Pakistan’da son yaşanan terör olaylarında özellikle asker çocuklarının okuduğu bir okulun hedef alınması ve çoğunluğu çocuk olan 148 kişinin hayatını kaybetmesi ve 150 kişinin de yaralanması son zamanlarda dünyada yaşanan terör eylemleri içerisindeki en yüksek ölümlü terör olaylarının başında yer almıştır. Söz konusu gelişmelere ilişkin olarak Milliyetçi Hareket Partisi Iğdır Milletvekili ve TÜRKSAM Başkanı Sayın Dr. Sinan OĞAN, TÜRKSAM’ın sorularını cevaplandırdı.

 

Bölgede tırmanan terör olaylarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Öncelikle Türkiye’nin her zaman dostu ve kardeşi olan Pakistan halkına başsağlığı diliyorum. Pakistan’ın terörle mücadelesinde Türkiye’nin her zaman yanında olduğunun ve yanında olması gerektiğinin de altını bir kez daha çizmek istiyorum.

 

Pakistan da maalesef Türkiye gibi terör olaylarından çok çekmiş bir ülkedir. Bu terör hadiselerinin de tesadüf olmadığını vurgulamak gerekir. Eğer Taliban, Pakistan’da çocukları acımasızca katleder bir noktaya gelmişse, bunun dikkatlice ele alınması ve takip edilmesi gerekir. Çocuklara yönelik eylemlerin geçmişte hangi ülkelerde yapıldığına şöyle bir bakıldığında; tabi Irak ve Suriye’de IŞİD terör örgütünün, El Nusra’nın benzer saldırılarını biliyoruz. PKK’nın ilk ortaya çıktı günlerde Güneydoğu Anadolu bölgemizde çocuklara yönelik benzer katliamlara giriştiğini biliyoruz. Pakistan’daki bu saldırıya benzer olarak, 1 Eylül 2004 yılında Çeçenistan’da özellikle Beslan’da bir okulun basılmasına Rus askerlerinin sert müdahalesi ile çok kanlı bir rehine kurtarma operasyonunun gerçekleştirildiğini hatırlamak lazım.

 

Pakistan özellikle istihbarat anlamında çok güçlü bir ülke. Aynı zamanda Batı ile de istihbarat anlamında sıkı ilişkiler içinde olan bir ülke. Özellikle Pakistan İstihbarat Örgütü ISI(Inter-Services Intelligence)’nin Taliban’ın kuruluşunda da çok etkili olduğunu biliyoruz. Geçmişe baktığımızda, Pakistan’ın Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra özellikle din eğitimi alan talebelerin Pakistan istihbaratının fiili organizesi ve desteği ve Amerikan İstihbarat Örgütünün de silahlandırması ile, Afganistan’daki mücahitlere destek olduğunu biliyoruz. Bunun neticesinde de Afganistan’da Sovyet karşıtı bir savaşa giriştiklerini ve daha sonra da Afganistan’da bir süre yönetimi ele geçirdiklerini hepimiz hatırlıyoruz. Tüm bunlar bize şunu gösteriyor: Tarih her zaman tekerrürden ibarettir. Kim, nerde hangi terör örgütünü beslemişse bu terör örgütleri eninde sonunda dönüp dolaşıp gelip, o ülkeleri vurmuştur. Unutmamak lazım ki, El Kaide terör örgütü Afganistan’da Amerika tarafından kurdurulmuş ve Sovyetlere karşı silahlandırılmış, etkin bir şekilde desteklenmiş bir terör örgütüydü. 11 Eylül’de El Kaide’nin ABD’nin ve tüm dünyanın başına ne iş açtığını hepimiz biliyoruz. Yine aynı şekilde Filistin’de El Fetih örgütünün gücünün kırılması ve bölünmesi amacıyla zamanında Hamas’ın İsrail’in desteğiyle kurulduğu da bilinmektedir. Bugün aynı şekilde Hamas da İsrail’in başına bela açan bir örgüt olarak karşımıza çıkıyor.

 

Yine Afganistan’da Sovyetler Birliğine karşı savaşması ve daha sonra da Afganistan’ı yönetmesi, adeta ele geçirmesi için Taliban örgütü de Pakistan tarafından kurulmuş ve desteklenmiştir. Taliban örgütü de yine aynı şekilde, dönüp Pakistan’ı vurmuştur. Dolayısıyla terör tarihi aynı zamanda bumerang tarihi gibidir. Kendisini kuranı eninde sonunda dönüp vuran bir bumerang gibidir. Bu bumerang döngüsünü de Taliban- Pakistan arasındaki ilişkide de görüyoruz.

 

Sizce bu durumu PKK terör örgütü ile kıyaslamak mümkün müdür peki?

 

Bunu PKK ile kıyaslamak mümkündür. Zira PKK terör örgütü de ortaya çıktığı zaman ilk saldırılarını Kürt vatandaşlarımıza yapmıştır. Çoluk çocuk demeden kitleleri katletmiştir ve bölgede müthiş bir korkuya, baskıya, sindirmeye sebep olmuştur. Hattı zatında terör örgütlerinin amacı halk arasında korku, endişe ve panik yaratarak kitleleri korkutmak, sindirmek ve yıldırmaktır. Nitekim IŞİD’in hedef kitlesinin neden İsrail olmadığı sorusu çok sıkça sorulur. IŞİD’de dahil olmak üzere bu tür terör örgütleri öncelikle kendi hedef kitlelerine saldırırlar. Kendisine korku, şiddet ve baskıyla taraftar yapabileceği kesime saldırırlar. PKK’da aynı yola başvurmuştur. PKK’nın şiddete başvurarak baskı ve sindirme çalışmaları neticesinde bölgedeki insanların devletle aralarındaki bağ zayıflatılmış, bölgedeki insanların mevcut kimliği, kişilikleri ellerinden alınmış ve kimliksiz kalan bu insanlar bir süre sonra terör örgütü tarafından yeni bir kişilik, yeni bir kimlikle donatılmıştır.

 

Bu bakımdan ister Türkiye’de PKK olsun, ister Irak ve Suriye’de IŞİD, isterse Afrika’da Boko Haram veya Afganistan ve Pakistan hattında Taliban, El Kaide terör örgütleri olsun kullanılan yöntemler birbirine çok benziyor.  

 

Asıl önemli olan da Pakistan ve Türkiye’nin durumlarındaki benzerliktir. Afganistan’ı yeniden şekillendirme ve yapılandırma süresince Pakistan’ın gizli servisleri aracılığı ile giriştiği macera ve bu illegal yapıyla kurulan ilişkiler bugün halen devam eden en önemli güvenlik tehdidinin esas kaynağıdır. Bugün Taliban hala Pakistan’ın Afganistan sınırındaki bölgelerde son derece etkindir. Pakistan’ın güvenlik ve istikrarını temelden sarsan bu deneyimin bugün Türkiye’ye de yaşatılması daha da ağır sonuçlar doğurabilir. Taliban Pakistan için ne ise IŞİD’de Türkiye için aynı rolü oynamaya başlamıştır. Zamanında Pakistan Taliban’ı kurmuş, desteklemiş ve Afganistan’ı işgal eden SSCB’yi ve onun Afganistan’daki kukla hükumeti Necibullah’ı devirmek için savaşmıştır. IŞİD ise çeşitli fraksiyonları ile beraber Esad rejimini devirmek için desteklenmiştir. Türkiye’nin içine çekildiği bu maceranın sonuçları çok daha ağır ve yıkıcı olacaktır. Zira bu durum, sadece Türkiye sınırları içerisinde değil tüm Türk coğrafyasındaki soydaşlarımız açısından da sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir.

 

Pakistan, Afganistan’ı özgürleştirmek, Afganistan’a demokrasi getirmek ve bu ülkedeki Sovyet yanlısı kukla hükumeti devirmek için bölgede yılarca devam edecek bir bataklık yaratmıştı. Bu bataklık başlangıçta ne Pakistan ne de Amerika ve Batı için bir tehdit değildi. O günkü şartlarda hedef Sovyet askeri ve onun desteği ile ayakta kalmaya çalışan kukla Necibullah hükumetiydi. Ancak Afganistan’da Sovyetlerin çöküşünü de beraberinde getiren süreç sonrasında dışarıdan özellikle de Suudi Arabistan ve Ortadoğu’dan gelen cihadistler önce Afganistan’da ardından da bu canavarı yaratan Pakistan’da rejim için çarpışmaya başladılar. Netice itibarıyla Afganistan’da binlerce insan bu defa kendisini kurtarmaya gelen insanlar tarafından katledilmeye başlanmıştır. Bir süre sonra Pakistan siyasetine de sirayet etmeye başlayan eski Mücahit ve yeni teröristler Pakistan’da terör estirmeye başlamışlardır. Bu nedenle benzer bir bumerang etkisinin ya da benzer bir durumun Türkiye ve IŞİD arasında da gerçekleşmesinin önünde hiçbir engel yoktur. Bu hususun ciddiyetle ele alınması gerekir.

 

Sizce neden onlarca hedef arasından bir okul ve özellikle de asker çocuklarının okuduğu bir okul seçildi?

 

Pakistan ordusu bir süredir Kuzey Veziristan bölgesinde Zarb-e-Azb adında bir operasyon yapıyordu. Bu operasyonla bölgedeki Taliban güçleri hedef alınmıştı. Tahriki Taliban Pakistan (TTP) örgütüne mensup kişiler bu operasyonlarda çok fazla yakınlarının öldüğünü belirtmişlerdi. Özellikle ordu mensuplarının çocuklarının okuduğu bu okulun hedef olarak seçilmesi, Taliban’a yapılan bu operasyonun öcünü almak için yapılmıştır. Bu operasyona karşılık olarak Taliban, Pakistan orduna zarar vermek istemiş olabilir.

 

Öte yandan, Pakistan’da Türkiye gibi askeri darbelerin bolca yaşandığı bir ülkedir. Pakistan’ın yakın tarihine baktığımızda çok sayıda askeri darbe gerçekleştirildiğini görmek mümkündür. Burada tabi ki, Pakistan İstihbarat Örgütü’nün Taliban içerisindeki etkinliğini de unutmamak lazım. Son olayda da aynı şekilde, Taliban’ın bu okula yaptığı terörist saldırının amacı askerlerin buna çok sert bir şekilde karşılık vermesi beklenebilir veya bunun biraz daha ötesine geçip acaba yine Taliban üzerinden Pakistan’da belki de yakın ve orta vadede askerlerin yönetime el koyması için bir alt yapı hazırlığı olarak da görülebilir.

 

Yaşanan bu vahim hadisede IŞİD terör örgütünün payı var mıdır ya da meseleye IŞİD açısından yaklaşıldığında sizce nasıl bir tablo çıkıyor?

 

IŞİD maalesef çok vahşi bir terör geleneği başlatmıştır ve bu gelenek tüm dünyadaki terör örgütleri üzerinde etki etmektedir. IŞİD radikal terör örgütleri için çıtayı oldukça yükseltmiştir ve bunun da Taliban, El Kaide eksenindeki dünyanın diğer bölgelerindeki ve yine aynı şekilde IŞİD’in kolu olarak ifade edilen Boko Haram ve El Şebbap gibi, ki onlar da öğrencilere Batı tarzı eğitimin haram olduğu anlamına gelen bir isme sahiptir ve öğrencilere yönelik saldırılarıyla sesini duyurmuştur, diğer terör örgütleri üzerinde etkili olduğu yorumu yapılabilir. IŞİD, çıtayı o kadar yükseltmiştir ki, Suriye ve Irak’ta ele geçirdiği ve kendine rakip olarak gördüğü gerek başka mezheplerden, gerekse bölgedeki rakip aşiretlerden yakaladığı kişileri topluca infaz eden, kafalarını kılıçla kesen bir örgüt olarak dünyaya oldukça büyük bir korku ve aynı zamanda da nam salmıştır. Hattı zatında terör örgütlerinin ana hedefi korku salmak ve öncelikle bölgedeki hedef kitlesini korkutmaktır.

 

Aslında El Kaide’nin bir kolu olan ve El Kaide’den koparak kendi terör örgütünü kuran El Bağdadi’nin süreç içerisinde El Kaide’ye biat etmediğini görüyoruz. Kanlı eylemlerle, öncelikle bölgedeki aşiretleri ve irili ufaklı benzer diğer terör örgütlerini hedef aldığını görüyoruz ki, El Nusra ile uzun süre çatışması da bunu göstermektedir. Bu süreç içerisinde El Kaide’den, El Kaide’nin Irak- Suriye kolundan, yine bölgede Esad rejimi ile çarpışan ÖSO’dan, El Nusra’dan veya da Çeçenistan gibi diğer bölge ve örgütlerden gelen insanların da IŞİD’e doğru kaydığını görüyoruz. Hatta son zamanlarda El Kaide ve Taliban’ın IŞİD ile kıyaslandığında eylemlerinin radikalliği açısından daha “masumane” kaldıklarını ve belki de daha eylemsiz kaldıklarını görmekteyiz. Hatta El Kaide’den yapılan açıklamalarda IŞİD’in yöntemlerinin vahşet düzeyinde olduğu ve benimsenmediği ifade edilmektedir. Ama süreç içerisinde IŞİD’in terör örgütünden öte bir devlet gibi hareket etmesi, sosyal medyayı çok iyi kullanması, Batı’da eğitim görmüş insanları kendi yanına çekmesi, bütün bunların hepsi IŞİD’i bölgede bir mıknatıs gibi tüm dünyadaki radikal düşüncede olan insanları çektiğini görmekteyiz. Hatta El Kaide ve Taliban’dan kopan kesimlerin de giderek IŞİD’e katıldıklarını görmekteyiz. Hal böyle olunca da düne kadar dünyanın en radikal terör örgütü olan El Kaide ve beraberinde Taliban’ın IŞİD’in bu hızlı yükselişi karşısında sönük kaldığı ve korku yayma ve terör eylemlerinin yarattığı vahşet açısından IŞİD ile boy ölçüşemediklerini görüyoruz. Tam bu noktada son günlerde Taliban’ın ve El Kaide’nin Afganistan- Pakistan hattında giderek artan bir tempoda eylemlerini çoğalttıklarını görmekteyiz. Dolayısıyla, eylemlerini çoğaltan El Kaide ve Taliban’ın aynı zamanda eylemlerinin radikalizm ve vahşet dozunu da yükselttiklerini görmekteyiz. Özellikle Afganistan’dan Amerikan güçlerinin yakın bir zamanda çekilecekleri de dikkate alındığında bölgedeki bu savaşın daha farklı bir boyut kazandığını görmekteyiz.

 

Taliban’ın da bölgedeki Amerikan hedefleri, Batı hedeflerinden ziyade neden bir askeri okulu ve ufacık çocukları hedef alarak Pakistan’a dönük bir savaşa giriştiği de sorulabilir ve bu husus çok dikkat çekmektedir.  

 

Sizce Taliban, Pakistan’daki okul baskını ile bir mesaj mı vermiştir? Taliban’ın bu okul baskını bölgede ben de varım ve daha sert, daha radikal eylemleri ben de yaparım mı demektedir? Bölgede bundan sonra ne olur, terörist gruplar ve eylemleri açısından bölgeyi neler bekliyor?

 

Yoksa Taliban’ı kullanan Pakistan İstihbarat Örgütü’nün aslında iktidara el koymak için bunu bir bahane olarak mı kullanmaktadır? Bu soruların cevabı bu veya ötekidir demek yerine her iki seçeneği de aynı anda değerlendirmek belki de daha doğru ve mantıklı bir değerlendirme olacaktır. Bunu hep birlikte göreceğiz. Ek olarak, saldırının neticesinde Pakistan ordusu Taliban’a karşı hava saldırısı başlatmıştır, bu saldırılarda da şimdilik 50’den fazla teröristin öldürüldüğü ifade ediliyor. Teröristlere karşı idam cezasının getirilmesi de Pakistan’ın terörle mücadelede bundan böyle daha sert ve daha kanlı bir tutum takınacağını gösteriyor.  

 

Yakın bir zamanda da IŞİD’in Suriye ve Irak dışında Batı hedefli 11 Eylül benzeri bir saldırı hazırlığı içerisinde olduğunu da bölgeyi takip ettiğinizde ve genel dünya konjonktürüne baktığınızda görebilirsiniz. Her terör örgütünün kendi 11 Eylül’ü vardır. Bu, terör örgütleri için adeta kendini ispat aracına dönüşmüştür. Çeçenler Rusya ile mücadelelerinde bunu Moskova’daki bir tiyatroyu basarak gerçekleştirmişlerdir. El Kaide Amerikan İkiz Kulelerine saldırarak bunu göstermiştir. Taliban ise, her ne kadar Taliban Afganistan Talibanı ile Pakistan Talibanı arasında da bir farklılaşma olsa da son okul baskınını Taliban’ın 11 Eylül’ü gibi değerlendirmek mümkündür. Ama IŞİD hala kendi 11 Eylül’ünü gerçekleştirmemiştir ve IŞİD’in Suriye – Irak ekseni dışında Türkiye başta olmak üzere Batı’yı hedef alacağı “11 Eylül”vari bir saldırısına karşı da hazırlıklı olmak gerekir diye düşünüyorum.