Gazze’ye insani yardım götüren sivil evsaftaki deniz filosuna 30/31 mayıs gecesi uluslararası sularda İsrail askeri birimleri tarafından yapılan kanlı müdahale üzerine Birleşmiş Milletler çerçevesinde kurulan “Soruşturma Heyeti/inquiry panel” Genel Sekreter BaN Ki-moon tarafından ilan edilmiştir. Heyet ilk toplantısını New York’da 10 Ağustos günü Genel Sekreterle yapmıştır. Heyette, basında yer aldığı gibi, bir Başkan ve Başkan yardımcısı ile İsrail’i ve Türkiye’yi temsilen birer temsilci de bulunmaktadır.

 

Genel Sekreterin bu münasebetle yaptığı açıklama; “Soruşturma Heyetinin” çalışmaları ve akıbeti, konuya dahil olanların muradı ve olaydan hemen sonra Cenevre’de İnsan Hakları Konseyi( HRC) tarafından yapılan belirlemeler ile bundan sonra konu hakkında yapacağı çalışmalar üzerine olan fikir jimnastikleri hakkında ip uçları taşımaktadır.

 

Genel Sekreter bu ilk toplantıda, panel üyelerinin, işlerini yaparken milli yetkililer ile (Ankara ve Tel Aviv) tam bir işbirliği arayışı içinde olmaya gayret göstermeleri gerekliliğine dikkat çekmiştir. Yine  Heyet yetkilerinin 31 mayıs olayını izleyen şekilde Güvenlik Konseyinin Başkanlık üstünden ilan ettiği açıklamaya uygun olarak (o doğrultuda) görev ifa etmeleri gereğine dikkat çekmiştir. Heyetin kişisel suçlu bulmak üzere kurulmadığını, fakat gemilerin Türkiye’den Gazze’ye doğru yola çıkan gemilere ilişkin gerçekleri, koşulları ve olayı çevreleyen durumu belirleyeceğini belirtmiştir. Bunun bir parçası olarak da Heyetin olaya ilişkin milli (Ankara-Tel Aviv) soruşturma raporlarını alarak inceleyeceğini, gerek gördüğünde de milli yetkililerden açıklama ve bilgi isteyeceğini belirtmiştir. Genel Sekreter bu soruşturmanın geniş plandaki barış sürecine ve özellikle de Türkiye ile İsrail ilişkilerinin geliştirilmesine olumlu katkı yapması dileğini izhar etmiştir.

 

Heyetin “Görev Talimatının” ana kaynağı ve sınırları Güvenlik Konseyi kararını yansıtan Başkanlık açıklamasıdır. Buraya bakıldığında Konsey, gemilerin ve sivil kişilerin derhal serbest bırakılmasını istemiş, bunun yanında, Genel Sekreterin olayın tam bir soruşturmaya tabi tutulmasına dair yaptığı beyan doğrultusunda ve uluslararası standartlara uygun olarak; derhal, tarafsız, inandırıcı ve şeffaf bir soruşturma istendiği görülmektedir. Türk Hükümeti de bunlara ilaveten İsrail’in sivil gemilere açık denizlerde yaptığı öldürücü askeri baskın nedeniyle resmen özür dilemesi, bir milletlerarası tarafsız soruşturma komisyonu kurulması, tazminat ödenmesi ve gemilerin derhal serbest bırakılmasını istemiş, aksi halde ilişkilerin köklü şekilde gözden geçirileceğini ilan etmiştir. Hep beraber gördüğümüz gibi ölü ve yararılar süratle serbest bırakılmış, ancak gemiler yaklaşık iki ay daha götürüldükleri İsrail limanında tutulmuştur. Uluslararası standartlara uygun soruşturma doğrultusundaki adım bugünlere kalmıştır. Türkiye’nin tazminat ve resmen özür dilenmesi talepleri ise beklemededir. Ama bakıyoruz ki, İsrail ilişkilerinin perde arkasında tıkır tıkır devam ettiği anlaşılmaktadır.

 

Genel Sekreterin ifadelerinden de görüleceği üzere Tahkikat Heyetine, bu kabil çalışmalarda hayati önem taşıyan bir “Görev Talimatının” hazır olmadığı anlaşılmaktadır. Heyetin oturup görevlerini nasıl yapacaklarını kendilerinin belirlenmesi beklenmektedir. Bununla beraber Heyet bunu yaparken, söylem yerinde ise “sıfırdan” da başlamayacaktır. Çünkü Genel Sekreter heyetin görevini hangi çerçevede yapacağının sınırlarını yaklaşık olarak çizmiştir. Bu görevi hangi amaçla yapacağını, dilek şeklinde de olsa belirlemiştir.

 

Tahkikat Heyeti bir defa, Ankara ve Tel Aviv ile tam bir işbirliği içinde olacaktır. Buna göre Heyet kendisi, elini olayın içine sokmak suretiyle bulgular belirleme yerine, çalışmalarını milli planda hazırlanan raporlara dayandıracak, bunları esas alacak ve gerekli görürse bunlar hakkında taraflardan açıklayıcı bilgi isteyecektir.

 

İsrail, basına da yansıdığı gibi, olaydan sonra uzun süre uluslararası bir araştırma heyeti kurulmasına karşı mukavemet etmiştir. Bu direncinde, Washington onu yalnız bırakmamıştır. Nitekim, Beyaz Saraydan 14 Haziran’da yapılan açıklamada, İsrail askeri yargı sisteminin uluslar arası standartlara uygun olduğu, ciddi ve güvenilir soruşturma yapma yeteneğine sahip bulunduğu ve bu haliyle de uluslararası standartlara uygun olarak “derhal, tarafsız, inandırıcı ve şeffaf bir soruşturma” yapabileceğine tanıklık edilmiştir. Oysa bildiğimiz gibi Obama İdaresi, olaydan hemen sonra aktedilen Güvenlik Konseyinden, yani söz konusu tanıklıktan sadece iki hafta önce, Güvenlik Konseyinden çıkan kararda yer alan tahkikat ihtiyacına olur vermiştir.

 

Ancak İsrail,  uluslararası alanda baskıların artması üzerine ve bundan kaçamayacağını görünce ve de işin, gerek Birleşmiş Milletler Genel Kurulu gibi diğer alanlarda dallanıp budaklanması ihtimali ve gerek bu gibi gelişmeleri istemeyen Amerika’nın teşviki ile kendi milli araştırma heyetini kurmuştur. Bu kararın alınmasında yine, İnsan Hakları Konseyi (HRC) gibi organ ve kuruluşlar tarafından yapılabilecek tahkikatlara ön almak saikinin ağır bastığı bellidir. Ancak bu gelişme ve değerlendirmelerden sonradır ki İsrail tarafından  Ban Ki-moon’a “Soruşturma Heyeti” görevlendirilmesi önerisine  evet demiş olduğunu anlamak için diplomat olmaya gerek bulunmamaktadır. Gelişmeler bize, o aşamada, Washington-New York ve Tel Aviv hattında gizli pazarlıkların olduğuna işaret etmektedir. İsrail böylece, söz konusu sürecin doğal bir devamı olarak, Tahkikat Heyetinin “milli raporlarla” ve “soruşturmanın onun ötesine geçmeyecek şekilde” işlemesini çok büyük ölçüde sağlamış bulunmaktadır.

 

İsrail’i rahatsız eden ve “Soruşturma Heyeti” kurulmasına razı olmaya iten diğer bir önemli unsurun  Cenevre İnsan Hakları Konseyinin (HRC)olaydan sonra aldığı güçlü karar ve ona dayanarak başlattığı tahkikat olduğu da görülmektedir. İsrail’in, bu çalışmayı boşa çıkarmak üzere “Tahkikat Heyeti” kurulmasına rıza gösterdiği ve Tahkikat Heyeti kurulmasının kararlaştırılması ile beraber de artık İnsan hakları Konseyin de bu alanda çalışmasına gerek olmadığını geçerli saydırma faaliyetine giriştiği gözlenmektedir. Bu çabaya Amerikan idaresinin de çok önemli şekilde destek verdiği görülmektedir. Nitekim Amerika’nın Birleşmiş Milletler nezdindeki Daimi temsilcisi S.Rice, Tahkikat Heyetinin kurulmasını vesile yaparak verdiği beyanatta gayet net konuşmuştur; “Tahkikat Heyetinin teşekkülü ile artık bu konuda başkaca uluslar arası çalışmalara gerek bulunmadığını, çakışan çalışmaların artık gereksiz kaldığını söylemiştir. Belli ki hedefte HRC ve onun açtığı tahkikat bulunmaktadır.

 

S.Rice’ı  ayrıca,  kurulan Heyetin çalışma esasları/görev tanımı konusunda da yönlendirici olmaya çalışırken görmekteyiz. Bu kapsamda, “Tahkikat Heyeti tarafından yapılacak çalışmaların milli plandaki çalışmaların  (Ankara-Tel Aviv) yerine geçmeyeceğini, ancak onların tamamlayıcısı olabileceğini” söylemiştir. Hatta hızını alamayarak, Heyet tarafından yapılacak çalışmaların amacını saptıracak şekilde, ona görev biçerek Tahkikat Heyetini “Türkiye ile İsrail’i son gerginliklerin ötesine taşıyacak bir vasıta “olarak tanımlamıştır.

 

Büyükelçinin bu beyanları karşısında Dışişleri Bakanlığımız Ankara’daki Amerikan Büyükelçiliği işgüderini davet etmiştir. Basınımıza bakarsak ve her münasebetle ifade edildiği gibi kendisine “çok sert” reaksiyon gösterilmiş, hatta bir söyleme göre de “azarlanmıştır”. Ama kuşkusuz, bu beyanlarıyla ve tutumuyla S.Rice sadece  görevini yapmaktadır. Vaşington’a nazaran yeni bir tutum ortaya koymamaktadır, söylememektedir.Yukarıda da kaydettiğimiz gibi, Beyaz Saray da nitkim milletlerarası bir tahkikat heyeti kurulmasına karşı çıkmış, işin İsrail’e emanet edilmesini istemiştir. Kaldı ki Başkan Obama da olaydan sonra sıcağı sıcağına CNN-TV’de Larry King’e, 3 Haziran’da verdiği mülakatta, (sağ olsunlar) vaki şiddet olayını kınamış, ancak adeta durumun uzatılmaması gereğine işaretle, bunun ötesine geçilmesini istemiştir; “buradan hareketle olayın halen çıkmaza saplanmış olan Orta Doğu barış sürecinde ilerleme sağlanması yolunda fırsata dönüştürülmesi ümidini” izhar etmiştir.

 

Bu temenni genel planda doğrudur. Mavi Marmara olayının da kökünde bizatihi Gazze diye bir olayın bulunduğu gibi, Filistin sorunu ve onun da sonucunda doğan Arap İsrail sorunu bulunmaktadır. Bunu söyleyen kendi Başkanı olunca, Büyükelçisi de (S.Rice) sözün arkasını getirmiş ve  işi, “Türk-İsrail ilişkilerinin son gerginliklerin ötesine taşıyacak, tarihi güçlü hale dönüştürecek onarım için  vasıta” saymıştır. Görüş Obama tarafından tefhim edildiğine göre  Ban Ki-moon da Tahkikat Heyetine, yukarıca değindiğimiz  gibi, bölge barışına ve Türk-İsrail dostluğuna dair ümide yer vermiştir.

 

Demek ki, Tahkikat Heyetinin “Görev Talimatı” henüz havadadır. Oluşacağı ortam da, şimdiye kadar yapılan beyanlarla ve takınılan tutumlarla oldukça kısıtlayıcı koşullara girmiştir. Kaldı ki Heyetin karar alma usulü de ayrıca bir meseledir. Bu koşullar altında ve “Tahkikat Heyeti görev talimatı” üzerinde uzlaşmaya varıp da çalışmaya başlanabilirse, anlaşılan bu mesele de , bizim terörle mücadeledeki içine düştüğümüz kısır döngü gibi bir duruma girecektir. Kim bilir böylece de, Türkiye’nin sorunu “içeride” çözmemiz gerektiğine dair pişkinlikle karşılaşılmasına da hiç şaşırmamak  lazımdır.

 

Türkiye’nin son derecede haklı ve güçlü olduğu bir noktada yenik çıkması ve hatta Yahudi ile” pata-pat” kalması dahi, başka bir bakımdan tüm bölgede ve hatta iç bünyemizde “ikinci bir Süleymaniye” etkisi yaratacaktır. Etrafa böyle bir mesaj verecektir. Bölgeye açılım siyasetlerimizin rasyonelini ortadan kaldıracak ve bu atılımların sadece günü kurtarmaya, içeriye selama yönelik ideolojik amaçlı manevradan, kısacası aldatmacadan ibaret olduğunu ortaya koyacaktır. Ve Türkiye bundan milli bekasının tehlikeye girmesine varan zararlar görecektir.

 

İsrail’in “güvendiği dağ” Amerika’dır. Yoksa Türkiye karşısında eli mahkum, Arap denizi ortasında ufak bir varlıktan ibarettir. Bu su götürmez bir gerçektir. Diğer yandan Türkiye’nin bölgeye açılım siyasetlerinin koşulu ise , “Türkiye’nin ABD ile olan ilişkilerinin, belirli bir konuya bağlanamayacak kadar geniş ve kapsamlı olduğunu” ve, (Sayın Davutoğlu’nun ağzı ile) “hiçbir şeyin Türk-Amerikan ilişkilerini gölgelemeyeceğini”  söylemekten vazgeçmek, bu dünya devletini, Körfez harplerinden beridir giderek azıtan ve dengesini kaybetmiş olan ilişkilerin olması gereken yerine oturtmak üzere masaya çekmekten geçmektedir. Bu da su götürmez başka bir gerçektir. Fakat Amerika halen buna hazır değildir. Onu ikna etmenin, masaya çekmenin  yolu ise gerçek, kararlı, kişilikli, dürüst ve bunlar kadar önemlisi de tutarlı bir bölgeye açılma siyasetinden geçmektedir.

 Arkadaşına Gönder 4915 kez okundu