Ticaret savaşı diye duyduğumuz savaş aslında bir 5G savaşı. Küresel 5G’de rekabet edebilir olmamız kritik. Bu yüzden Milli 5G adımlarımız çok önemli! Geçen hafta sosyal medyada bir gün süren ve toplam 2409 kişiye ulaşan küçük bir anket yaptım. Ülkemizin bir 5G projesi olup olmadığını sordum. Katılımcılardan yaklaşık 1600 kişi Türkiye 5G üzerinde çalışmıyor diyordu ankette.  Aslında iki milli 5G projemiz var ama pek haberimiz yoktu. Haberimiz olduktan sonra da neden kısıtlı kaynaklar güçlerini bir araya getirmiyor ve tek milli bir 5G projesi üzerinde çalışmıyor diye merak eder bulduk kendimizi.

 

Biri Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesi (HTK) öncülüğünde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), Sanayi Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı’nın da büyük desteği ile ortaya konulan “Uçtan Uca Yerli ve Milli 5G Haberleşme Şebekesi” (UUYM5G) Projesi. Büyük bir proje. 10 üniversite (ODTÜ, İTÜ, Boğaziçi, vb.), 8 Teknokent ve 16 firma (KOBİ’ler ve ülkemizin AR-GE devi Havelsan da dahil olmak üzere) projeye dahil. 500 mühendisin projede çalışması planlandı. Ayrıca Aselsan’ın da ortağı olduğu ULAK A.Ş milli 5G projesi üzerinde çalışıyor. HTK Yönetim Kurulu Üyesi ve UUYM5G Proje Kurucu Üyesi Sayın İlhan Bağören’den UUYM5G projesi ile ilgili önemli bilgiler aldım.

 

UUYM5G fikri nasıl şekillendi? Fikir babaları kimlerdir?

 

İ. Bağören: 4.5G ihalesinde BTK tarafından mobil işletmecilerimize yatırımlarının yüzde 45’e varan kısmını yerli üreticilerden karşılama şartı getirilmiş, ancak ilk iki yıl bu karşılama yüzde 2’yi geçmemişti. Nedenlerden birisi, yerli ürün bulmakta zorlanmalarıydı. Başka sektörlerde yerlilik oranını artırmak üzere kümelenme deneyimi olan OSTİM Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın Bey ile BTK eski Kurul Üyesi Abdullah Raşit Gülhan Bey, endüstride yeterli birikim olduğunu görerek Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesi (HTK) adı altında 120 firmayı bir araya getirdiler.

 

Bu kümenin potansiyelini gören BTK çok önemli destek verdi ve o zamanki Başkan Ömer Fatih Sayan ve Başkan Yardımcısı Gazali Bey’in liderliğinde üç mobil işletmecinin ihtiyaçlarını belirlemek için çok sayıda çalıştay yapıldı. İşletmecilerimizin CEO’dan başlayarak bütün ekiplerinin de sahiplendikleri bu süreçte, üreticilerin elindeki ürünlerin bugünkü ihtiyaçları karşılar duruma getirilmesi yanında, ileriye dönük ihtiyaçları karşılayacak ve global pazara da hitap edecek ürünleri belirleme çalışmaları yapıldı. 4.5G pazarının senelerdir büyük oyuncularca paylaşılmış olması ve ULAK AŞ’nin zaten bu alanda çalışıyor olmasından dolayı, yatırımın 5G’ye yapılmasına karar verildi. HTK üyesi 16 firma ve üç mobil işletmecimizin katılımıyla, TÜBİTAK’a “Uçtan Uca Yerli ve Milli 5G Haberleşme Şebekesi” proje başvurusu yapıldı. BTK, Sanayi Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı’nın da büyük desteği ile bu proje, gerek firma sayısı, gerek bütçesi açısından TÜBİTAK tarihinin en büyük desteğini aldı.

 

2020 sonunda bitmesi planlanan 3 senelik projenin ortalarına gelmiş bulunuyoruz. TÜBİTAK’ın projelere uyguladığı standart denetlemelerin dışında, BTK, harici uzmanlar ve işletmecilerimizin uzmanları tarafından denetlenen bu projede, 3 ayda bir yaptığımız çalıştaylarda hem gelişmeleri raporluyor, hem de ortaya çıktıkça ürün lansmanları yapıyoruz.

 

Projenin parçası olan üniversiteler hangileri? Şirketlerden bahsedebilir misiniz? Kaç mühendis aktif olarak çalışmaktadır?

 

İ. Bağören: Projemizde 10 Üniversite (ODTÜ, İTÜ, Boğaziçi, Bilkent, Altınbaş, Gazi, Galatasaray, Abdullah Gül, TOBB, OSTİM), 8 Teknokent (ODTÜ, İTÜ, Bilkent, Yıldız, Gazi, Hacettepe, İstanbul, Çukurova) ile işbirliği yapıyoruz. Projeye başladıktan sonra, TÜBİTAK-BİLGEM’in geçmişte işimize yarayacak Ar-Ge çalışmaları yaptığını fark edip onları da projemize dahil ederek, hem rafa kaldırılmış projeye ikinci bir hayat verdik, hem de aynı ürüne iki defa kaynak harcanmasının önüne geçmiş olduk.

 

16 firmamız arasında bir uçta çok küçük KOBİ’ler, ortada global telekom piyasasında tecrübeli firmalar, diğer uçta dev Ar-Ge birikimi ve kadrosuyla Havelsan var. Projede 500’ü aşkın mühendis çalışması planlandı.

 

HTK üyesi olan ve 4.5G’de birikim sağlamış ULAK AŞ ile birlikte çalışmak için çok çaba sarfettik, ancak onları savunma sanayinin alt yüklenicilerini insan kaynağı firması olarak kullanıp, ticari hakları sahiplenen geleneksel büyük ağabey modeli dışında çalışmaya ikna edemedik. Bu projede düzenleyici kurum (BTK), sanayiciler (OSTİM), fon sağlayıcı kurum (TÜBİTAK), pazarın hakimi işletmeciler (Turkcell, Türk Telekom ve Vodafone), üniversiteler, teknokentler ve üreticiler bir araya getirilmiştir. Bu bakımdan model Türkiye’de ilk defa uygulanmaktadır. Projemiz, çok paydaşın bir arada çalışmasının yanı sıra, sadece Ar-Ge değil, ürünleşmeyi de hedeflemesinden dolayı, TÜBİTAK’ın Ar-Ge’si yapılmış projelerin kümelenerek ticarileşmesi hedefi ile bu sene başında başlattığı SAYEM destek programında bizim projemiz model teşkil etti.

 

Türkiye’nin 5G için pazar olmayı reddedip ürün ve servis sağlayıcısı olmayı hedeflemesi bu projeyi ülkemiz için en önemli projeler arasına yerleştiriyor. Bu proje ülkemiz için yüksek stratejik önem taşıması sebebiyle bu projenin periyodik güncellemelerle ülke ile paylaşıldığı kanallar var mı? Proje bu aşamada ülke içinde markalaşıyor mu? Bu projenin bir web sitesi var mı?

 

İ. Bağören: Henüz kayda değer bir farkındalık yaratılamadı. Firmalarımızın çoğu kısıtlı kaynaklarını eldeki işe odaklamış durumda, pek çoğunun satış ve pazarlama ekibi bile yok. Bu bağlamda, henüz bir web sitesi yok. Bugünlerde, firmalarımızın ortak olacağı bir üst şirket kurma aşamasındayız. Bu şirket kurulduktan sonra, ortak pazarlama faaliyetleri ile pazarda yerimizi oluşturacağız. Hedefimiz bir dünya markası oluşturmak.

 

Şu anda AR-GE ve ÜR-GE çalışmalarının devam ettiğini anlıyoruz. Her iki alanda da hem milli ihtiyaçlar, hem de çevre pazarların temel ihtiyaçlarına yönelik analizler yapılmakta mıdır? Belirlenen ürünlerde hangi kalite seviyeleri ve fiyatlar hedeflenmektedir? Amaç bölgede low cost provider olmak mı?

 

İ. Bağören: Bu proje aslında pek çok açıdan devrim yaratıyor. Öncelikle, telekomünikasyon standartlarını bilmez, ya da ülkemize satılan ürünleri işletmek için gerekli kısmını öğrenirdik. Bu projeyle, çok sayıda firmamız ve mühendisimiz, telekomünikasyon standartlarını takip etmeyi öğrendi; standartlar yayımlanmadan ürünlerin tasarımlarına başlanıyor. Umarım yakın zamanda standartları yazan ekiplerden olacağız. Diğer bir devrim ise, alt yüklenici olarak proje yapmaya alışmış olan firmalarımızın, ilk defa sürdürülebilirliği olan ürün geliştirme geleneğini kazanmaya başlamaları.

 

Mobil işletmecilerin stratejik planlarını yapan meslektaşlarımızla proje öncesi yaptığımız çalıştaylarda 5G’nin ilk safhalarında temel ihtiyaçlarını karşılayacak 8 ürün grubu belirledik. Burada analizi yaparken yerli operatörlerimizle kısıtlamayıp, global pazarı da göz önünde bulundurduk. Daha sonra işletmecilerimizin ekipleri ile 2 haftada bir yapılan düzenli toplantılarda, ürün özelliklerinde el sıkışıldı. Bizim sektörümüzde ürün başarısı müşterilerin ihtiyaçlarını kestirebilmeye bağlıdır ve genellikle işletmeciler stratejilerini paylaşmazlar. Bizim projemizde ise üç işletmecinin beyin takımları, rekabeti bir kenara bırakarak hep bir arada sürekli bizlerle toplanıp, ihtiyaçlarını, nasıl yaparsak satın alacaklarını ve bildikleri kadarı ile yurtdışındaki benzerlerinin isteklerini bizimle paylaşıyorlar. Tam bir “Rüya Takım”. Potansiyel müşteri ile masanın aynı tarafında oturup birlikte ürün geliştirmenin verdiği heyecan anlatılamaz.

 

Sorunuza dönersek, amacımız yerli işletmecilerimize devlet zoruyla satmak değil, bölgede low cost provider olmak da değil. Projenin fizibilitesini sağlayacak ekonomik ölçeği sağlamak için dış pazara da satmamız hem ürün özelliklerinde hem de fiyatta rekabetçi olmamız şart. Ancak, yerli pazarda başarılı olmak global başarı için önemli bir ön şart ve büyük bir destek; Türk operatörleri yurtdışında büyük saygı görmekte, onların referansı çoğu pazarı otomatik olarak açacaktır.

 

Projenin önündeki en büyük zorluklar nelerdir? Bu zorlukları aşmak için yapılması gerekenler nelerdir?

 

İ. Bağören: En önemli zorluk finansman. TÜBİTAK desteği önemli bir kaynak olmakla birlikte, firmaların öz kaynaklarından yatırım yapması, ortalama bir yıl sonra da harcamalarının yüzde 60-75 kısmını geri alması gerekli, üzerine enflasyon ve döviz kur riski de cabası. Çoğu savunma sanayinin alt yüklenicisi olarak proje boyunca masraflarının karşılanmasına alışkın firmalarımız için bu büyük değişiklik ve zorluk.

 

Proje bir yatırımcı için biçilmiş kaftan – gecikmiş olsa da destek fonu var, müşteri ile birlikte geliştiriliyor, müşteri entegrasyon ve test aşamasında da kaynaklarını kullandıracak ve rekabetçi olursa satın alacak – üstelik yerlilik zorunluluğu da satın almada önemli bir motivasyon. Ancak, firmaların yatırımcı bulmak ve pazarlamak konusundaki tecrübesizliğinden ve enerjisini ürün geliştirmeye odakladığından dolayı görücüye çıkmış değil, eve kapanmış durumda. Yukarıda bahsettiğim şirketleşme ile bu konuda arayışlara başlayacağız.

 

Finansman için diğer potansiyel kaynak ise, telekom sektöründen gelirlerin aktarıldığı Ulaştırma Bakanlığı Ar-Ge fonu. 3 milyar USD birikmiş durumda ve bu fon senelerdir kullanılamadı. Yüksek Planlama Kurulunca kabul edilmiş Ulusal Genişbant Stratejisi ve Eylem Planı (2017-2020) uyarınca, “Elektronik Haberleşme Sektöründe Yerli Üretim ve Ar-Ge Faaliyetlerinin Desteklenmesi” görevi BTK’ya verilmiştir.

 

(Bu analiz, 28 Mayıs 2019 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanmıştır.)