Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş’ı ebediyete intikalinin 1. yıldönümünde özlem, sevgi, saygı ve rahmetle anıyoruz.

 

Rauf R. Denktaş hayatı boyunca kendi toplumunun, halkının ve yönetiminin çerçevesinde üst makamlarda bulunmuştur. “Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi Başkanı”, “Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı”, “Genel Komite Başkan Yardımcısı”, “Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi Başkanı”, Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı” ve “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kurucu Cumhurbaşkanı” gibi seçkin istisnai unvanlar taşımıştır.

 

Bu unvanların kronolojik sırada sayılması Kıbrıs’ın 1960’dan itibaren olan tarihini ortaya koymakta ve bu tarihin her aşamasında Rauf Denktaş’ın rol almış ve sorumluluk üstlenmiş olduğunu göstermektedir.

 

Bu unvanlar, ayrıca, kendisine en fazla azınlık haklarının lâyık görüldüğü Kıbrıs Türk Toplumunun Denktaş’ın önderliğinde sürdürülen tarihî mücadele ile adım adım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin çatısı altında bağımsız devlet düzenine kavuşmuş olduğu gerçeğini de şüphesiz ortaya koymaktadır. Ancak bu sıfatların hiçbiri Denktaş’ı bir kişi, bir siyasetçi, bir lider olarak tanımlamaya, Onun gerçek çapını ortaya koymaya yeterli değildir.

 

Denktaş bütün Türk ulusunun bağrına bastığı bir millî kahramandır. Çünkü, Denktaş, sadece Kıbrıs Türk halkının değil, Türkiye’nin “millî dava” olarak sahip çıktığı ve yürüttüğü Kıbrıs konusuna önderlik etmiştir. Rauf Denktaş ismi Türk ulusunun millî Kıbrıs davasıyla özdeşleşmiş ve hayatı da “millî dava” ile bütünleşmiştir. Türk milleti Rauf Denktaş isimli evlâdı ile iftihar etmiştir.

 

İkinci Dünya Savaşının hemen ertesinde Kıbrıs’ta Rumların yeniden canlandırdıkları ENOSIS) yönündeki faaliyetler karşısında Kıbrıs Türk halkının ölümsüz lideri Dr. Fazıl Küçük önderliğinde bir araya gelen 5 Kıbrıslı genç Türk kahramanından biri 24 yaşındaki genç avukat Rauf Denktaş olmuştur. Denktaş 27 Kasım 1948 günü Lefkoşa’nın Selimiye meydanında düzenlenen coşkulu mitingde kürsüye çıkmış ve “aman Kıbrıs Girit olmasın” diye Türkiye’ye çağrıda bulunmuştur. Bu ses Torosları aşarak Anadolu’da yankı yapmıştır.

 

Mensubu olduğum kuşak, henüz 14 – 15 yaşlarındayken 1954’den itibaren Türkiye’nin çeşitli kentlerinde on binleri bulan ağabeyleri ve ablalarıyla birlikte Kıbrıs için miting meydanlarında toplanmıştır. Gençliğin ortaya koyduğu heyecan Türk basınının hararetli desteğiyle dalga dalga bütün Türkiye’yi kaplamıştır. Böylece Türk Ulusu Kıbrıs konusunu “millî dava” olarak benimsemiştir.

 

Kıbrıs Türk halkıyla Türkiye arasında 1953’den itibaren oluşan “Millî Dava” anlayışı sayesinde 1959 Zürih ve Londra Mutabakatlarına dayalı 1960 Antlaşmalarıyla, Türkiye, Osmanlı Devleti’nin yıkılma döneminde 1878’de kaybettiği Kıbrıs Adası üzerinde etkili ve fiilî hak ve yetkiler elde edebilmiştir. Böylece, 1923 Lozan Antlaşması’yla Türkiye ve Yunanistan arasında kurulması amaçlanmış olan hassas dengenin bozulması ve Türkiye’nin Ege’den sonra Doğu Akdeniz’de güneyden de kuşatılması çabaları boşa çıkarılmıştır.

 

Rauf Denktaş Kıbrıs sorunu hakkındaki diplomasinin çok engebeli, kaygan, aynı zamanda bataklıklarla ve tuzaklarla dolu zemininde büyük bir ustalıkla Rum liderlerle yürüttüğü müzakerenin özünü teşkil eden temel konunun, aslında, Lozan’da Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs bakımından kurulan stratejik denge olduğunu her zaman dikkate almıştır. Unutanlara veya farkında olmayanlara bu tarihi gerçeği daima hatırlatmıştır.

 

Rauf Denktaş gerçek bir Atatürkçü ve Türkiye sevdalısıydı. Yürüttüğü mücadelede Mustafa Kemal’in bağımsızlık fikrinden ve idealinden ilham almıştı.

 

Kıbrıs müzakere sürecinde 20 sene kadar Denktaş’ın yakınında ve yanında bulundum. Bundan büyük şeref duydum. Meslekî açıdan kendimi yetiştirme imkânını elde ettim. O’nun davasına inananlara ve haklı olanlara, dosyasını bütün ayrıntılarıyla bilenlere mahsus bir güven duygusuyla ve kararlılıkla millî davayı savunduğuna iftihar ederek tanık oldum.

 

Kıbrıs konusunu yürütürken O’nun kendi halkının ve KKTC’nin çıkarlarıyla Türkiye’nin çıkarlarının eş değerde ve ortak olduğunun bilinciyle hareket ettiğini açık biçimde gördüm. 

 

Denktaş, önce KTFD’de ve sonra da KKTC’de mükemmel işleyen canlı bir demokraside önde gelen siyasetçi kimliğine sahip olmasına rağmen, millî davanın yürütülmesinde kendi siyasî geleceğinin kaygılarıyla değil, KKTC halkının ve Türkiye’nin hayatî çıkarlarını ön plânda tutarak hareket etmiştir. Çünkü, Kıbrıs Türk halkının yürüttüğü hürriyet ve bağımsızlık mücadelesinin başarısı için Türkiye’nin güçlü olması gerektiği gerçeğini görmüştür. Bunun somut örneklerine şahit olmuşumdur.

 

Denktaş’ı anarken, onun Yunanistan’ın ve Kıbrıslı Rumların Türkiye’ye ve Kıbrıs adasına yönelik tarihi emellerinin, hedeflerinin ve stratejilerinin günümüzde de aynı olduğu; Rum tarafının iki taraf arasında Ada’da müzakereye dayanan eşit kurucu ortaklık temelinde kalıcı bir çözümü istemediklerine dair teşhislerinin ve önceleri, silâh kullanarak gerçekleştirmeyi denedikleri ENOSIS hedefine 1990’lı yılların başından itibaren AB üyeliği yoluyla AB potasında ulaşma gayesi güttükleri yolundaki değerlendirmelerinin ne kadar isabetli ve haklı olduğunu teslim etmemek mümkün değildir. 50 yıllık tecrübelerimiz Denktaş’ın haklılığını ortaya koymuş bulunmaktadır.

 

Annan Plânı sürecinin başladığı 2002 yılının sonunda Kıbrıs sorunu 39 yıldır çözülememiş durumdaydı. Türkiye’de ve KKTC’de 2002 – 2004 döneminde basında “şimdiye kadar sürdürülmüş olan politikalar yanlıştı; Denktaş ve Klerides masaya meseleyi çözeceğim diye otursalardı Kıbrıs sorunu çözülürdü; siyaset sorunlara çözüm bulma sanatıdır; Kıbrıs sorununun çözümünü sağlamak için uluslararası toplumla beraber hareket edeceğiz; çözüm yolunda bir adım önde yürüyeceğiz; (GKRY’nin tanınması konusunda) tanınmış zaten, orada yapılabilecek bir şey yok; şimdi dünya tanımış; ‘ben tanımıyorum’ demekle siz ne yapabilirsiniz; biz dünya gerçekleri ile hiçbir zaman çelişmeyi düşünmüyoruz; dünya gerçekleri neyi gösteriyorsa biz de bu gerçekler içerisinde yerimizi almaya mecburuz; Kıbrıs sorunu Türkiye’nin AB üyeliği önünde engeldir” şeklindeki beyanlara dair haberler, yorumlar yer alıyordu.

 

Annan Plânıyla ortaya konulan çözüm şeklini 24 Nisan 2004’de Rumlar reddetti. Çözüm sağlanamadı. 2005’de görev süresini tamamlayan Denktaş siyaset sahnesinden resmî hüviyetiyle çekildi.

 

Annan Plânı’nın Rumlar tarafından reddedilmesinin üzerinden şimdi 9 yıl geçti. Çözümsüzlük 50. yılına girdi. Başta Türkiye olmak üzere uluslararası toplumun önde gelen üyelerinin desteklediği ve Kıbrıs’ta çözüm için “fırsat penceresi” olarak nitelediği ve işe “biz bu sorunu 2008 sonuna kadar çözeceğiz” diyerek başlayan Talât – Hristofyas ikilisinin “yoldaşlık” ruhuyla sürdürdüğü görüşmeler de sonuç vermedi. Bu sürecin hem de ANNAN Plânı’nın da gerisinde Rumların tercihlerine yakın bir temel ve çerçevede başlatılmış olduğunu hatırlatmak isterim. Daha sonraki Eroğlu – Hristofyas görüşmeleri de nafile bir süreç oldu. Çözüm ihtimali henüz ufukta belirmedi. Ada’da kalıcı barış için henüz şafak sökmedi. AB’nin ve ABD’nin Kıbrıs Türk tarafına yönelik olarak 2004 Nisan’ında verdiği sözlerin hiçbiri tutulmadı. ANNAN sürecine verdiği çekincesiz desteğe rağmen Türkiye’nin AB üyeliği yolunda bir ilerleme olmadı.

 

Hristofyas kısa bir süre önce “5 yıllık iktidarı boyunca KKTC’ye yönelik ambargoların yürürlükte kalması için mücadele ettiklerini” itiraf etti ve bunu övünerek “başarı” olarak niteledi. Ayrıca “uluslararası toplumu uzlaşmaz tarafın Türkiye olduğuna ikna ettiklerini” öne sürdü. Kıbrıs Rum kesiminden yükselen sesler, Şubat 2013 başkanlık seçimlerinden sonrası için çözüm yolunu aydınlatacak bir ışık vermemektedir.

 

Son on yıldır Kıbrıs konusunda Rum-Yunan ortaklığının ve konuya ilgi gösteren uluslararası çevrelerin takındıkları Ada’da kalıcı çözüme katkı yapmayan tutumlarının ışığında Türkiye’nin ve KKTC’nin de tutumlarını gözden geçirmelerinin gerektiğine inanıyoruz. Kıbrıs sorununun Denktaş ile çözülemeyeceğini düşünmüş ve ifade etmiş olan ulusal ve uluslararası çevrelerin vakit kaybetmeden “Denktaş ile çözüm olmadı, peki Denktaş’sız neden çözüm ortaya çıkmadı” sorusunu kendi kendilerine sorup buna doğru cevap vermeğe çalışmalarına ihtiyaç vardır.

 

“Adadaki gerçekler temelinde çözüm” isteğini dile getiren Ankara ve Lefkoşa Adadaki en somut gerçeğin merhum Rauf Denktaş’ın kurduğu KKTC olduğu noktasından hareket etmelidir. Onun bu muazzam mirasına sahip çıkma irademiz ulusal çapta güçlendirilmelidir. Türkiye’nin fiilî ve etkili garantilerinin sürdürüldüğü Ada’da yan yana barış içinde yaşayacak iki bağımsız devlet formülü dışında başka çözüm şekillerine itibar edilmemelidir.

 

Denktaş “millî davanın” geleceğinin genç nesillerin elinde olduğunu söylerdi. Gençlerin Kıbrıs konusunun gerçekleri hakkında doğru biçimde aydınlatılmasına önem ve öncelik verirdi. Ömrünün son günlerine kadar da yorulmak bilmeden bu yönde çalıştı. O’nun izinde yürümeyi Kıbrıs konusunda millî dava anlayışına sahip herkese düşen bir görev olarak görüyoruz.

 

Rauf Denktaş’ın ruhunu şad edecek tutumların bunlar olduğunu biliyoruz.

 

Millî Kahraman Rauf R. Denktaş’ın aziz hatırası önünde tazimle eğiliyoruz.