Karadeniz bölgesine has müzikleriyle tanıdığımız sanatçı Kazım Koyuncu’nun kanser hastalığına yenik düşerek ölmesi, bölgede kanser vakalarının artmasına sebep olan Çernobil Nükleer Santrali kazasının yeniden gündeme gelmesine sebep olmuştur. Karadeniz bölgemizde kanser vakalarında artışlar olduğuna dair haberler ve Nükleer felaketin sebep olabileceği sorunlar ancak sanatçı Kazım Koyuncu’nun vefatıyla Türkiye’nin gündemine girebilmiştir. Maalesef bizler Türk halkı olarak bir soruna eğilebilmek için büyük felaketlerin başımıza gelmesi ve/veya ünlü birisinin böyle bir felakete kurban gitmesini beklemek gibi “zayıf bir hafızaya” sahibiz.

 

Hatırlanacağı üzere TBMM'nin 1994'te Çernobil kazasının etkilerini ve sorumlularını araştırmak için kurduğu Araştırma Komisyonu 103 sayfalık bir rapor hazırlamıştır. Türkiye’deki radyasyon oranlarını ölçmekle ve genel olarak nükleer enerji sorunlarından doğrudan sorumlu kuruluş olan Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Karadeniz bölgesinde artan kanser vakalarının Çernobil Nükleer Santrali’nde 1986 yılında meydana gelen kazayla ilgili olmadığını ısrarla iddia etse de, bölge halkında oluşan genel kanaat kansere Çernobil’in sebep olduğu yönündedir. TAEK demişken bu kurumun Iğdır sınırından sadece 16 km uzaklıkta olan ve Çernobil ile benzer teknolojiye ve tehlikeye sahip olan Metsamor Nükleer Santrali için de benzer açıklamalar yaptığını bilmekte, duymakta ve basından okumaktayız.

 

Iğdır’da ne hükümetin ve ne de bölge politikacılarımızın, yerel yöneticilerimizin yapamadığını yapma cesareti gösteren Iğdır Kurtuluş İlköğretim Okulundan bir gurup öğrencinin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan’a Metsamor Nükleer Santrali’nin kapatılması için gönderdikleri mektuba cevap hazırlayan TAEK Başkanı Okay Çakıroğlu’nun cevabı Iğdırlıların yüreğine su serpmekten oldukça uzaktır. Bu cevap aynı zamanda Iğdırlı çocukların sorumluluk duygularının da çok gerisindedir. Sayın Çakıroğlu cevabında diyor ki, Metsamor Nükleer Santrali TAEK tarafından 24 saat takip edilmektedir.

 

Bir hususu anlamakta ben şahsen güçlük çekmekteyim. Değerli okuyucularımızdan da eğer anlayan varsa beri gelsin ve bize de anlatsın lütfen. Avrupa’nın ve dünyanın saygın bütün ilgili kurumları tarafından bugün dünyanın en tehlikeli nükleer santrali olarak kabul edilen ve bir an önce kapatılması istenen Metsamor Nükleer Santrali’nin takip edilmesi Iğdırlının ne işine yarayacaktır. Tamam bu da lazım ama bir nükleer santralde bir kaza meydana gelirse takip ne işe yarayacak? En fazla TAEK Iğdır halkına şunu diyecektir, ey Iğdır halkı Metsamor Nükleer Santrali’nde kaza oldu hepinize geçmiş olsun! Bu kaza önceden geliyorum demez ki, takip bir işe yarasın. Veya kaza olduktan sonra TAEK Iğdır halkına maske mi dağıtmış desin ki, ey Iğdır halkı nükleer santralde kaza oldu herkes maskesini taksın! Eğer Metsamor Nükleer Santrali’nde bir büyük kaza olursa (ki bu kazanın her an olma ihtimali vardır) 16 km uzaklıkta olan santralden sızacak radyasyon en fazla yarım saat zarfında Iğdır’a ulaşacaktır. Nükleer santraldeki bir kaza sonrasında Iğdır tahliye imkanı dahi bulamadan radyasyona boğulmuş olacaktır. Peki bu durumda TAEK ne yapacaktır? Veya Karadeniz’in karşı sahilinde olan Çernobil kazası için bir araştırma komisyonu kuran TBMM böyle bir komisyonu Iğdır’ın yanıbaşındaki Metsamor Nükleer Santrali sebebiyle kurmak için bir kaza olmasını mı beklemektedir.

 

Değerli hemşehrilerim, Metsamor Nükleer Santrali Iğdır’ın başına gelebilecek en büyük felaket olabilir. Bu ihtimal her an gerçekleşebilir. Lütfen Kurtuluş İlköğretim Okulundan bir grup öğrencinin gösterdiği cesareti bizler de gösterelim. Iğdır’ın sonu olabilecek bir nükleer felaketin olmasına mahal vermeden teknik ömrünü çoktan doldurmuş nükleer çöplüğün kapatılması için güç birliği yapalım. Yoksa oluşacak bir felaket sonrasında ne TBMM’nin araştırma komisyonları ve ne de TAEK’in radyasyon takipleri bir işe yaramayacaktır. Kazım Koyuncuya Allah’tan rahmet diliyorum.