Arap Baharı’nın Libya ve Suriye’deki yansımaları ABD ve Batı’nın yaklaşımları açısından farklı bir görünüm arz etmektedir. Bu durum her iki ülke üzerinde ABD’nin farklı menfaat algılamasından kaynaklandığı söylenebilir. Özellikle Libya konusunun hallinde Avrupa’nın birlikteliğine ihtiyaç duyarken, Suriye konusunda yalnız hareket etme temayülü içinde olduğunu ifade edebiliriz. Suriye konusunda ABD, Türkiye ile işbirliği içinde bir resim ortaya koymaktadır.

 

Libya

 

Bilindiği gibi Libya petrol kaynakları açısından zengin bir ülke olarak Avrupa Birliği ülkelerinin sanayisini besleyen bir durumdadır. Halen ciddi bir ekonomik kriz ile uğraşmakta olan AB’nin birde enerji kaynaklarındaki kesinti nedeniyle mevcut ortamı daha da geren ilave bir krize tahammül edemeyeceği bir gerçektir. AB’ni etkileyen her türlü krizin direkt ABD’ni etkilemesi kaçınılmaz bir realite olduğundan ABD’nin özellikle enerji krizi konusunda hassasiyeti olduğu değerlendirilebilir. Libya’daki petrol şirketlerinin direkt Kaddafi ailesi kontrolünde olduğu ve ABD petrol şirketlerinin kontrolü ele almak için nüfus etmekte zorlandığı düşünüldüğünde NATO’nun Libya’ya müdahalesinin temel ve gerçek nedeni gözler önüne serilmiş olur. Bu nedenle, ABD ve Avrupa top yekun olarak Libya’ya müdahale ederek, bu ülkeyi istedikleri şekilde yapılandırarak, düzenli petrol akışını sağlayacak ve en önemlisi kaynakları kendilerinin kontrol edebileceği bir düzen oluşturmak üzere NATO şemsiyesini meşru olarak kullanarak askeri harekat uygulama yoluna gitmişlerdir. NATO’da etkin olan ülke ABD’dir. Dolayısıyla ABD daha evvel Fransa etkisinde olan Kuzey Afrika’ya NATO kisvesinde girmek için kolları sıvamıştır. NATO bu suretle, ortaya konulan BM yaptırımlarına ilave olarak sınırlı askeri harekatı gündeme oturtmuştur. Bu suretle, her ne kadar başka hedeflerden bahsedilse de, Kaddafi ve çevresinin azim ve iradesini kırarak teslim olmaya zorlamak temel hedef olarak ele alınmıştır. Yaptırımların uzun soluklu sonuçlarına karşılık, böyle bir askeri müdahalenin acil bir çözüme ulaştıracağı değerlendirilmiştir. Gelgelelim, hava harekatı ile koordineli planlı bir NATO kara harekatı yapılmaktan kaçınıldığı için bu girişimin başarı şansı düşük olmuştur. Nitekim Mart ayı sonunda başlayan hava harekatı kara harekatı ile tamamlanamadığından bu güne kadar somut bir başarı elde edilememiş ve harekata katılan bir kısım NATO üyesi ülkeler harekattan çekilmek için fırsat kollar hale gelmişlerdir.  NATO kara harekatı için muhaliflerden oluşturulan birliklerin eğitilerek, hava desteği ile Kaddafi’ye karşı kullanılması seçeneğine öncelik vermiştir. Bu davranışın en belirgin nedeni, ABD ve Avrupa’nın asker kaybı konusunda kamuoyuna hesap veremeyecek durumda olmasıdır. ABD Başkanı Obama önümüzdeki yıl yapılacak seçimlere yara almadan girmek için her türlü riskten uzak kalmaya çalışmaktadır. Avrupa’da ise birçok ülke Libya’daki olaylara karşı son derece kayıtsız kalmakta ve “bize ne” tavrını sürdürmektedir. Nitekim NATO desteğindeki isyancı kara birliklerinin bugünlerde Trablus’a 80 km. mesafeye kadar yaklaştığı ifade edilmektedir.

 

Batı diğer taraftan yaptırımlara ve askeri harekata paralel olarak, uluslar arası örgütleri devreye sokarak istenmeyen Libya lideri Kaddafi’yi köşeye sıkıştırmaya çalışmaktadır. Uluslar arası Ceza Mahkemesi (UCM) “insanlığa karşı suç işlediği” gerekçesi ile Kaddafi’yi, oğlu Seyfülislam’ı ve İstihbarat kurumu başkanı Abdullah el- Senusi’yi tutuklama kararı almıştır[1]. Alınan bu karar ile Kaddafi ve çevresi için artık teslim olmaktan başka bir uzlaşı kapısı kalmadığı görülmektedir. Artık Kaddafi ya teslim olacak ve UCM tarafından hakkında verilen cezaya razı olacak veya ölümüne karşı koyarak kendisini pahallıya mal etmeye çalışacaktır. İkinci seçeneği uygulayacağı kanısı kuvvetli bir kanıdır.

 

Suriye

 

Konuya Suriye cephesinden bakarsak, Suriye’de de halk ayaklanmıştır. Başlangıçta yalnız reform talepleri ile ortaya çıkan halk, devletin silahlı güç kullanarak, acımasız bir şekilde ölümlere yol açması, ayaklanmacılara karşı zor kullanarak tepki vermesi bu taleplerin Devlet Başkanı Başer Esed’in çekilmesi taleplerine dönüşmesine yol açmıştır. Suriye’deki halkın yapısı Libya’nın aksine daha karmaşıktır. Sunii ve Şii mezhep ayrılıklarının hakim olduğu sosyal yapıda birde hakları verilmeyen Kürtlerin oluşturduğu karmaşık bir oluşum görülmektedir. Bu nedenle demokrasi konusunda atılacak her adımda ayrışmaya ve getirisinde çatışmaya giden bir karakter alması konusunda ince bir çizgi olduğu değerlendirilmelidir. Bu nedenle reformlar konusunda çok dikkatli bir yol izlenmesi gerektiği bilinmektedir. Her şeye rağmen halen ayaklanmış durumda bulunan unsurların temsilcileri toplanarak, ortak bir yol haritası konusunda anlaşmaya çalışmışlardır. Bu hususta önce İstanbul’da yapılan toplantı bu hafta içinde Başer Esed’in halkla diyalog çağrısı üzerine Suriye’de yapılmıştır.

Suriye’nin jeostratejik açıdan değerlendirmesi yapıldığında; Libya’nın aksine herhangi bir enerji kaynağına sahip olmayan ülkenin stratejik değeri bölge güvenliğine doğrudan etkisinden kaynaklandığı belirlenebilir. Bu bakımdan Suriye Avrupa’nın direkt ilgi sahasına girmemektedir. Konu ile doğrudan ilgili ülke Ortadoğu’da etkinlik mücadelesi içinde bulunan ve Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmeye çalışan ABD’dir. Suriye’nin mezhepsel benzerlik nedeniyle İran ile işbirliği sonucunda Hizbullah ve Hamas’ı destekler politikası, hem Lübnan ve hem de Filistin sorununda ABD karşıtı yaklaşımla çözüme giden yolları olumsuz etkilemekte ve dengeleri sarsmaktadır. Özellikle İran’ın Ortadoğu’daki etkisini sınırlamak ve yalnız kalmasını sağlamak ABD’nin ana hedeflerinden biri olarak görülmektedir. İran Suriye olmadan güneye, yani Ortadoğu dörtgenine girmesi oldukça zor olan bir coğrafi konuma sahiptir. Suriye bütün kriz noktalarına sınırı olan bir çıkış kapısı konumu ile İran için hayati bir önemi haizdir. Bu nedenle Suriye’de İran yanlısı olan rejimin ABD yanlısı bir yönetimle değişmesi ABD için stratejik bir hedeftir. Ancak, Suriye yönetiminde Libya’da olduğu gibi acil bir çözüm öngörülmesi mevcut konjonktür içinde mümkün görülememektedir. Başta ABD olmak üzere Batı Suriye’ye karşı güç kullanma isteğinde ve iradesi içinde değildir. Zaten Rusya ve Çin BM’de alınacak kararlara tavsiyeler dışında karşı çıkacağını açıklamıştır. AB bir takım yaptırımlar uygulanmasını gündeme getirdiyse de bunlar cılız kalmıştır. ABD halen Afganistan, Irak ve nihayetinde Libya ile angaje iken, bir de Suriye sorununa müdahil olmaya istekli değildir. Başkan Obama bu konuda seçim öncesi risk almaktan uzak durmayı seçmiştir.

 

Anlaşıldığı kadarı ile buradaki yaklaşım Suriye Devlet Başkanının öncelikle kendi halkına şiddet uygulamasını durdurması ve halkın talep ettiği reformları yapması yolunda gerekli baskının ortaya konulması şeklindedir. Devlet Başkanı Esed belirtilen reformları yaparak, çok partili sisteme geçişi düzenli olarak gerçekleştirirse, bu süreç içinde halkın iradesi ile muhalif partilerin iktidarı ele geçirerek Başer Esed’i devirebilecekleri ve yeni demokratik yönetimin Esed’e geçmişin hesaplarını soracağı öngörüsünün ABD tarafından yapıldığı belirtilebilir. Bu konuda Mısır ve Tunus örnekleri son derece açık bir şekilde sahnede yerini almaktadır.

 

Görüldüğü kadarı ile Esed bu konuda değerlendirmelerini yapmış ve gerekli planlamaları yaparak geçen hafta sonu yaptığı konuşmasını planlamıştır. Yaptığı tarihi açıklamada halkla diyaloğa açık olduğunu ifade ederken diğer taraftan da kendisine karşı çıkanların cezasız kalmayacağı gözdağını vermiştir. Seçimlerin Ağustos ayında yapılacağını ve reformlara Eylül’de parlamento kanalıyla yapılacağını ifadesi aslında bu korkunun tezahürü olarak görülebilir. Bu kadar acele yapılacak seçimlere herhangi bir partinin kurularak hazırlanması ve seçime girmesi oldukça zor bir aşamadır. Bu demektir ki Esed’in karşısında güçlü siyasi partiler çıkamayacak ve parlamento Esed’in ezici çoğunluğu ile oluşturulacak ve reformlarda yine kendi bildiği yoldan parlamento kanalıyla gündeme getirilebilecektir. Bu düşünce tarzının Esed’e nasıl bir getirisi olacağı münakaşa götürebilir. Fakat, taslak resim bu şekilde çizilmiş gibidir.

 

Türkiye Libya ve Suriye İlişkileri

 

Ülkemiz Libya konusunda orada bulunan firmalarını ve vatandaşlarını korumak amacıyla temkinli bir yaklaşım sergilemiştir. Başlangıçta net bir tavır almamasına rağmen, daha sonra NATO bünyesinde aldığı görev ile isyancılar safında yer aldığını göstermiştir.

 

Türkiye Suriye ilişkilerinde gelinen noktada sınıra yığılan ve tarafımızda açılan kamplarda yer alan sığınmacılar nedeniyle bir takım gerginliklerin oluştuğu görülmektedir. Ancak Suriye Devlet Başkanı Esed’in duygusallıktan uzak olarak sağduyu ile hareket ederek, İran’ın etkisinde olmadan sağlıklı bir değerlendirme yapması onun bekası için elzem olarak görülmektedir. Diğer bir değişle, Başer Esed Türkiye’ye tavır almaktansa Türkiye’den yardım almaya çalışmalıdır. Laik demokratik yapısı ile çok partili sistemi uygulayabilen yegane İslam ülkesi olan Türkiye bütün eksikliklerine rağmen Suriye için yanı başındaki model bir ülkedir. Üstelik, müşterek tarihi ve coğrafi derinlik her iki ülkenin hasmane tutumdan ziyade birbirini anlaması açısından son derece önemli verilere sahiptir. ABD veya başka bir ülkenin enjekte etmeye çalışacağı yapılanma Türkiye eliyle oluşturulacak değişimden daha sancılı olacağı ve Suriye halkını yaralayacağı bir vakıadır. Bu nedenle her türlü gerilimin bir tarafa bırakılarak, Suriye Devlet Başkanının ileriye bakması ve Türkiye ile işbirliği içine girmesi en akla uygun yol olarak görülmektedir. Nitekim Türkiye Suriye sınırında barınanları Türkiye misafir olarak kabul ettiğini açıklayarak, bunların zamanı gelince geri döneceklerini net bir şekilde belirlemiştir. Daha da öteye giderek, seçimlerin hemen ertesinde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Suriye başta olmak üzere bir Ortadoğu gezisine çıkacağı ve sorunları tartışacağı açıklaması önemli bir adım olarak algılamalıdır.

 

Dipnotlar

 

[1] “ Kaddafi için tutuklama kararı çıktı” Zaman Gazetesi, 28 Haziran 2011.