BM Güvenlik Konseyi’nin 17 Mart 2011 tarihinde Türkiye saatiyle gece yarısını biraz geçe toplanarak aldığı 1973 No’lu kararın ardından 19 Mart 2011 tarihinde T.S. ile 18.45’te ABD ve Fransa’nın öncülüğündeki koalisyon kuvvetleri Libya’ya hava harekatına başlamıştır. Hava operasyonuna Fransa, İngiltere, İtalya, İspanya ve diğer bazı ülkeler dest k vereceklerini açıklamıştır. ABD ise bölgedeki iki savaş gemisi ve Tomahawk füzesi taşıyan üç denizaltı ile operasyonlara katılmıştır. Libya’ya yönelik ilk harekat Fransa tarafından 19 Mart günü T.S. ile 18.45’te başlamıştır. Ardından da gece boyunca devam etmiştir.

 

Burada ön plana çıkan sorular şunlardır:

 

1.      Kaddafi Neden BM Kararlarına Uymamış ve İlan Ettiği Ateşkese Riayet Etmemiştir: Özellikle batıda eğitim görmüş oğulları ile batılı danışmanlardan da istifade eden Muammer Kaddafi’nin asıl hedefin isyancıların iktidara getirilmesi olduğunu görmektedir. Zira ABD’nin Tunus’ta başlatıp, Mısır ile devam ettirdiği isyanların Kaddafi’ye takılmasına izin verilmeyeceği belliydi. Kaddafi de bunun farkındaydı. Başka bir husus daha bilinmekteydi. Bu da BM kararlarının sadece bir hava harekatını içerdiği ve kara harekatına yer olmadığıydı. Bir tek hava harekatı ile Kaddafi’nin devrilmesinin de mümkün olmadığı bilindiğine göre geriye bir tek kara savaşını yürütecek güç olarak Bingazi’de üstlenen muhalif isyancılar kalmaktadır. Bu sebeple de Kaddafi BM kararı gereği hava harekatı başlamadan önce son bir çabayla isyancıların gücünü kırarak onların kara harekatına başlamasına engel olmak istemiştir. Bunu gören koalisyon güçleri ise harekatı bir an önce başlatmışlarıdır.

 

2.      Bu Operasyon Ne Kadar Sürebilir? Bu operasyonların Muammer Kaddafi iktidarının devrilmesi ve isyancıların yönetimi ele almasını sağlayacak ortamı yaratıncaya kadar devam edecektir. Tek başına bir hava harekatı ile Kaddafi iktidarını yıkmak kolay değildir. Bu sebeple Kaddafi’nin elindeki askeri yeteneklerin yok edilmesi ve/veya kabiliyetlerinin minimize edilmesi gerekmektedir. Bunun içinse öncelikle hava savunma sistemlerinin, 13 askeri bölgede yer alan hava üslerinin, hava kuvvetlerinin, özellikle Bingazi’yi kuşatan tank birliklerinin ve başında Kaddafi’nin oğlunun bulunduğu, Kaddafi’ye bağlı elit 12 bin kişilik 32. Tümen hedefler arasındadır. Bu birliğin içerisinde 3-4 bin civarında paralı askerlerin olduğunu da belirtmek gerekir. Bu sebeple de bu sayılan hedeflerin bombalanması ve harekat kabiliyetlerinin kırılması için önce ağır bir bombardıman yapılacaktır. Ardından ise muhaliflerin harekatına karşı direnç ortaya çıktıkça zaman zaman yapılacak saldırılar ile devam edecek bir süreçten bahsetmek mümkündür.

 

3.      Bir Kara Operasyonu Yapılır mı? Kesinlikle bir kara operasyonu olmayacaktır. Zira bu hem BM kararında yer almamıştır ve hem de böylesi bir girişim bölgede tepkileri farklı bir noktaya çekebilir. Bilindiği gibi ABD Irak ve Afganistan’da yürüttüğü kara operasyonları sebebiyle ciddi bir imaj sorunu ile karşı karşıya kalmıştır. Diğer yandan bölgede estirilen isyan hareketlerinin bir demokrasi ihracı projesi olduğu bilinmektedir. Ancak bir kara harekatı ile durum tersine dönebilir. ABD ve koalisyon güçleri bölgede muhalifleri ve “demokrasiyi” destekleyen bir görüntü sağlamaya çalışırken bir anda Müslüman bir ülkeyi işgal edip petrollere el koyan Hıritiyan güçler konumuna düşebilir. Bu sebeple de kara harekatı operasyonu imkan dahilinde gözükmüyor. Ancak insani yarımın önünü açmak için bir miktar kara gücü kullanılabilir.

 

4.      Bundan Sonra Kaddafi ile Bir Ateşkes Mümkün müdür? Kaddafi kanaatimizce bütün köprüleri yakmıştır. Bu saatten sonra Kaddafi masaya otursa bile kendisi liderliği bırakmaktan ve uluslar arası mahkemede yargılanmaktan kurtulamayacaktır. Kaddafi’nin açıklamalarına da baktığımızda sonuna kadar direneceği ve Saddam Hüseyin’in sonuna benzer bir sona doğru gidildiği görülmektedir.

 

Türkiye’nin Çelişkili Tutumu

 

Türkiye’nin son yıllarda dış politika tutumunun diplomasi mutfağında pişirilmeden doğrudan Başbakan tarafından herhangi bir konuşması içerisinde ve/veya bir soruya cevaben yaptığı açıklama ile belirlemesi Dışişleri diplomasisini oldukça güç durumda bırakmaktadır. Diğer taraftan seçim sürecin 12 Haziran 2011 seçimleri yaklaştıkça seçimlere endeksli bir şekilde götürülmeye çalışıldığı da görülmektedir. Bunun son örneğini Libya konusunda da görmek mümkündür.

 

Libya‘ya bir operasyon ihtimalinin belirmesi üzerine geçtiğimiz hafta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamaları bu konuda Ankara’nın tutumunun olumsuz olacağını göstermiştir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'NATO Libya'ya müdahale etmeli midir? Böyle bir saçmalık olur mu yahu? NATO'nun ne işi var Libya'da? NATO mensubu olan ülkelerden birine herhangi bir müdahale yapılması halinde böyle bir şeyi gündeme getirebilir. Bunun dışında Libya'ya nasıl müdahale edilebilir? Bakın Türkiye olarak biz bunun karşısındayız, böyle bir şey konuşulamaz, böyle bir şey düşünülemez' demiştir. Tabi burada Türkiye’nin Afganistan’da ne işi var sorusu da gündeme gelebilir ancak bu ayrı bir tartışma konusudur.

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bu açıklamaları ile beraber BM Güvenlik Konseyi’nin Libya hava sahasının uçuşa yasak bölge ilan etmesi üzerine bütün gözler NATO’ya çevrilmiştir. Zira BM’nin böylesi bir kararı sonrasında en makul çözüm herhangi bir ülke ve/veya ülkelerin Libya’da uçuşa yasak bölgenin teminini sağlaması değil, bunu doğrudan yasal uluslararası güç olan NATO’nun yapmasıydı. Ancak Türkiye’nin NATO’yu kilitlemesi ile NATO yerine Fransa, İngiltere, İtalya ve ABD öncülüğünde koalisyon kuvvetleri bunu hayata geçirmeye başlamıştır.

 

Hatırlanacağı üzere isyan hareketleri ilk Tunus’ta başladığında Fransa’nın ilk tepkisi “gerekirse Tunus Devlet Başkanı Bin Ali’yi korumak için asker gönderebiliriz” olmuştu. Bu bölgede Fransa’nın gelişmeleri okuyamadığı anlamına gelmekteydi. Fransa’nın Tunus ve Mısır’da geri planda kalmasıyla süreçten dışlandığı görülmüştü. Bu sebeple de Fransa Kaddafi sonrası süreçte bu ülkede yer almayı ve Arap coğrafyasında pozisyon almayı hedeflemektedir. Bu çerçevede Ankara’nın NATO’yu kilitlemesi ile de Fransa’nın önü adeta Türkiye’nin eliyle açılmıştır. Ardından ise Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy’nin girişimiyle yapılan Paris’teki Libya zirvesine Türkiye davet bile edilmemiştir.

 

Türkiye yukarıda belirtildiği Libya’ya herhangi bir operasyona karşı olmasına rağmen BM kararını desteklediğini açıklamıştır. Ancak Türkiye’nin herhangi bir şekilde bu operasyona destek vermesi beklenmemektedir.

 

Bugün saat 16.00’da NATO’nun yapacağı olağanüstü toplantı son derece önemlidir. Bu toplantıda NATO’nun Libya’da işi var mı göreceğiz…