Malezya, yolsuzluk, rüşvet ve kayıt dışı ekonomiden elde edilmiş sermayenin en çok olduğu ülkeler listesinin üst sıralarında yer alıyor. Uluslararası kuruluşların araştırmaları, ülkedeki yozlaşmışlığın ana nedenlerinden birinin kamu görevlilerinin ve siyasetçilerin kamu gelirlerini kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaları olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Politikacıların yolsuzlukla kazandıkları parayı aktardıkları Avrupa bankaları, dolaylı da olsa Malezya’daki yozlaşmışlığı ve politikanın kirlenmesini hızlandırmakla suçlanmaktadırlar. Hatta kanıtlarıyla ortaya konulduğuna göre dünya ekolojisi için büyük önemi olan yağmur ormanlarının bile bu yozlaşmışlığın kurbanı olduğu belirtilmektedir.

 

Etnik yelpazesi oldukça geniş olan bu ülkede çoğunluk Malaylardadır. Çinliler nüfusun dörtte birini oluşturuyor. Etnik yerliler ve kabilelerse diğerleri. Politika, çoğunluktaki ve aynı zamanda Müslüman olan Malayların egemenliği altıdadır. Çinliler ekonomiyi yönetiyorlar, yerliler ve kabilelerse ülkenin en fakirleri ve sahipsizleridirler. National Front Coalition elli yıldır iktidarda bulunuyor. Başbakan RAZAK, 2009 yılından beri partinin başında ve ülkeyi yönetiyor. Özellikle son dört yılda görüldüğü belirtilen ekonomik gelişmenin mimarı olarak değerlendiriliyor. Muhalefet lideri olan Anwar IBRAHIM, başbakan yardımcısıyken 1998 yılında cinsel sapıklık iddialarıyla görevden alındı. Altı yıllık bir hapisten sonra yöneltilen suçlamalardan aklandı. Bu kargaşa içinde başbakan Najib Tun RAZAK, bulunduğu bütün yolsuzlukları ve yozlaşmışlığı bitireceği sözünü tutamadı. Daha da kötüsü bugüne kadar gelen olumsuzlukları devam ettirmekle suçlanıyor.

 

Ekonomik, sosyal ve siyasal hayattaki yozlaşmışlık 2008 yılındaki seçimlerde etkisini gösterdi ve iktidar partisi ağır darbe aldı. Bu sene Mayıs ayında yapılan seçimlerden önce muhalefetteki Barison Nasional lideri A. IBRAHIM, bütün olumsuzluklara son vereceği vaadiyle girdi. Etnik Çinliler ve yerlilerin olduğu kadar Malayların da desteğini aldı.

 

5 Mayıs 2013 tarihinde yapılan seçimlerde RAZAK’ın partisi 222 sandalyeli mecliste 133’ünü kazandı. IBRAHIM, Pakatan Rakyat adı altında üç partiyle ortak girdiği seçimde ancak 89 sandalye elde edebildi. Seçimden sonra resmi makamların yalanlamalarına rağmen muhalefet ve halkın büyük bölümü hile yapıldığına ilişkin kanıtları ileri sürdüler. Muhalefetin iddiaları arasında iktidarın devletin bütün olanaklarını kullanması ve oy sandıklarının geçersiz oylarla doldurulduğu suçlamaları bulunuyordu. Doğrusu seçimden önce başbakanın muhalefeti engelleme girişimleri olacakların habercisiydi ve sonuçta IBRAHIM, destekçilerini protestoya çağırdı. Ardından olaylar başladı. İktidarda bulunanların, muhalif gruba müdahalesi sert oldu. Muhalefet koalisyonunu oluşturan Çinlilere ait Keadilan Partisi’nin başkan yardımcısıyla birlikte önde gelen eylemcilerden bazıları halkı ayaklanmaya kışkırtmakla suçlanarak gözaltına alındılar.

 

Olayların temelinde yatan neden bazıları henüz demokrasiyi tatmamış, bazılarıysa demokrasiyi kurumsallaştıramamış ve genellikle de Müslüman dünyasına musallat olan siyasal ve ekonomik güce hükmetme hastalığı yatmaktadır. Sömürgecilikten yakasını kurtarmasından sonra şeklen demokrasiye geçmiş olan Malezya’da da durum bundan ibarettir. Yapılan demokratik uygulamaların ve denemelerin yeterince halk iradesini yansıtmamasının neticesinde protesto gösterilerinin ardı arkası kesilmiyor. Yozlaşmışlık neticesinde sosyal barışın alt-üst olmasıyla ve iktidar gücünü elinde bulunduranların muhalefeti susturmaya çalışmasıyla toplumda nefretin ölçüsü daha da artıyor. Polisin olaylarda aşırı güç kullanması, çatışmayı başlatan ve şiddeti getiren başlıca neden oluyor. Özellikle 2007 yılından itibaren görülen tarafların birbirlerini öldüresiye saldırdıkları sokak çatışmaları zaman zaman yatışmış gibi görünse de hiçbir zaman bitmedi. Meydana gelen bir olay bir öncekinin devamı olarak bugüne kadar etkisini sürdürdü.

 

Bizden uzak bir coğrafyada bulunsa da Malezya bize göstermektedir ki, iç huzurun üzerine oturduğu denge son derece hassastır. Tek bir kişinin bile kendi hırsını diğerlerininkinin üzerinde görmesinin sonuçları ağır olmaktadır. Koca bir toplumun ortak anlayışıyla ortaya çıkmış, değerlerini ortak bir noktada şekillendirmiş kahramanları, kurumları, hayat tarzları bu dengenin hassas noktalarıdır. Meşruiyet ancak böyle bir ortamda anlamını bulmaktadır. Bunun dışına çıkanın her türlü meşruiyet iddiası dayanaksız kalacaktır.