri Konsey olacakları önceden tahmin etmiş olmalı ki, son anda aldığı ve yayınladığı kararlarla Müslüman Kardeşler’in adayının seçilmesi ihtimaline karşı hem kendisini ve hem de silahlı kuvvetleri güvence altına almaktan kendisini alıkoyamamıştır.

 

Demokrasinin olmazsa olmazlarından olan üç önemli unsur şu anda silahlı kuvvetlerin vesayeti altında gözükmektedir. Bunlar; Parlamento, Devlet Başkanı ve Anayasayı Hazırlama Komisyonu olarak sayılabilir. Seçimlerin hemen öncesinde Mübarek dönemi yargıçlarının halen görev yapmakta olduğu Anayasa Mahkemesi parlamentoyu geçersiz sayan ve seçilecek başkanın silahlı kuvvetler üzerindeki yetkisini oldukça kısıtlayacak kararlar alarak, Yüksek Askeri Konseyi hem devlet başkanı ve hem de parlamentonun üzerinde oldukça geniş yetkilerle teçhiz edilmiş bir kurum halinde yapılandırma yolunu açmıştır. Diğer bir deyişle, seçilmişlerin üstünde silahlı gücün otoritesi mutlak bir hale getirilmiştir. Burada Yüksek Askeri Konseyi silahlı kuvvetlerin tamamından ayırmak belki doğru bir yaklaşım olabilir. Muhtemelen ordunun alt kademelerinde ve hatta generaller seviyesinde oluşturulmaya çalışılan yapının tasvip edilmediği bir kesimin mevcut olduğu söylenebilir. Bu konudaki farklı görüşlerin gelecekte silahlı kuvvetler arasında ikilik ve ayrışmaların ortaya çıkmasına ve çatışmalara neden olabileceği öngörülebilir. Ordu arasındaki bu ayrışmanın seçilmişler tarafından Yüksek Askeri Konsey aleyhine kullanılarak, Müslüman Kardeşler ve destekçileri tarafından arzu edilen doğrultuda yönlendirilmeye çalışılacağına kimsenin şüphesi olmamalıdır. Bu doğrultuda gelecekte hem Mısır Silahlı Kuvvetleri’nin kendi içinde ve hem de Yüksek Askeri Konsey destekçilerinin halkla çatışmasına neden olacak olaylara gebe bir Mısır var karşımızda.

 

Olaya askerler açısından bakıldığında, gelişmeler onların iradeleri dışında yol almaktadır ve bu durum orduda endişeye neden olmaktadır. Mubarek ile son zamanlarda arası gergin olan Mısır ordusu üst düzey yöneticileri, halkın Tahrir Meydanında ki gösterilerini bahane ile, gerekli desteği çektiklerini belirterek, Mubarek’in devrilmesini sağlamıştır. Burada neden Mubarek’in oğlu Cemal’i kendinden sonra Başkan olarak hazırlamasıydı. Başkanlık makamını devamlı kendisi besleyen silahlı kuvvetler buna hazırlıklı değildi. Ayrıca yeni gelen ve kendilerinde olmayan Başkan, ordunun Mısır ekonomisindeki girişimlerine mani olabilecekti. Her türlü imkan kullanılarak bu duruma mani olunması gerekmekteydi. Nitekim bu durum askerlerin istediği gibi gerçekleştirildi ve başkanlık yetkisi Yüksek Askeri Konsey kanalıyla askerler tarafından üstlenildiler. Bununla beraber, neredeyse iflas eden ekonominin düzeltilmesi ve ehil ellere teslim edilerek, askerin bu sorumluluktan kurtulması gerekmekteydi. Bu işi ise, kendilerinden birisinin başkanlık koltuğuna oturması ve kontrol edebilecekleri bir parlamenter yapı içinde hükümet oluşturulmasıyla çözülebilirdi. Bu konuda en uygun kişi eski hava kuvvetleri komutanı ve Mubarek döneminin tecrübeli siyasetçisi Ahmet Şefik’ti. Şefik’in kazanması için her türlü imkan seferber edilmeliydi. Nitekim öyle de yapıldı. Bütün bu çabalara rağmen ülkede onlarca yıldır organize olmuş ve kurduğu siyasi parti ile parlamento seçimlerinden başarı ile çıkan Müslüman Kardeşler silahlı kuvvetlerin ve Yüksek Askeri Konseyin bu hesaplarını bozdu. Üstüne üstlük bir de Devlet Başkanı olarak Müslüman Kardeşler adayı Dr. Mursi’nin ikinci turda seçilme ihtimalinin yüksek bir olasılık olması; ordunun seçim öncesi bir takım tedbirler almasına asıl gerekçe teşkil etmiştir.

 

Başkanlık seçimi sonrası Mursi’nin kazandığı belirtilmektedir. Mursi’nin topal ördek olarak, olmayan parlamento ile nasıl bir yasama işlevini geliştirerek, icra erkini yürütmek üzere nasıl bir hükümet teşkil edeceği soru işareti olarak görülmektedir. Yüksek Askeri Konsey her ne kadar seçilen başkana yetkileri devredeceğini açıklamış olsa dahi, kanunların yapılmasında veya yasama erkinin kullanılmasında etkisinin ne olacağını kestirmek şimdiden pek mümkün görülmemektedir. Önümüzdeki günlerde 6 Mayıs Gençlik Hareketi ve bunların paralelinde liberallerinde destek vereceği, Müslüman Kardeşler’in topyekün olarak ülke sathında askeri vesayete karşı gösteriler düzenleyeceklerini ve bunların ülke içinde ciddi çatışmalara yol açabileceğini öngörmek mümkündür. Gidişat, Libya’da olduğu gibi silahlı kuvvetlerle halkın karşı, karşıya gelmesi şeklinde gelişebilir. Bu şekilde bir yorumla Mısır’ı zor günlerin beklediğini söyleyebiliriz.

 

Mısır’la en fazla ilgili olan ABD’nin gelişmelerden çok mutlu olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Müslüman Kardeşler’in İsrail sorununa ve Filistin meselesine bakışı ABD ve İsrail’in algılamalarıyla çakışmamaktadır. Bu konudaki endişeleri zaten Mubarek’in son döneminde eski İngiltere Başbakanı Tony Blair açık bir şekilde ifade etmiştir. ABD’nin Mubarek dönemi İsrail politikasına sadık kalacak ve Filistin sorununda ABD’i zora sokmayacak bir liderin başkanlık koltuğuna oturmasını istediğinde herkes hemfikirdir. Bu duruma en uygun lider Ahmet Şefik olarak görülmektedir. Bunun dışında, Müslüman Kardeşler’in baskılanması için Yüksek Askeri Konsey’in alacağı her türlü karşı tedbir, yeni önlemler alınma aşamasına kadar ABD tarafından makbul olarak görülebilir. Belirtilen bakış açısı ile ABD’nin Mısır’da son günlerde olup bitene karşı büyük gürültüler çıkartmamasının nedeni kolaylıkla anlaşılabilir. Başka bir bakış açısı ile veya reel-politik açıdan değerlendirildiğinde ABD ve İsrail ulusal çıkarları için Mısır’ın pürüzsüz bir demokratik yapıya kavuşmasından daha önemlisi, İsrail ve Filistin konusunda ABD istekleri doğrultusunda hareket eden bir yönetimin tesisi hayati önemi haizdir. Bunun aksi bir yaklaşım ABD politikaları açısından geçerli değildir. Eğer böyle olmasaydı, demokrasinin temel ilkeleri ve hukukun üstünlüğü çiğnendiği gerekçesi ile ABD’nin derhal BM devreye sokarak askeri vesayeti kaldırmak üzere Mısır’a müdahalenin aşamalı olarak gerçekleştirilmesini sağlaması gerekirdi.

 

Uluslararası ilişkilerde bir takım unsurların bahane, bir takım gereksinimlerin esas olduğunu vurgulaması açısından Mısır’daki gelişmeleri dikkatle takip etmenin çok önemli olduğu değerlendirilmektedir.