Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Missouri eyaletinin St. Louis şehrindeki Ferguson kasabasında 18 yaşında, siyah ve silahsız Michael Brown isimli bir gencin polis tarafından öldürülmesi, sokakları hareketlendirmiş ve medyada tam olarak gerektiği şekilde yer almaması dolayısıyla gündeme oturmuştur. Görgü tanıklarının ifadelerinde farklılıklar bulunmakla birlikte Brown ve polis memuru arasında münakaşa başlamış ve bu Brown’ın silahla vurulmasıyla sonuçlanmıştır. Otopsi raporunda Brown’ın vücudunda 6 kurşuna rastlanmıştır, dolayısıyla olayın kazara gelişmediği anlaşılmıştır.

 

Brown’ın ölümünden sonra toplumsal gerginlik artmış ve Missouri Valiliği’nin Ferguson’da sokağa çıkma yasağının ilan etmesi kararına zemin oluşturacak boyutlara kadar ulaşmıştır. Öte taraftan gaz ve tazyikli su kullanan güvenlik güçlerinin orantısız ölçülerde şiddet kullanması olayları iyice tırmandırmış ve gösteriler sokağa çıkma yasağına uyulmayarak devam etmiştir. Bunun üzerine Missouri Valisi Jay Nixon, “Ferguson'da düzen ve sükuneti sağlamak ve vatandaşları korumak üzere Ulusal Muhafızları göreve çağırdığını” açıklamıştır.[1] Yaşanan olayların bu denli büyümesinde Michael Brown’un bir siyah olması etkili olmuş, Ferguson’da yaşayan siyahların rahatsızlığını ve sorunlarını gün yüzüne çıkarmıştır. Protestoların nedenleri ayrıntılı olarak incelendiğinde siyah bir gencin beyaz bir polis tarafından öldürülmesinin ötesinde toplumsal sıkıntıların patlaması noktası olarak görülebilir.

 

Özellikle Barack Obama’nın başkanlığa seçilmesinden sonra ülkede bunun siyahiler için de bir umut olarak görülmesi ve bu seçimin büyük bir devrim olarak lanse edilmesine rağmen Brown’ın öldürülmesi ABD’deki siyahilerin sistemle beyazlar kadar bağlı bir şekilde entegre edilmediklerini göstermiştir. Martin Luther King’in siyahların da beyazlarla eşit hak almasına ilişkin 1963 yılında “I have a dream” diyerek başladığı tarihi konuşmasından hareketle yaşananlar değerlendirildiğinde bu “hayalin” hala gerçekleşmediği görülmektedir. Fırsatlar ülkesi olarak tanımlanan ABD’de kapitalizmin en çok zarar verdiği kesimler arasında siyahların olduğu da bu noktada belirtilmelidir. Etnik temelli ayrımcılıktan hukuksal alanda uzun bir yol kat edilmesine rağmen toplumsal düzeyde problemler henüz giderilmemiştir. Tatilini yarıda kesen Başkan Obama’nın da konuyla ilgili yaptığı açıklamalar, maalesef sokağa çıkanları tatmin etmemiştir.

 

Dünyanın en güçlü ülkesinin başkanı olan Obama’nın siyah olması üzerinden uluslararası alanda estirilen iyimser havanın aksine Ferguson özelindeki veriler incelendiğinde durumun siyahlar açısından iç açıcı olmadığı görülmekte ve siyahların “öteki” olduğuna ilişkin algının tamamen yıkılmadığının işaretlerini vermektedir. Brown da zaten polisin öldürüldüğü ilk siyah değildir.

 

US Census Bureau’nun 2010 verilerine göre beyazların yüzde 82,8 oranında yaşadığı Missouri eyaletindeki Ferguson’da siyahların veya Afro-Amerikanların nüfusa oranı yüzde 67,4’tür. Ferguson’ın beyaz nüfusu ise yüzde 29,3’e tekabül etmektedir.[2] Anlaşıldığı üzere, 21 bin nüfusu ile Ferguson, siyahların fazla olduğu bir yerleşim birimidir. Bunun yanında, Ferguson’da işçi olarak çalışan birçok siyahın gelir seviyesinin beyazlardan daha alt seviyelerde olduğu görülmektedir. Bir başka deyişle, ekonomik olarak da hoşnutsuzluğun olduğu kesim siyahlardır. Dolayısıyla, olayların burada büyümesi bir rastlantıdan daha fazlasıdır.

 

ABD’de Polisin Aşırı Silahlanması ve Ferguson’ daki Polis Faaliyetleri

 

Bütün bu yaşananların ortaya çıkmasında sosyal rahatsızlıklar kadar polisin aşırı güç kullanımı bulunmaktadır. Özellikle olayların uzaması ve şiddet içeren bir sokak protestosu boyutu kazanması polis ve göstericilerin birbirine uyguladığı şiddetin karşılıklı tırmanması neticesinde olmuştur. ABD polisinin aşırı güç kullanımı biraz daha ayrıntılı incelendiğinde polislerin aşırı silahlandırılması yatmaktadır. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği ( American Civil Liberties Union – ACLU) tarafından hazırlanan “Savaş Evimize Geliyor – Amerikan Polislik Faaliyetlerinin Aşırı Askerileşmesi (War Comes Home – The Excessive Militarization of American Policing)” adlı raporunda bu durum üzerinde durulmuştur. Rapora göre, Amerikan polislerinin aldıkları eğitimdeki silahlanma, yetkililerin bir “savaşçı” mantalitesi benimsemesine ve taşıdıkları ekipmanları içerisinde hizmet etmekte oldukları kesmi bir düşman olarak düşünmesine yol açmaktadır.[3] Bu nokta, gerçekten de ilgili makamların hassasiyetle alakadar olması gereken bir durumdur. Toplumsal olayların büyümesinde hoşgörülü olarak davranması gereken güvenlik güçlerinin tam tersi bir anlayışla davranması bundan sonraki olayların da büyümesine yol açabilecek bir etmendir.

 

Göstericilerin Brown’ın siyah olduğundan dolayı öldürülmesi hadisesinde etnik kökeninin de bir rol oynadığını söylediğinden ötürü polis uygulamalarının etnik kökene göre dağılımını gösteren Ferguson Polis Müdürlüğü’nün 2013 yılı raporu bizlere bazı istatistikleri sunmaktadır. 5384 kez araç durdurması yapılmış, 4632 kez siyahların araçları durdurulurken, 686 kez beyazların araçları durdurulmuştur. Ferguson polisi, bu çerçevede 1914 kişiye ehliyet sorarken sadece 160 beyaz ABD’liyi aynı sebepten ötürü durdurmuştur.[4] Tutuklamaların da yüzde 90’dan fazlası da yine siyahlara yapılmıştır. Bölgede görev yapan polis ekiplerinin çoğunun siyah olamayan Amerikan vatandaşlarından oluştuğu da bu bilgiler ışığında incelendiğinde siyahların polis baskısını beyazlara göre daha fazla hissettiği ve bunun da bir rahatsızlık uyandırdığı sonucuna varılabilir. Suçlu olup olmadıklarından ziyade siyahlar “olağan şüpheli” konumundadır. Bütün bunların ötesinde, Missouri Valiliği’nin resmi sitesinden ulaşılabilecek bir raporda etnik sınıflandırmanın yapılması bile tek başına bize henüz etnik kökenin vatandaşlık kriterleri arasında önemli ya da değil bir yere sahip olduğunu göstermektedir.

 

ABD’de bu olaylara benzer olarak, sert polis müdahalesi birkaç yıl önce düzenlenen Tea Party eylemlerine ve daha sonra bütün dünyada görülen “Occupy” hareketlerinde de görülmüştür. Arap Baharı’nın da yaşandığı dönemde ortaya çıkan Occupy hareketinin çeşitli şehirlerdeki temsilcilerinin yaptığı açıklamalarla olaylara destek verse de olaylar daha farklı bir çerçevede cereyan etmiştir. Ekonomik hoşnutsuzluk etmenlerden birisi olsa da burada kapitalizmle mücadele en büyük sebep değildir. Olaylar, şu an için yerel bir kalkınma olarak kalmış, olaylar çeşitli şehirlere sıçramamıştır; ama benzer yanlışlıklar tekrarlanması durumunda Ferguson, ABD’de benzer hareketler için bir kıvılcım ya da bir ilham kaynağı olabilir.

 

Gezi, Ferguson, Michael Brown, Berkin Elvan

 

Türkiye’deki Gezi süreci ile Ferguson olayları arasında basına uygulanan müdahale, eylemcilerin sosyal medya üzerinden örgütleniş ve bilgileri aktarış biçimi birbirini andırmaktadır. Türkiye’de sembolleşen bir sivil itaatsizlik yöntemi olan “Duran Adam”a benzer şekilde Ferguson’daki gençlerin ellerinin silahlarının olmadığını anlatmak için havaya kaldırması yöntemsel açıdan bazı benzerliklere sahiptir.

 

ABD’deki olayların etnik kökenin mağduriyetine referansla gelişmiş, Türkiye’de ise böyle bir süreç yaşanmamıştır. Olaylarda tıpkı Berkin Elvan gibi Michael Brown da orantısız güç kullanımının ABD’deki göstergesi olmuştur. Ne var ki, olaylar sırasında hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan, Ethem Sarısülük gibi gençlerin mezheplerinden ötürü Gezi protestoları bazıları tarafından sadece bir kesimin isyanı olarak değerlendirilse de bu önerme doğru değildir. Gezi’yi herhangi bir etnik grubun ya da bir mezhebe mensup olanların hareketi olarak okumak yanıltıcı olacaktır

 

Türkiye’de olayın failleri uzun süre ortaya çıkartılamamasına rağmen, ABD’de olayın faili olan polis memurunun bulunması görece daha kısa olmuştur. Her şeye rağmen Gezi’den söz etmeyen Türk medyasına nazaran Amerikan medyasının az da olsa daha fazla yer verdiğine ilişkin ibareleri görmek mümkündür; fakat dünya tarafından takip edilen bu olaylar medyanın odağında yer almış değildir.

 

Değerlendirme

 

ABD’nin özellikle uluslararası kamuoyu önündeki imajının iyileştirilmesi, siyahi bir başkanın liderliğinin getirdiği iyimser hava sürse de hala eksiklerin olduğu anlaşılmıştır. Özellikle dünyaya Irak, Libya, Afganistan gibi yerlerde “insan hakları dersi” veren ABD’ye Ferguson özelinde şehir konseyindeki dağılım ve vatandaşlara kesilen ceza oranlarına bakıldığında siyahlar için aynı durum söz konusu değildir.

 

Polis şiddeti ve etnik köken hassasiyeti üzerinden büyüyen olaylar aslında polis bizlere sistemi, göstericiler ise sistemle henüz kaynaşamayan siyahlar ve sistemden zarar gördüğünü düşünenleri simgelemektedir. Polis memuru Darren Wilson’ın genç Michael Brown’ı vurması işte tam da bu ayrımın tezahürü olarak ortaya çıkmıştır. Polisin şiddeti ile göstericilerin agresifliği diğer bütün sokak olaylarında olduğu gibi birbirini burada da tetiklemiştir.

 

Ferguson’da yaşanan olaylarda ABD’nin kapitalist sistemin çarklarının döndüğü bir “fırsatlar ülkesi”nden farklı olarak otoriter bir “polis devleti” olarak gözükmüştür. Bazı medya organlarının gözaltına alınması ise ifade özgürlüğüne gölge düşüren olaylar olarak hatırlanacaktır. ABD’de bireysel silahlanmanın da üst seviyelerde olduğu dikkate alındığında hem toplumsal hem de devlet yetkilileri arasında gereken düzenlemelerin yapılmasının vakti gelmiştir.

 


[1] Ferguson'da Ulusal Muhafızlar Devrede, http://www.dw.de/fergusonda-ulusal-muhaf%C4%B1zlar-devrede/a-17860455, Erişim Tarihi: 19 Ağustos 2014.

[2] State & County Quick Facts, http://quickfacts.census.gov/qfd/states/29/2923986.html, Erişim Tarihi: 19 Ağustos 2014.

[3] American Civil Liberties Union, War Comes Home – The Excessive Militarization of American Policing, New York, Haziran 2014, s.3.

[4] Racial Profiling Data/2013, http://ago.mo.gov/VehicleStops/2013/reports/161.pdf, Erişim Tarihi: 19 Ağustos 2014.