Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 6 Şubat 2019 tarihinde katılmış olduğu Fransa Ermeni Organizasyonları Koordinasyon Konseyi’nin toplantısında 24 Nisan tarihini sözde Ermeni soykırımını anma günü olarak ilan etmiştir. Türkiye’den ise tepki gecikmemiş, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın tarafından yapılan açıklamayla Macron’un sözlerine sert bir cevap verilmiştir. Kalın şu sözlerle, söz konusu kararın Türkiye açısından “hükümsüz” olduğunun altını çizmiştir;

 

“Sözde Ermeni soykırımı iddiaları hiçbir hukuki temeli olmayan, tarihi gerçeklere aykırı, siyasi bir yalandır. Türkiye açısından hiçbir hükmü yoktur. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın 2005 yılında tarihi gerçeklerin aydınlatılması için yaptığı Ortak Tarih Komisyonu kurulması çağrısından kaçanlar, tarihi olayları manipüle etmeye çalışmaktadırlar.[1]

 

Macron’un seçim beyannamesi içerisinde yer bulan asılsız soykırım iddiaları Fransa içerisinde siyasi bir araç, Türkiye’ye karşı ise bir baskı unsuru olarak kullanılmaya devam ederken 26 Şubat 2019 itibariyle üzerinden 27 yıl geçen Azerbaycan’ın Hocalı kasabasında dünyanın gözleri önünde Ermeniler tarafından gerçekleştirilen Hocalı Soykırımı ise hala adalet beklemektedir. Fransa’da Ermeni diasporasının propagandası ile tarihi gerçekleri manipüle eden bir anlayış devam ederken Fransız basının Hocalı’da yaşananlarla ilgili yazdıklarını bir defa daha hatırlatmak gerekmektedir. 14 Mart 1992 tarihinde çıkan dünyaca ünlü Fransız Le Monde Gazetesi, 106’sı kadın, 83’ü çocuk olmak üzere toplam 613 kişi hayatını kaybettiği bu insanlık dramıyla ilgili şu satırları tarihe not olarak düşmüştür;

 

“Ağdam’da bulunan basın mensupları, Hocalı’da öldürülmüş, kadın ve çocuklar arasında kafa derisi soyulmuş, tırnakları çıkarılmış üç kişi görmüşler. Bu, Azerbaycan’ın bir propagandası değil gerçektir.[2]

 

Aradan yıllar geçmesine rağmen Hocalı, hala adalet beklemektedir. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un “24 Nisan” açıklaması bir yandan tarihi gerçekleri saptırmak anlamına geldiği gibi öte yandan günümüzdeki devam eden bazı süreçlere de etkisi vardır.

 

Minsk Grubu’nun Tarafsızlığının İhlali

 

Fransa, Azerbaycan ve Ermenistan arasında “donmuş bir ihtilaf” özelliği taşıyan Karabağ sorununun uluslararası hukuk temelinde çözülmesi için kurulan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu’nun eşbaşkanlığını sürdüren ülkelerden biridir. Henüz birkaç ay önce, 2018 Kasım’ında Karabağ’daki işgal yönetiminin sözde Cumhurbaşkanı Bako Sahakyan’ın Fransa’ya yaptığı ziyaret Azerbaycan tarafından ciddi bir rahatsızlığa sebep olduğu hatırlanmaktadır. Hukuki olarak Azerbaycan’a ait olan topraklar üzerinde kurulan ayrılıkçı rejimin temsilcisinin Fransız milletvekilleriyle buluşmasının Fransa’nın Minsk Grubu’ndaki statüsü ile çeliştiğini grubun önceki dönemlerde başkanlığını üstlenmiş isimlerden Matt Bryza da ifade etmiştir.[3] Fransa’nın daha önce aldığı kararlara ve attığı adımlara benzer bir şekilde Macron’un söz konusu açıklaması bu platformda Fransa’nın tarafsızlığını yitirdiğini bir kez daha göstermekle beraber bu yapının sonuç üretemeyeceğine ilişkin endişeleri daha da artırmıştır.

 

“Tehlikeli Eşik”: İfade Özgürlüğüne Tehdit

 

Fransa’nın sözde soykırım hakkında izlediği politikalara bakıldığında 2001 yılında Fransa’da 1915 Olayları “soykırım” olarak kabul edildiği görülmektedir. Hatta bu durum sonraki yıllarda üyesi olduğu Avrupa Birliği’nin temel değerlerinden biri olan “ifade özgürlüğü”nü tehdit edecek noktaya kadar gelmiştir. Fransız Ulusal Meclisi ve Senatosu’nda sözde soykırımın inkar edilmesini suç sayarak cezai müeyyideye bağlanmasının önünü açan yasa kabul edilmiştir. Bu durum, Türkiye’nin inisiyatifi ile Fransa Anayasa Mahkemesi’ne taşınmış ve mahkeme 2017’nin başında söz konusu yasanın “ifade özgürlüğüne orantısız bir saldırı” olduğuna hükmetmiştir. “İnkar Yasası”nı kabul ederek sadece Türkiye ile ilişkilerine değil hukuki normlara da zarar veren Fransız Ulusal Meclisi’ndeki bir toplantıda 2013 yılında gerçekleşen bir olay ise Fransa’daki Ermeni diasporasının Hocalı’daki tarihi gerçekleri örtbas etmek için şiddete başvurduğunu bizlere açıkça göstermiştir. Fransız Ulusal Meclisi’nde Taşnak örgütü üyesi Ermeniler, düzenlenen bir toplantı sırasında Hocalı’da yaşananların yıl dönümü olduğunu hatırlatan Mirvari Fataliyeva ve Vusal Hüseynov’a saldırmış, darp edilen iki kişi ölümden dönmüştür.[4] Bu durum, bir taraftan asılsız soykırım iddialarının inkarına cezayı öngörürken diğer taraftan Hocalı’daki soykırımla ilgili bir tek söze dahi tahammül edilemediğini göstermesi bakımından manidardır ve Fransa’da gelinen tehlikeli eşiği göstermektedir.

 

Uluslararası hukuk açısından kısaca değerlendirildiğinde “Soykırım Sözleşmesi” olarak bilinen “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Hakkında Sözleşmesi”nin Birleşmiş Milletler tarafından kabul edildiği yıl 1948’dir. Hukukun genel bir ilkesi olan “geriye yürümezlik” gereği zaten 1915 yılında yaşanan olayın 1948’deki bu yasa çerçevesinde değerlendirilemeyeceği nettir.

 

Zaferde ve Kederde Omuz Omuza İki Kardeş: “Türkiye – Azerbaycan”

 

Fransa’da Türkiye aleyhine alınan kararlara Azerbaycan toplumunun da sert tepki gösterdiğini ve devlet seviyesinde gerekli adımların ivedilikle atıldığını söylemek gerekmektedir. Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı tarafından “İnkar Yasası”nın yanlış olduğunu ve bunun Fransa – Azerbaycan ilişkilerini de olumsuz etkileyeceğini vurgulayan bir açıklama yapılmış, Azerbaycan Milli Meclisi’ndeki özel bir oturum sonucunda bütün milletvekillerinin imzasıyla Fransız Senatosu’na bir mektup gönderilmiş, ayrıca bakanlık düzeyinde de tepki gösterilmiştir. Azerbaycan, bu süreçte toplumsal anlamda da Türkiye’nin yanında olmuştur. Azerbaycan’daki sivil toplum kuruluşları Fransa’nın Bakü Büyükelçiliği önünde protestolar düzenlemişlerdir. Hocalı Soykırımı’nın 20. yılı ve ifade özgürlüğün ihlali olanın yukarıda belirtilen yasanın Fransa’da kabul edildiği 2012 senesinde, babası ile beraber 22 aile ferdini henüz bebekken Hocalı’daki soykırımda kaybeden Zarife Guliyeva’nın dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’ye yazdığı açık mektubundan ilgili bölümünü bu noktada belirtmekte fayda vardır;

 

“Sizin ve başkanlık ettiğiniz Halk Hareketi Birliği Partisi’nin Hocalı’da işlenen soykırımın tanınmasına ilişkin yasa tasarısının Fransa Senatosu’nda görüşülmesi önerisinde bulunmanızı bekliyorum. Böylece Azerbaycan’da sizinle ilgili oluşmuş imajı değiştirir ve sizin Fransa’daki Ermeni diasporasına ve Ermeni lobisine doğrudan bağlı olmanızla ilgili söylenenleri de yalanlamış olursunuz. Özellikle de siz 1915 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanan olayları Ermenilere yönelik soykırım olarak görmeyen herkesin tutuklanması ve para cezası almasıyla ilgili yasa tasarısının kabul edilmesi girişiminde bulunduktan sonra, Azerbaycan halkı arasında da sizin hakkınızda bu tür fikirleri oluştu. Cumhurbaşkanları göreve gelirler ve giderler, ama siyasetçilerin isimleri, onların faaliyetleri ile tarihte kalır. Hocalı’da sivil Azerbaycan halkına yönelik soykırım yapanlara ilişkin olarak Fransa Senatosu tarafından adil karar alınması konusunda girişiminiz sizin isminizin Azerbaycan-Fransa ilişkileri tarihinde kalması açısından güzel bir fırsat olur.”[5]

 

Fransa’da Zarife Guliyeva’nın talebi maalesef henüz gerçekleşmemiştir ve kısa süre içerisinde de gerçekleşeceğe benzememektedir. Bunun yanında, yaşananlara Türkiye – Azerbaycan ilişkileri açısından bakıldığında geçtiğimiz yıl Bakü’nün düşman işgalinden kurtuluşunun 100. yıl dönümü törenlerinde görüldüğü üzere zaferlerini beraber kutlayan iki kardeş ülkenin kederde de yan yana durduklarını, haksızlıklar karşısında omuz omuza verdiklerini de göstermiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bugüne kadar Hocalı’da yaşananlar hakkında özel oturum düzenlemiş, Dışişleri Komisyonu tarafından yayınlanan açıklamalar vesilesiyle Ermenilerin masum Azerbaycan Türklerine yönelik katliamları en ağır şekilde kınanmıştır. Bunun yanında yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları seviyesinde Hocalı’da yaşananların “soykırım” olarak tanınmasına ilişkin birçok karar alınmış, Türkiye’nin her kentinde Hocalı’daki insanlık dramını anmak için sergi, konferans, panel ve sempozyumlar düzenlenmektedir. Bunların ötesinde, Türk Konseyi bünyesindeki ülkelerin diasporalarının ortak hareket etmesine ilişkin girişimler ve Şubat içerisinde Bakü’de düzenlenen Türk Konseyi Beşinci Diaspora Temas Grubu Toplantısı Hocalı Soykırımı’nın dünya çapında da daha ses getiren etkinliklerde kutlanacağının ipuçlarını vermiştir. Toplantıda, Azerbaycan Cumhuriyeti Diaspora İşlerinden Sorumlu Devlet Komitesi Başkanı Fuad Muradov her yıl Hocalı kurbanlarının tüm dünyada, özellikle de Türk dili konuşan ülkelerde anıldığını ve bu tür etkinliklerin ortaklaşa düzenlenmesinin önemini vurgulamıştır.[6] Bu noktada 2019 yılında Brüksel’de düzenlenen “Karabağ Mitingi”ne Türk vatandaşların katılımı da Karabağ’da yaşananların Avrupa kamuoyuna ve politika yapıcılarına daha güçlü anlatılması noktasında önemli bir gelişmedir.

 

Değerlendirme

 

Cezayir gibi örneklerden de rahatça görüldüğü üzere emperyalist politikalarının ürünü olarak ayak bastıkları yerlerde kan ve gözyaşı dökülmesine sebep vermiş olan Fransa’nın Türkiye’yi, sözde soykırım iddiaları üzerinden eleştirmesi akla mantığa sığar bir durum değildir. Öte yandan, Fransa’nın bu tavrının Karabağ sorununun çözülmesini zorlaştırdığı da belirtilmesi elzem bir diğer noktadır. Ermeni diasporasının en büyük sermayesi “Türk karşıtlığı” olduğundan bu güruhun girişimleri sürecektir. Bununla birlikte, siyasi ihtiraslarına tarihi gerçekleri kurban etmek isteyen politikacılar hep olmuştur ve olmaya devam edecektir. Önemli olan Türkiye ve Azerbaycan’ın tezlerini dünyaya nasıl aktardığı noktasıdır. Bunun için tezlerimizi anlatırken bir “üç boyutlu tarih” anlayışı benimsemek gerekmektedir. Tarihi belgelere dayanan akademik bir anlayışın yanı sıra insan hikayelerinin öne çıkarılarak yaşananların acımasızlığının ön plana çıkarılması ve bunlara ek olarak siyasi faaliyetlerde tedbir ya da eylem planlarının oluşturulması gerekmektedir.  Siyasi eylem planları için Azerbaycan açısından özellikle 2011 yılından bu yana dış politikasında öne çıkan Hocalı’da yaşananların dünyada soykırım olarak kabulünü sağlamak için yapılan girişimler örnek gösterilebilir. Burada anlatılmak istenen siyasi tedbirler ise Türkiye açısından Fransa özelinde olduğu gibi Türk tezleri ve uluslararası hukuk aleyhine alınan kararların önüne geçilmesi için çabalardır. Türkiye ve Azerbaycan’ın faaliyetlerinde koordineli bir işbirliği yapılması tarihi olguların daha kapsamlı ve etkili şekilde anlatılması bakımından önem arz etmektedir. İki devletin temsilcilerinin ortak hareket ettiği bilinmektedir. Buna diasporaların beraber aksiyon alması da eklendiğinde bugünkünden daha iyi sonuçlar almak kolaylaşacaktır.

 

[1] Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın’ın Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Sözde Ermeni Soykırımı Anma Günü İlanı Hakkında Açıklaması, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Resmi İnternet Sitesi, 6 Şubat 2019, https://www.tccb.gov.tr/cumhurbaskanligi-sozculugunden/1695/101854/cumhurbaskanligi-sozcusu-buyukelci-ibrahim-kalin-in-fransa-cumhurbaskani-macron-un-sozde-ermeni-soykirimi-anma-gunu-ilani-hakkinda-aciklamasi (Erişim  Tarihi: 20 Şubat 2019)

[2] Le Monde, 14 Mart 1992.

[3] Bryza Says French MPs’ Meeting Sahakyan Would Contradict Paris’s MG co-chair Status, News.az, 17 Kasım 2018, https://news.az/articles/politics/135265, Erişim Tarihi: 21 Şubat 2018.

[4] Paris’te İki Azeriye Hocalı Dayağı, İnternet Haber, 27 Şubat 2013, https://www.internethaber.com/pariste-iki-azeriye-hocali-dayagi-507968h.htm, Erişim Tarihi: 20 Şubat 2018.

[5] Karabağ’da 3 Nesil 1 Soykırım, TÜRKSAM Yayınları, 2014, s. 32-33.

[6] Üye Devletlerin Diaspora Kurumları Arasında Tecrübe Değişimi Programı ve Türk Konseyi Beşinci Diaspora Temas Grubu Toplantısı 8-9 Şubat 2019 Tarihlerinde Bakü’de Gerçekleştirildi, Türk Konseyi Resmi İnternet Sitesi, 9 Şubat 2019, http://www.turkkon.org/tr-TR/uye-devletlerin-diaspora-kurumlari-arasinda-tecrube-degisimi-programi-ve-turk-konseyi-besinci-diaspora-temas-grubu-toplantisi-8-9-subat-2019-tarihlerinde-baku%60de-gerceklestirildi/54/5101 (Erişim Tarihi: 21 Şubat 2019)

 

(Bu makale “Macron’un Yalanı ve ‘Hocalı’ Gerçeği” başlığıyla Diplomatik Gözlem dergisinin Mart 2019 sayısında yayınlanmıştır. Makalenin İngilizcesi ise “Macron’s Lie and The Truth About Khojaly” başlığıyla Diplomatic Observer dergisinin Mart 2019 sayısında yer almıştır.)