Libya’da Muammer Kaddafi yönetimine karşı yapılan ayaklanmalar neredeyse 10 günden fazla bir zamandır devam etmektedir. Libya’da ki bu ayaklanmalar Tunus ve Mısır’da yapılan uygulamalardan farklılık göstermektedir. Kaddafi askeri darbe ile başa geçtiği 1 Eylül 1969 tarihinden beri sistemli bir faaliyetle karşısında bizim anladığımız demokratik hiçbir muhalif kurumun oluşmasına imkan tanımamıştır. Ülkede mahalli halk konseylerinin dışında sivil toplum örgütü diyebileceğimiz bir oluşum mevcut değildir. Bunların esasını ise, o bölgeye hâkim olan aşiretler teşkil etmektedir. Yapılan gösterilerin mahalli liderlerin dışında ülke sathında koordine edilerek tek bir liderlikle yürütülme imkanının olmadığı değerlendirilmektedir. Ancak, bu konuda 26 Şubat Cumartesi günü somut adımlar atılmaya başlandığı medyada yer almaktadır[1]. Kaddafi’ye karşı özellikle ülke dışından tepki gösteren diplomatlar prensip olarak Kaddafi kabinesinden istifa eden Adalet Bakanı Mustafa Abdul Jalil’i destekleyeceklerini belirtmişlerdir.

 

ABD ve AB neden müdahale etme ihtiyacı duymaktadır?

 

ABD ve Avrupalı siyasetçilerin ve hatta NATO Genel Sekreteri Rasmussen’in açıklamalarına baktığımızda Libya’da diktatör lider Kaddafi’nin kendi halkına karşı orantısız güç kullanmasının insan hakları ihlali olduğu ve batının buna seyirci kalmasının mümkün olamayacağı şeklinde ifadelerle karşılaşmaktayız. Ancak, işin derinliklerine indiğimizde asıl sıkıntılı olan konunun Kaddafi çekilmediği ve bu çatışma ortamı Libya’da sürdüğü sürece artan ham petrol varil fiyatlarının nekahat döneminde olan ABD ve AB ekonomilerine ciddi zarar vereceği korkusudur. Kadafi ülkesindeki başkaldırmayı kontrol edebilmek için artık açık bir şekilde kendisine bağlı silahlı kuvvetleri kullanarak, petrol kuyuları dahil karşı saldırı harekatına başlamıştır. Brega petrol bölgesine yapılan saldırı sonrasında petrolün varil fiyatı 2008’den beri ilk defa 100 ABD doları üstüne çıkmıştır.

 

Dünyadaki petrol üretiminin yüzde 2'sini karşılayan ve günde 1,6 milyon varil petrol üreten Libya, günlük 1,1 milyon varil petrol ihracatı yapmaktadır. Dünyada petrol üreticileri arasında 17'inci sırada bulunan ve kanıtlanmış petrol rezervleri bakımından Afrika'da ilk sırada yer alan Libya'nın, Avrupa'da petrol piyasasındaki payının yüzde 10 olduğu tahmin edilmektedir[2]. Şubat ayı sonuna doğru Libya’da artan gerginlikle birlikte, petrol şirketlerinin üretimlerini kısması üzerine bu ülkenin petrol üretiminin dörtte bir oranında düştüğü tahmin edilmektedir. Reuters’in hesaplamalarına göre, petrol şirketleri ve petrol sanayi kaynaklarının verdiği bilgiler, günlük petrol üretimi 1,6 milyonu bulan ülkede bu üretimin günlük 300-400 bin varil düştüğünü göstermektedir. Bu rakamın, İtalyan petrol ve doğalgaz şirketi Eni’nin Libya’daki petrol üretimini durdurması nedeniyle daha da yüksek olabileceği belirtilmiştir. Son verilere göre, Eni’nin 2009 yılında Libya’da petrol üretimi günlük 108 bin varili bulmaktaydı. Mart başında, Avusturya petrol ve doğalgaz şirketi OMV, Libya’daki üretimini tamamen durdurmaya doğru gittiğini açıklamıştır. OMV, geçen yıl Libya’da günlük 33 bin varil petrol üretmiştir. Alman kimya şirketi BASF’ye bağlı petrol ve doğalgaz arama şirketi Wintershall, Libya’da günlük 100 bin varil petrol üretimini durdurduğunu açıklamıştır. Bu şirketten başka İspanyol petrol şirketi Repsol, Eni ve Fransız Total üretimini durdurma, ya da yavaşlatma kararı almışlardır[3].

 

Kaddafi’nin ayak diremesiyle gittikçe karmaşık bir durum alan Libya’da ki gelişmelerin bir an evvel batının arzu ettiği bir şekilde yapılanmaya yönelik bir profil içine girmesi elzem olarak görülmektedir. Bu nedenle ABD ve Batı Kaddafi’nin gidişini kolaylaştırmak için ne yapılabileceği araştırmasına girmiştir. Bu maksatla ABD öncülüğünde bütün uluslararası enstrümanlar devreye sokulmaya çalışılmaktadır. Doğal olarak bunların başında BM gelmektedir.

 

BM’in Libya Konusundaki Girişimleri

 

ABD Libya’daki insanlık dışı davranışı bahane ederek, BM kanalıyla bir takım yaptırımların uygulanması vasıtasıyla Kaddafi’yi baskı altında tutarak, koltuğunu bırakmaya ikna etme çabası içine girmektedir. Ancak, bu konuda karşısına Çin ve Rusya engel olarak çıkmaktadır. BM Güvenlik Konseyi Daimi üyesi olan iki ülke sorunun Libya’nın kendi dinamikleri ile çözülmesi gerektiği konusunda görüş bildirmektedirler. Her ne kadar BM Uluslar arası Ceza Mahkemesi Libya halkına Kaddafi tarafından uygulanan katliama karşı gerekli incelemeyi başlatmış ve silah ambargosu uygulama, seyahat yasağı ve Kaddafi ailesinin değerlerinin dondurulması kararı almasına. Buna paralel olarak, BM Güvenlik Konseyi 26 Şubat tarihli, 1970 sayılı kararı alarak, vahşete son verilmesi çağrısında bulunmasına rağmen, bütün bu girişimler pasif tedbirler olarak görülmektedir[4]. BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un 1 Mart 2011 tarihli açıklamasında, bu gibi ülkelerde değişimin halkın kendi iradesi ile gerçekleştirilmesinin esas olduğu, fakat halkın BM’den yardım edilmesi konusunda talebi halinde seçimlerin organizasyonu konusunda teknik yardımdan, taslak anayasa hazırlanmasına kadar her türlü yardımın yapılabileceğini belirtmiştir. Genel Sekreter bu hususların BM’in insan hakları, sosyal gelişim ve daha geniş özgürlükler için, daha iyi yaşam standartlarının sağlanmasına yönelik kolektif görevleri kapsamında olduğunu ifade etmiştir[5].

Görüldüğü kadarıyla halen BM gündeminde Libya’ya karşı alınması gereken tedbirler kapsamında ambargo’nun dışında aktif bir müdahale değerlendirilmemektedir.

 

Münferit bir girişim olarak İngiltere Başbakanı David Cameron’un ortaya attığı “uçuşa yasak bölge- no flight zone” uygulaması gündeme gelmiştir[6]. ABD’nin de ilgiyle incelemekte olduğu bu seçenek Kaddafi'nin savaş uçaklarını kullanarak petrol bölgelerini ele geçirmiş olan karşıtlarını vurmasını önlemeye yönelik olduğu söylenmektedir. Arap Dışişleri Bakanları Çarşamba günü yaptıkları toplantıda, Libya üzerinde uçuşa yasak bölge tesisini desteklediklerini ifade etmişlerdir. 1990’larda Balkanlar’da uygulanan ve 1992 yılında Irak’ta Saddam rejiminin Kuzey Irak’ta Kürtlere karşı hava kuvvetlerini kullanmasını önlemek maksadıyla BM’in 688 sayılı kararı ile Irak üzerindeki hava sahasına uygulanmıştı. Ancak, o zaman ki BM Genel Sekreteri Boutros Boutros-Ghali Irak’a bu uygulamanın illegal olduğunu ifade etmiştir[7].

 

Halen İngiltere Malta’da tugay düzeyinde bir komuta yeri tesis etmiş ve askeri müdahale dahil her türlü seçeneği değerlendirmekte olduğunu ifade etmektedir. ABD ise, Kızıldeniz’den bir uçak gemisi, bir komuta gemisi ve amfibi taarruz gemisini Akdeniz’e çıkartmıştır. Libya üzerinde uçuşa yasak bölge uygulaması için, öncelikle Libya uçaksavar sistemlerinin ve gerekirse hava kuvvetlerine ait savaş uçaklarının önalıcı taarruzlarla imha edilmesi gerekmektedir. Bu suretle, gerekli kontrol için ABD ve İngiltere’nin uçakları hava sahasını kontrol için devriye gezebilir. Bu ise, Libya ile savaş içine girilmesi anlamına gelecektir.

Yapılacak bu tür bir müdahalenin halk ayaklanmalarının gerçekleştiği diğer Arap ülkelerinde ciddi bir batı karşıtı tepkiye neden olabileceği, demokratikleşme konusunda tamamen karmaşık duyguların ve batıya olan güvensizliğin ortaya çıkacağı düşünülmektedir. Bu nedenle bu son derece hassas olan konunun dikkatle gözden geçirilmesi ve zarar vermekten sarfı nazar edilmesi gerekmektedir.

 

AB Gelişmeleri Dikkatle Takip Etmektedir

 

AB, BM yaptırım kararı doğrultusunda kendisi de ayrıca yaptırım uygulanması kararı almıştır. 28 Şubat paketine göre, göstericilere karşı kullanılabilecek mühimmat ve malzeme ve silaha karşı ambargo uygulanması, Kaddafi ailesine ait değerlerin dondurulması, Kaddafi ve taraftarlarına vize verilmesinin kaldırılması aynı paralelde gündeme gelmiştir. Avrupa Birliği, Trablus’a silah ambargosu, hesapları dondurma ve seyahat yasağı uygulanmasında mutabakata varmıştı. Avrupa Dışişleri Servis Şefi Catherine Ashton, AB olarak atacakları üç önemli adımı şu şekilde sıralamıştır; Her şeyden evvel tahliyelerin gerçekleştirilmesi. İkincisi, Libya’daki şiddeti durdurmada Avrupa Birliği’nin baskı koyabilmesi için neler yapabileceği noktasında koordinasyon. Üçüncüsü, koordineli yaklaşımı sağlamak amacıyla, özellikle BM Güvenlik Konseyi’yle uluslararası işbirliği içine girilmesidir. AB bu kapsamda NATO ile de yakın ilişki içinde olup, NATO Genel Sekreteri Rasmussen ile Macaristan’da yapılacak Avrupa Birliği savunma bakanları gayrı-resmi toplantısında görüşmüşlerdir.

 

Libya’yla yakın ilişki içinde olan Kıbrıs Rum Kesimi, Malta ve İtalya, ambargoda acele edildiği kanısındadır. Fransa ve İngiltere’yse yaptırımların yanı sıra, Kaddafi rejimine karşı savaş suçları soruşturması açılmasını istemektedir.

 

Ancak, AB içinde şahin durumunda ve ABD ile birlikte hareket etme temayülü içinde bulunan İngiltere dışında, Almanya, Fransa ve İspanya silahlı müdahaleye taraftar olmadıklarını ifade etmektedirler. Bu ülkelere göre sorun Libya halkı tarafından çözülmelidir. Dışarıdan müdahalenin ters tepki yapması muhtemeldir. Nitekim halkın görüşü, Kaddafi’nin uçaklarının uçmasına mani olunmasına yardımın dışında, herhangi bir askeri müdahalenin kabul edilemeyeceği doğrultusundadır.

 

NATO Ne Yapacak?

 

Bu durumda NATO’nun müdahalesi nasıl olabilir? NATO’nun yeni stratejik konsepti çerçevesinde üç temel görev alanlarından biri olan “Müşterek Güvenliğin sağlanması” kapsamında bu müdahalenin değerlendirilebileceği söylenebilir. Buna göre, ittifakın sınırları dışındaki politik ve güvenlik konularındaki gelişmelerden etkilenmesi durumunda ilgili ülkeler ile birlikte ve diğer uluslararası teşkilatlarla ortaklaşa olarak küresel güvenliğin sağlanmasına katkıda aktif rol alabilir. Libya’da NATO üyesi ülkeler dahil muhtelif ülke vatandaşlarının güvenliklerinin tehdit altında bulunması ve ilave olarak Libya halkına karşı insan haklarını ve sivillerin yaşam haklarını tehlikeye düşüren saldırıların olması NATO’nun bu kapsamda müdahil olmasına yol açabilir. Yine konseptin 20’nci maddesi ve sonrasında[8]; “kriz yönetimi yoluyla güvenlik” bölümünde, NATO sınırları dışındaki çatışmaların ittifak ülkelerinin topraklarında ve halkının güvenliği konusunda tehdit oluşturabilir. Bu durumda askeri müdahale dâhil her türlü tedbirin başlangıçta uluslar arası kurumlarla birlikte alınması uygun mütalaa edilmektedir.

 

NATO durumdan kendisine görev çıkartmış ve görev kapsamı içine alınabileceğini değerlendirmiştir.

 

NATO, Avrupa Birliği ile Libya’daki acil durum konusunda işbirliği yapmaktadır. Macaristan’da, Avrupa Birliği Savunma Bakanları gayrı-resmi toplantısına katılan NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, bölgeye varlık konuşlandırmanın sadece Birleşmiş Milletler kararıyla olabileceğini belirtmiştir. Ancak, anlaşıldığı kadarıyla BM’in bu doğrultuda ve hatta güç kullanılmasına yönelik herhangi bir irade beyanı şu ana kadar mevcut değildir. Bu nedenle NATO’nun gerek BM ve gerekse AB ile istişarelerini sürdürerek, konuyu takip etmesinden başka yapabileceği bir şey yok gibidir. Konunun en üst düzeyde NATO Konseyi’nde değerlendirilmesi gerekmektedir. Ancak, Almanya, Fransa, İspanya ve Türkiye’nin Libya’ya herhangi bir müdahale yapılması konusunda ciddi çekinceleri vardır. Bu nedenle, NATO’nun Libya konusunda aktif bir rol oynaması şu anda mümkün görülememektedir.

 

Değerlendirme

 

Libya’da 42 senedir iktidarı elinde bulunduran Kaddafi’nin halkın iradesi doğrultusundan yönetimi yumuşak bir şekilde muhaliflere devrederek, çekilmeyeceği artık açık ve seçik bir şekilde belli olmuştur. Kaddafi yerini muhafaza için hava ve karadan kendi halkına karşı askeri birlikler kullanmak suretiyle saldırılarını arttırmaya başlamıştır. Amacı belirli bir kazançtan sonra başarabilirse bu ayaklanmaları bastırmak, eğer bu gerçekleşemez ise, muhalifleri masaya oturtarak müzakere masasında inisiyatifi ele almak olabilir. Bu suretle muhalifleri baskı altına alarak, yönetimde kalabileceğini veya belirli kazançlar elde edebileceğini düşünmektedir. Gelişmelere bakıldığı zaman, Kaddafi’nin artık hiçbir şansının kalmadığı, hem içeriden azalan desteğe paralel olarak, dış dünyada da hiçbir desteğinin kalmadığı söylenebilir. Libya’da düzenin bir an evvel sağlanarak, petrol üretimine başlanması ve petrol fiyatlarının ABD ve batı ekonomilerinin kendini toparlama safhasında zarar görmesine meydan vermeyecek bir şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle Kaddafi’nin bir an önce gitmesinin sağlanması şarttır. Bu nasıl sağlanacağı bu gün ABD dahil bütün uluslar arası kurumların araştırdığı en öncelikli konudur.

 

Anlaşıldığı kadarı ile BM güç kullanılmasına karşıdır. Ancak, Kaddafi’nin BM’in her türlü yaptırım ve uyarmasına rağmen kendi bildiğini okumasına karşı ilk müdahalenin ABD ve İngiltere’nin ve “uçuş yasak bölgesi” ilanıyla Libya hava kuvvetlerine ve uçaksavarlarına taarruz ederek cevap vermesi ihtimalinin yüksek olduğu, müteakiben halka verilecek destekle Kaddafi’nin alaşağı edileceği senaryo mümkün görülmektedir. Yeniden yapılanma aşamasında ise, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un ifade ettiği gibi adil seçimler ve demokratik düzenin kurulabilmesi için BM tarafından görevlendirilen özel bir komisyonun Libya’da gerekli yardımı yapması için inisiyatif alması gerçekleşmesi mümkün bir hal tarzı olarak görülmektedir.

 

Dipnotlar

 

[1] U.N. Security Council comes down on Gadhafi as opposition takes shape, February 26, 2011, http://articles.cnn.com/2011-02-26/world/libya.protests_1_moammar-gadhafi-moammar-gadhafi-quryna?_s=PM:WORLD

[2] Libya'dan petrol ihracatı durdu, http://www.borsagundem.com/haber/Libya-dan-petrol-ihracati-durdu/49432

[3] Libya’daki petrol üretimi ne durumda?, http://www.anlikborsa.com/libya-daki-petrol-uretimi-ne-durumda.html

[4] Security Council, SC/10187/Rev.1, 26 Feb 2011, http://www.un.org/News/Press/docs/2011/sc10187.doc.htm

[5] Secretary-GeneralSG/SM/13425GA/11051 AFR/2130, http://www.un.org/News/Press/docs//2011/sgsm13425.doc.htm

[6] UK considers Libya no-fly zone, 01 March 2011, http://www.defencemanagement.com/news_story.asp?id=15628

[7] No-fly zone, http://en.wikipedia.org/wiki/No-fly_zone

[8]“Strategic Concept For the Defence and Security of The Members of the North Atlantic Treaty

Organisation, http://www.nato.int/lisbon2010/strategic-concept-2010-eng.pdf