Fransa, 7 Mayıs Pazar günü Cumhurbaşkanını ve meclis üyelerini belirleyecek seçimin ilk turunu oylamak üzere sandık başına gitti. Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan ismi Emmanuel Macron oldu. Macron oyların yüzde 65,1'ini alırken rakibi aşırı sağcı Marine Le Pen yüzde 34,9'da kaldı.

 

Seçimin ilk turunda merkez sağ ve solu aşırı sağ aday Marine Le Pen ile birlikte yarış dışı bırakan Macron, aynı zamanda şimdiye kadar milletvekili veya belediye başkanlığı görevi yapmadan cumhurbaşkanı seçilen ilk kişi olarak tarihe geçti. Böylece Macron önce ana akım merkez sağ ve merkez solu, daha sonra da aşırı sağı yenerek Fransa'nın yeni cumhurbaşkanı seçildi.

Resmi sonuçlar 10 Mayıs'ta açıklandıktan sonra Le Figaro gazetesi Macron'un görevi 14 Mayıs'ta devralmasını bekleniyor. Macron görevi devraldığında ülke tarihindeki en genç cumhurbaşkanı olacak. 

 

Fransa’da Macron’un seçilmesini, Fransız siyaseti, AB ve Türk – Fransız ikili ilişkileri bağlamında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Çınar Özen TÜRKSAM Haber Analiz değerlendirdi.

 

“Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci tura kalmasının Fransa siyaseti açısından değerlendirilmesi gerekir. Macron’un kazanması önemli ve yeni bir gelişme ama ikinci tura kaldıktan sonra şaşırtıcı değil. Çünkü ikinci turda Marine Le Pen Avrupa Birliğini (AB) öyle bir ötekileştirdi ki yani Fransa’da seçmenin bir anda Avrupa Birliği’ni neredeyse sona erdirecek bir gelişmenin tarafı olması çok zordu. Macron bir siyasi değil. Sosyalist Parti’de bakanlık yaptı ama seçilmiş biri değil. Dışarıdan bir teknisyen gibi geldi ve bakanlığı da aslında tamamlayamadı. Dolayısıyla aslında ikinci tura kalması çok tartışmalı bir durum, Fransa’da mevcut siyasi yapının aslında çöktüğünü gösteriyor. Hem Sosyalist Parti hem de oradaki Cumhuriyetçiler dedikleri merkez sağ çökmüş durumda. Fransa’da geleneksel olarak Fransız siyasetinde etkili olan hem sağ hem sol oy alamıyor Fransız vatandaşlarından.

 

“Başarıyı Değil de Krizin Göstergesi”

 

Baktığımız zaman, Ulusal Cephe (Front National) mevcut siyasi yapının tamamen dışından gelen bir siyasi harekettir ve Macron siyasi bile değildir. Yatırım bankacılığı alanında tecrübesi olmuş bir miktar, onu getirip bakan yapmışlardı. Ayrıca kendisi bakanlığı başarılı değildi, bütün sendikalarla çatışmaya başlamıştı. O bakımdan aslında bir başarıyı değil de krizi göstermektedir. İkinci tura kaldıktan sonra seçilmesi şaşırtıcı değildir; ama bütün sürece baktığımızda Fransa’da siyasi bir kriz olduğunu göstermektedir. Bu da şu demek, Macron seçildi belki ama Fransa’yı zor yönetecektir. Fransa’da herhangi bir siyasi sorunu çözme kabiliyeti yoktur. Hem sağa düşman hem sola düşman. Jean-Luc Mélenchon’un temsil ettiği bir sol var ki, sendikalarla da çok içli dışlıydı, Sosyalist Parti’nin de sol kanadıyla çok temas halinde… Onlar, son derece liberal olan Macron’un hiçbir politikasını benimsemeyeceklerdir. Macron, Fransa’nın ana dokusu ile uyumlu değil. Sağ da öyle, dolayısıyla Fransa’da bu seçim sorunu çözmeyecek. Fransa daha büyük krizlere gebe.

 

“Seçimler AB ile Olumsuz Gelişmeyi Önledi”

Sanki şu aşamada Avrupa Birliği ile ilgili olumsuz bir gelişmeyi bu seçimler önlemiş görünmektedir. Çünkü Macron geleneksel Alman- ransız yakın işbirliğine dayanan, Avrupa Birliği’ni esas alan politikayı devam ettirecektir. O bakımdan bir sorun yok Avrupa Birliği şu anda bunu aşmış görünmektedir ama tabi öbür taraftan da bir meşruiyet krizi vardır. Yani aşağıdan biriken bir Le Pen’in temsil ettiği nereden baksanız yüzde 40 civarında Almanlarla birlikte Avrupa Birliği üzerinden yürüyen politikaya karşı bir kitle var. Ama bu seçim onu şu anda iktidara getirmedi. Avrupa Birliği ile ilgili dolayısıyla hemen ortaya çıkacak bir olumsuz sonuç yok.

 

“Türkiye Açısından Kimin Kazandığı Önemli Değil”

 

Türkiye açısından kimin kazandığı yani açıkçası o kadar da önemli değil. Fransa’da Türkiye’ye ilişkin politikalar bunlar üzerinden gelişmiyor. Yani Macron veya Le Pen’in kazanması Türkiye- Fransa ilişkilerini çok fazla değiştirmez. Geleneksel olarak Fransa Türkiye ile olan ilişkilerine Avrupa Birliği üzerinden bakıyor ve geliştiriyor. Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri iyi olmazsa Fransa ile ilişkileri de çok iyi olmuyor. Le Pen seçilseydi hani Türkiye ile ilgili değil Avrupa Birliği seçeneği Fransa açısından var olamazdı. O zaman bütün dünya siyaseti altüst olurdu. O bakımdan da zaten seçilme şansı yoktu.

 

“Fransa’nın Yeni Bir Sağa İhtiyacı Var”

 

Bu, Fransa açısından şunu gösteriyor; demek ki Fransa’nın yeni bir sağa ihtiyacı var. Fransa’da sağ siyasetin boşluğunu Le Pen doldurdu. O nedenle son derece Avrupa Birliği taraftarı bir merkez sağ o boşluğu yaratıyor, o boşluğu da le Pen dolduruyor. Bu şunu gösteriyor, orta vadede Avrupa Birliği’nin geleceği karanlık.