Geçtiğimiz hafta içerisinde ülkenin kronikleşen isim sorununa ilişkin Makedonya-Yunanistan arasında önemli adımlar atıldı. Makedonya’da daha önceki aylarda isim değişikliğine ilişkin yapılan az katılımlı referandumdan Makedonya’nın isminin “Kuzey Makedonya” olarak değiştirilmesine yönelik neredeyse bir konsensüs çıkmıştı. Geçtiğimiz hafta yapılan meclis görüşmelerinde ise bu değişikliğin yasallaşması için gerekli adımlar atılmış oldu ve ülkede artık tasarının yasalaşması için son meclis oylaması bekleniyor. Yüzde 40 katılımlı referandum bir yana bırakılacak olursa, en azından Makedon politik elitleri arasında konuya dair geniş bir fikir zeminin oluştuğunu söylemek mümkündür. Öte yandan, Yunanistan özelinde konu değerlendirildiği vakit ortaya çok daha farklı bir tablo çıkmaktadır. Bu bağlamda, bahse konu olan tasarı Makedon milliyetçiliğini harekete geçirmekten ziyade Yunan milliyetçiliğini tetiklemiş gibi görünmektedir. Bilhassa, Yunan Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias’ın görüşmelerde, sağ parti olan Bağımsız Yunanlılar Partisi’ni ikna edememesi ve buna ek olarak mecliste meydana gelen tartışmada Yunanistan Başbakanı Aleksis Tsipras’dan beklediği desteği görememesi, Nikos Kotzias’ın istifasıyla sonuçlanmıştı.

 

Öncelikle, belirtilmesi gereken husus şudur ki, Makedonya başta olmak üzere bugün Balkan ülkelerinin çok büyük bir kısmı halen Yugoslavya’dan arda kalan sorunlarla mücadele etmektedir. Bu sorunların başında da Yugoslav kimliğinin çözülmesinden sonra oluşturulması zorunlu halen gelen “yeni bir ulusal kimlik” ve “modernizm” ile milliyetçilik arasındaki makul yolu bulamama gelmektedir. Makedonya’nın “ülkenin ismini değiştirmek” gibi kurumsallaşmış ülkeler açısından son derece “ütopik” bir sürece girmiş bulunması ve vermesi muhtemel tavizler ülkenin bir an önce Avrupa Birliği (AB) ve NATO’ya dahil olma isteğinden kaynaklanmaktadır. Eski Yugoslavya’dan arda kalan birçok ülke gibi Makedonya da ekonomik ve politik modernleşmesini AB’de; kronikleşen güvenlik endişelerini gidermenin yolunu da NATO’da aramaktadır.

 

İlk bakışta uluslararası ilişkiler açısından “kazan-kazan” politikası gibi görünen Makedonya-Yunanistan temasının “sıfır toplamlı oyun teorisine” dönüşme riski de gayet olası görünmektedir. Hatta, kanaatime göre ikinci seçeneğin ortaya çıkması çok daha olasıdır. Öncelikle olarak bugün AB, Brexit travmasını tam olarak atlatabilmiş değildir. Bir başka ifadeyle, genişlemek bir yana dursun, İngiltere’nin radikal kararı sonrasında AB bugün itibarıyla “İngilteresiz” yeni bir AB kimliği oluşturmak gibi son derece karmaşık bir sürece girmiştir. İkinci olarak ise hem AB’nin hem de genel anlamda Avrupa’nın ekonomik görünüşü kısa sürede içerisinde yeni bir genişleme dalgasına olanak tanımamaktadır. Tam tersine birliğe dahil edilen ülkelerin “hazmedilmesi” AB açısından çok daha öncelikli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Hal böyle olunca, Makedonya’nın isim sorununu “çözdükten” sonra ivedilikle AB’ye ve NATO’ya katılması pek de rasyonel bir beklenti gibi görünmemektedir. Kaldı ki isim tavizine rağmen Makedonya’nın AB sürecinin başarısız olması veya bu sürecin beklenenden uzun sürmesi, ülke içerisindeki milliyetçi eğilimleri tetikleme riskini de beraberinde getirmektedir. Son tahlilde, önümüzdeki dönemde Makedon dış politikası “Ne AB’yle ne de AB’siz” gibi bir çıkmaza sürüklenme riskiyle karşı karşıyadır.