Kıbrıs’ta uzun süre ara verilen Birleşmiş Milletler çerçevesindeki müzakereler 11 Şubat 2014 tarihinde yeniden başladı. KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile Rum lider Nicos Anastasiadis Lefkoşa’da bir araya geldi. Yeni çözüm sürecinde ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland, BM Temsilcisi Lisa Buttenheim ve AB Temsilcisi Catherine Ashton’ın müzakere sürecinde önemli bir rol üstlenmeleri bekleniyor. BM denetimindeki müzakerelerde liderler ara bölgede bir buçuk saat görüştükten sonra yeni süreci, BM’nin Kıbrıs misyon şefi Lisa Buttenheim’ın aylar süren girişimleri sonucunda iki tarafın liderlerinin uzlaştığı 7 maddelik ortak metni okumasıyla başladı. İki kesimli, iki bölgeli, federal bir cumhuriyet kurmayı amaçlayan müzakereler, bölgedeki dengelere etkisi bakımından dünya gündeminde büyük yankı yarattı.

 

Kıbrıs’ta 11 Şubat 2014 tarihine başlayan müzakerelerle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Iğdır Milletvekili ve Dışişleri Komiyonu Üyesi Sayın Dr. Sinan OĞAN, TÜRKSAM için değerlendirmelerde bulundu:

 

“AKP hükumeti 11 yıllık iktidar tarihinin en sıkıntılı günlerini geçirdiği bir dönemde Türkiye geçmişi uzun yıllara dayanan kritik dış politika konularını bir anda gündemine almış bulunmaktadır. Muhtemeldir ki, Hükümetin içeride ve dışarıda sıkıntılı günler geçirdiğini gören küresel hakim güçler AKP hükümetinin bu zayıf anını değerlendirmekte ve Türk hükümeti Kıbrıs, Ermenistan ve İsrail gibi çetrefilli kritik konularda “çözüme” zorlanmaktadır.

 

Bu önemli gündem konularının birisi Karabağ sorunudur. Karabağ sorunu çözülmeden, Ermenistan Türkiye'ye yönelik iddialarından bir adım geri atmadan, Türkiye'nin, sessiz sedasız, maalesef dış baskılara boyun eğerek, Ermenistan’la kapıları açma girişiminin ayak seslerini duymaktayız. Iğdır’da, Ermenistan’la sınırımızda mayın temizleme faaliyetleri başlamıştır. Mayın temizleme faaliyetlerini, biz Suriye sınırından hatırlamaktayız. Türkiye'nin gündemine mayın temizleme ve bu mayın temizleme işinin İsrail’e verilmesi geldiğinde, o gün bunun İsrail’in bölgeye hâkim olma isteğini nedeniyle olduğunu kimse bilmiyordu; ama gün geldi her şey ortaya çıktı. Bu bakımdan seçim bölgem ve memleketim olan Iğdır’daki mayın temizleme işlemlerine dikkatle bakılması gerektiğini belirtmek isterim.

 

Birkaç gündür hem Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ağzından hem de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından, denize düşen yılana sarılır misali bir İsrail ipine sarılma sevdasının oluştuğunu duymaktayız. Bu İsrail sevdası, acaba Gazze’de mazlumun, Müslüman’ın hakkı verildi de mi onlarda ortaya çıktı? Gazze’ye ambargo kaldırılmış falan değil. Filistinlilere yönelik İsrail ambargosu, Filistin’de İsrail’in zulmü hâlâ devam etmektedir. İsrail’in AKP’nin de provokasyonuyla katlettiği 9 vatandaşımızın hakkı hukuku verilmiş mi diye baktığımızda karşımıza İsrail tarafından gelen sahte bir özür çıkmaktadır. Bu durum, “İsrail bizden özür diledi.” diye pazarlanmaktadır. Ortada bir özür falan bulunmamaktadır. İsrail’in ifadeleri dikkatli olarak incelendiğinde; “Operasyonda bazı hatalar olmuş olabilir.” demektedir. “Operasyon doğru, iyi yaptık; ama bazı hatalar varsa o operasyonda ondan da üzgünüz.” denilmektedir. Dolayısıyla, ortada bir özür falan bulunmamaktadır. Türk milleti de bu anlamda “İsrail bizden özür diledi.” diye kandırılmamalıdır. Durup dururken bu İsrail sevdasının birdenbire ortaya çıkmasında, artık idare edilemeyen iç ve dış politikada İsrail’le omuz omuza bazı meseleleri aşma hedefi vardır. İran’dan İsrail’e olası bir füze saldırısından İsrail’i korumak için Malatya’ya füze kalkanı bizzat AKP Hükümeti tarafından kurulmuştur. Aynı şekilde sunduğumuz soru önergesinin cevabında “one minute” tiyatrolarının olduğu günlerde dahi İsrail’le ticaretin, Türkiye’nin İsrail’le ticaretinin en yakın dost ve müttefikleriyle bile olmayacak derecede artmıştır.

 

Ancak en hızlı ilerleme sağlanan konu Kıbrıs sorunudur. Bu konu Türkiye gündemine girmeden küresel güçlerin hakemliğinde aniden masaya yatırılmış durumdadır. İlk olarak belirtmek gerekmektedir ki, Kıbrıs sorunu, Türkiye için stratejik bir mesele olmasının ötesinde “milli bir dava” olarak görülmelidir ve konuyla ilgili çözümler bu çerçevede değerlendirilmelidir. Ayrıca Kıbrıs Türkiye’nin milli güvenliğiyle ilgili konuların başlıcaları arasında gelmektedir. Partimizin konuyla ilgili görüşlerini de Genel Başkanımız Sayın Dr. Devlet Bahçeli, 11 Şubat 2014 günü yapılan grup toplantımızda “Kıbrıs meselesi, Türk milletinin kaderini ve Türkiye’nin güvenliğini ilgilendiren milli ve stratejik bir davadır. Kıbrıs Türk halkının kimliğini koruması ve kazanılmış haklarının çarçur olmaması çok ama çok önemlidir.” sözleriyle belirtmiştir.

 

Kısa süre önce, Türkiye ile Ermenistan arasındaki “futbol diplomasisi”, bu sefer Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında yaşanmıştır. Gelişmeler sonucunda, KKTC Futbol Federasyonu, Rum tarafının federasyonun çatısı altında birleştirilmiştir. Son dönemde, Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin tekrar yoğunlaşacağına ilişkin sinyaller ile Kıbrıs’ta müzakere sürecinin başlama zamanı birlikte düşünüldüğünde, Kıbrıs’ın Türkiye’nin AB gündeminde bir “taviz” olarak belireceği ihtimali ortaya çıkmıştır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Almanya ziyareti, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın Türkiye’ye gelişi ve hükümet temsilcilerinin Brüksel ziyaretinden sonra gündeme gelen Kıbrıs’taki müzakere sürecinin bu yılın mayıs ayındaki Avrupa Parlamentosu seçimlerine kadar çözümü planlanmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, uzun yıllardır bir sonuca ulaşamayan görüşmelerin aceleye getirilmemesi ve Türk tarafının çıkarlarının gözetilmesi gerektiğidir. Kıbrıs’ta iki kesimliliği esas alan projeler çerçevesinde görüşmelerin yapılması, Türk tarafının avantajına olacaktır. Bunun yanında, müzakerelerin tarihine bakıldığında ABD ve AB’nin, Rum tarafına yakın olduğu söylenebilir.  Nitekim Doğu Akdeniz’de enerji sahasındaki aramalarda İsrail’in ve ABD’nin GKRY ile birlikte hareket ettiği görülmektedir. Adil bir süreç için, Türk tarafı Kıbrıs’ı AB ile ilişkilerde bir yük olarak algılamamalı, Rum tarafı ise bu süreci 1974’teki barış harekâtının bir intikamı olarak değerlendirmemelidir.”

 

Konuya ilişkin olarak, Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili ve Dışişleri Komisyonu Üyesi Sayın O. Oktay EKŞİ;

 

“Rahmetli Rauf Denktaş Rumların önerilerine karşı çıktığı zaman hep belirli noktaları vurgulardı. Onlardan birisi, benim hatırladığıma göre, Kıbrıs’taki müzaker ve devletin alacağı şekille ilgili tartışmaların bu sorunun iki ayrı kurucu devlet esası üzerine dayanmadıkça, Türklerin açısından ilerisi tuzakla dolu bir çözüm olduğunu belirtmiştir. Bu nedenle, şöyle yapalım böyle yapalım bir araya gelelim tek devlet olarak sürelim gidelim Türklerinde kuzeyde bir yeri olsun,  güneyde de Rumlara ait bir bölüm olsun Türklerin zabıtası olsun Rumların zabıtası olsun filan gibi meseleler bir göz boyama aldatma formülü olarak ifade ediliyordu. Hani siz istiyorsanız kuzeyde kendi bayrağınızı da sallandırın bizde güneydekilere yaparız ortak bayrak olarak ta bir şey çizeriz. O bayrağı da sallandırırız. Bu belirli bir aşamadan sonra tarafların birbiriyle geçinemeyeceğini gördükleri dakikada kendi iradeleriyle bir çözüm üretmek zorunda kaldıkları zaman Türkleri gayri meşru bir şey içine sokmuş olur. Eylem içine girmiş bir konuma sokulurlar. Hâlbuki kendi özgür iradesiyle kurulmuş Türk devleti, güneydeki Rum devletiyle bir işbirliği yapacak olursa bunu hukuka uygun bir şekilde ileride yürümediği zaman ayırmak mümkün olabilir.

 

Şimdi ben son zamanlarda Türk tarafının bu temel ilkeden vazgeçip geçmeyeceğini bilmiyorum vazgeçtiyse bunun bedelini ödemeyi göze alırlar mı bilmiyorum. Yalnız bir şey söyleyebilirim, Mehmet Ali Talat’la hem daha sonra Doktor Derviş Eroğlu ile müzakerelere katılan gayet akıllı bir teknisyen var idi o sonra yanlış duymadıysam KKTC dışişleri bakanı oldu. Yani hatta şu anda muhtemelen Kuzey Kıbrıs’ın dışişleri bakanı sıfatını taşıyan politikacısı o olabilir. Kudret Özersay, o son derece akıllı bir teknisyen olarak üzerimde izlenim bıraktı. Kıbrıs’a gelip gitmelerimizden ve oradaki görüşmeler sırasında orda bilgilerinden hareket ediliyordu, ayrıca Sayın Özersay ile karşılıklı tartışmalarımız oldu o tarihlerde. Özellikle rahmetli Denktaş’ın Rum kesiminin temsilcilerinin ne tür formül getirirlerse getirsinler bunun ardında mutlaka bir tuzak bulunduğunu düşünmemiz lazım diye uyarıda bulunduğunu çok net anımsıyorum. Yani o beklenti, yani o tahmin benim açımdan makul bir tahmin idi” olarak değerlendirdi.

 

Adalet ve Kalkınma Partisi Gümüşhane Milletvekili ve Plan ve Bütçe Komisyonu Komisyonu Üyesi Sayın Feramuz ÜSTÜN’ün TÜRKSAM için yaptığı değerlendirmeler ise şöyle;

 

“Kıbrıs Müzakere sürecinde yaşanan tıkanıklık sonrasında sürece yeni bir ivme kazandırmak için “Ortak Metin” ile açıklamasına gidilmiştir. Bu metinle, 18 aylık beklemeden sonra Türk tarafının iyi niyet misyonunla bu süreç aşılmıştır. Sürece ABD, İngiltere, AB, AP, Türkiye ve Yunanistan ciddi katkı koymuştur. Kıbrıs Türk (KT) ve Kıbrıs Rum (KR) toplumunun liderlerince kuşku ile karşılanmış olsa da sürecin dışında kalma şansları olmadığı için masada müzakere sürecine başlamışlardır.

 

Mevcut Ortak Metin ilgili Değerlendirmeler:

 

1. İki lider Birleşmiş Milletler’in 1964’ten beri İyi Niyet Misyonu (goods mission) himayesinde toplanma kararı alınmıştır. Daha önce olduğu gibi bu misyon, arabuluculuk ve hakemlikte azade edilmiştir.

2. Adada mevcut statükonun kabul edilemeyeceği bir kez daha teyit edildi.  Bu ifade, Türk ve Rum görüşlerini dengeli açısından önemlidir.

3. İlk defa olarak adada çözüm bulunmaz ise hem Kıbrıslı Rumlar hem de Kıbrıslı Türkler için olumsuz sonuçlar doğuracağı belirtilmiştir.

4. Olası anlamanın Doğu Akdeniz’e ve çevre kuşak ülkelere katkı sağlayacağı ilk kez ifade edilmiştir ki, bu ifade ABD, AB, AP ve Türkiye tarafından da desteklenmektedir.

5. Anlaşmanın olması halinde ilk defa olarak Kıbrıslı Türklere ve Kıbrıslı Rumlara, demokratik ilkeler, insan hakları ve temel özgürlükler getireceğine dair görüşler vardır” şeklindedir.

 

Adalet ve Kalkınma Partisi Konya Milletvekili Sayın Mustafa KABAKÇI’nın TÜRKSAM için yaptığı değerlendirmelerde;

 

“Bilindiği üzere Sayın Anastasiades’in seçimi kazanmasıyla Kıbrıs Türk tarafının, Türkiye’nin de desteğiyle, BM Genel Sekreteri’nin gayretine rağmenRum tarafının olumsuz tavrı ve irade eksikliği nedeniyle Rum liderin göreve gelmesi ertesinde müzakere süreci 1 yıla yakın bir süre başlayamamıştır. Ancak Türk tarafının inisiyatif üstünlüğüyle liderler yeniden müzakere masasına oturmuşlardır.

 

Liderlerin mutabakata vardığı yedi maddelik ortak açıklamada kısaca;

 

— İki Lider öncelikle Kıbrıslı Türklere ve Kıbrıslı Rumlara demokratik ilkeler, insan hakları ve temel özgürlüklere iki toplumun farklı kimliklerine ve bütünlüğüne saygı gösteren ve bu farklılıkları AB statüsü içinde birleşik bir Kıbrıs ta ortak geleceğini sağlayan bir antlaşmanın tüm bölgeye olumlu etkisi olacağının teyidi.

 

—İki lider sonuç odaklı yapısal müzakerelerin başlamasında kararlılıklarını ifade etti. Bu müzakerelerde tüm uzlaşılmayan ana konular masada olacak ve bağlantılı olarak görüşülecektir. Liderler en kısa sürede anlaşmaya varmayı amaçlayacak ve ardından bu anlaşma ayrı ayrı ve eşzamanlı referanduma götürülecektir.

 

—Anlaşma, ilgili Güvenlik Konseyi Kararları ve üst düzey anlaşmalarda yer aldığı şekilde siyasi eşitlik temelinde iki toplumlu, iki bölgeli federasyona dayalı olacaktır.

 

—Birleşik Kıbrıs Federasyonu, iki tarafta eşzamanlı yer alacak referandumda anlaşmanın onaylanması sonucu ortaya çıkacaktır.

 

—Müzakereler, 'her konuda uzlaşı sağlanmadan, hiçbir konuda uzlaşı yoktur' prensibine dayalıdır.

 

—Atanmış temsilciler her konuyu, diledikleri zaman, tüm ilgili taraflarla görüşme yetkisine sahiptir ve gerektiğinde ilgili taraf ve paydaşlara paralel ulaşma imkânına sahip olmalıdır.

 

—Görüşmelerin başarılı olması için taraflar olumlu bir ortam yaratmak için çaba harcayacaktır. Liderler müzakereler süresince,  diğer tarafı suçlayıcı oyunlar, olumsuz kamuoyu açıklamaları yapmaktan sakınacaktır.

 

Temennimiz Müzakere sürecinin, 2008-2012 yıllarında mutabık kalınan yakınlaşmalar temelinde kaldığı yerden devam etmesini ve en kısa sürede referandumların düzenlenmesiyle kalıcı çözüme varılmasıdır.

 

Biz de bu çerçevede, iki tarafın siyasi eşitliği ve iki eşit Kurucu Devletin oluşturacağı yeni ortaklık temelinde Kıbrıs sorununa adil, kalıcı bir çözüm bulunması hedefine en kısa zamanda ulaşılmasını arzu etmekteyiz.

Kıbrıs’ta Anavatan ve garantör ülke olarak Türkiye her zaman olduğu gibi bu müzakere sürecinde de Kıbrıs Türk tarafına gerekli destek ve teşviki sağlayacaktır.

Aslında çözüm hem Ada’daki iki tarafa hem tüm bölgeye ekonomik açıdan kazançlı olacaktır.Hem Türk pazarına erişim imkanlarının ortaya çıkması hemde Rum tarafına mevcut ekonomik sıkıntılarını aşmaya yardımcı fırsatlar sunacaktır. Doğu Akdeniz de petrol ve doğalgaz kuyularının varlığı bu bölgeyi enerji açısından da farklı kılmaktadır.Bu zenginlik her iki taraf içinde hayati önem arzetmektedir.Ancak anlaşma olmadan Türkiye olmadan bu zenginliğin katkıya dönüşmesi zordur.

 

Şuanda  Türkiye’nin içinde  olmadığı çözüm yollarından hiçbiri eldeki rezervleri üretmek için uluslar arası petrol şirketlerine cazip görünmemektedir.Çünkü üreticiler kar ediyor ancak çıkış senaryosunun masrafının yüksek olması sebebiyle karlılık oranı nispeten düşük olacaktır.

 

Miktarı henüz tahmin edilemese de, bölgede bulunan hidrokarbon kaynakları Ada’da ilk kez, iki taraf için de işbirliği ve ortaklıktan doğacak yeni bir potansiyel sunmaktadır. Kıbrıs Türklerinin 2011 ve 2012 yıllarındaki hakça paylaşım önerileri, ne önceki Rum lider, ne de Anastasiades tarafından olumlu karşılık bulmuştur. Oysa tarafların işbirliğiyle herkesin yararına olacak bir refah alanı yaratmak mümkün olabilecektir.

 

2014 yılından itibaren Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a boru hattıyla yılda toplam 75 milyon metreküp içme ve sulama suyu getirmeye başlayacağız. Kıbrıs Türkü’nü yok olma tehlikesinden kurtaran 1974 Barış Harekâtının 40. Yıldönümünü idrak ederken Ada’ya getirilecek bu barış suyuyla çapraz bağlarla bir kez daha bağlanmış olacağız. Ada’ya aktarılacak bu suyun kapasitesi gelecekte 10 misline kadar artırılabilecek, bu da Ada’nın tümünün toplam su ihtiyacının iki misline tekabül edecektir. Doğal kaynaklar gibi suyun da işbirliği yönünde değerlendirilmesi mümkündür.

 

Türk siyasi yapısı Kıbrıs meselesini milli mesele olduğunu unutmadan iç siyasi meselesi yapmamalı. Milli meseleler yanında ortak aklı oluşturarak milli davamıza sahip çıkılmalıdır.” hususlarına değinmiştir.