Libya’da gelişen olaylara baktığımızda ortaya konulan halk ayaklanmasının amacının aynı olmasına rağmen, uygulama şekli ve buna karşı gösterilen tepki bakımından Tunus ve Mısır’daki örneklerinden farklı bir yol takip ettiğine şahit olmaktayız.

 

Amaç yine aynı, 42 yıldır tek lider durunda olan Devlet Başkanı Kaddafi’nin devrilmesi ve yerine diğer Arap ülkelerinde arzu edildiği gibi demokratik ve halkın yönetimine dayanan, halka daha çok özgürlük ve refah sağlayan bir rejimin getirilmesi olarak görülmektedir.

 

Tunus ve Mısır’daki Ayaklanmaların Ortak Özellikleri

                    

Ancak halk ayaklanmasının ortaya çıkış ve gelişmesine baktığımız zaman, Tunus ve Mısır’daki ortak özellikleri burada görememekteyiz. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.

 

·Tunus ve Mısır’da halk belirli meydanlarda toplanarak, bu mekanları ayaklanmaların simgesi haline getirmiştir. Örneğin; Mısırda Tahrir Meydanı elde tutulması için mücadele verilen bir alan haline gelmiştir. Halk gece gündüz buradan ayrılmamış, gösteriler bu meydana odaklanmıştır. Bu suretle gösterilerin bölük, pörçük farklı mekanlara yansıması, gelişigüzel olduğu izlenimi ortadan kalkmıştır. Sınırları belli olan alan dışında fırsatçılara imkan tanınmamış ve yağmalama gibi olaylara meydan verilmemiştir.

 

·Bir diğer önemli husus, iktidardan indirilmek istenilen liderin karşısına bir şekilde muhaliflerin yarattığı liderler çıkmış ve halkın iradesine sahip çıkarak, bunu ifade etmişlerdir. Bu şekilde organize bir güç şekline dönüşmüşler ve tek bir yumruk gibi hareket etmişlerdir. Tunus’ta devrilen Bin Ali’nin başbakanın idareyi ele alarak, halkın taleplerine uygun hareket edeceğini ilanı, Mısır’da ise, Müslüman Kardeşlerin dahi ikilik yaratmadan halkın iradesine uyarak El Baradey’i sözcü seçmeleri bu toplumlardaki yönetim geleneğinin geçmişini ortaya koymaktadır.

 

·Üçüncü en önemli konu ise, Tunus ve Mısır gibi ülkelerde silahlı kuvvetler halka karşı müsamahalı davranarak, silahlarını kendi içinden çıktıkları topluma doğrultmamışlardır. Bu suretle halk içinde Libya benzeri bir katliam yaşanmamıştır. Halk iradesinin gücü karşısında silahlı kuvvetler durumu değerlendirerek halkı destekleme yolunu seçmiştir. Bunun sonucunda, halkın iradesi nispeten kansız bir şekilde kendini kabul ettirmiş ve yeni rejim yapılanması için organize olmaya başlamışlardır.

 

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız özelliklerin hiçbirini Libya’daki kalkışmalarda gerçekleşemediğini ifade etmenin pek yanlış bir yaklaşım olmayacağını düşünmekteyiz.

 

Libya’da Ne Olmuştur?

 

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız üç faktörün Libya’da gerçekleşmesindeki aksamalar bu ülkede değişimin kanlı bir hal almasında etken olmuştur.

 

Öncelikle belirli bir meydanın simge haline getirilememesinin nedeninin genç ve eğitimli nüfusun medyayı kullanarak organize olamaması olarak değerlendirilebilir. Bu demektir ki Libya bu şekilde bir baş kaldırmaya hazırlıklı değildi. Halk spontone olarak, yanı başında olan olaylardan etkilenerek, bu şekildeki bir davranışı denemeye koymuştur. Eğer eğitimli bir kadro bu konuda evvelce organize olmuş bir şekilde eylem ortaya koyma imkanına sahip olabilseydi, gösterilerin mekan ve karakter olarak ortaya konuş şekli en azından Mısır’dakine benzer bir biçimde olabilirdi. Halkın davranışındaki bu dağınıklık iktidara halkın iradesinin yeteri kadar yoğunlaşmadığı fikrini vermiş olabileceği düşünülebilir. Ülkenin muhtelif şehirlerinde dağınık olarak yapılan gösteriler, yağmalama ve özellikle iş yerlerine yapılan baskınlar şeklinde gelişmiş ve kontrolden çıkan bir durum arz etmiştir.

 

Diğer taraftan Kaddafi’ye karşı belirli bir muhalif liderlik sergilenememesi bir başıboşluk havası estirmiştir. Özellikle halkın aşiret yapısı içinde bir lider çıkartamaması bir zafiyet yaratmıştır. Kaddafi yandaşlarının bu hususu kendi lehlerine kullanarak, yapılan gösterilerin dış güçlerin tahriki olduğu, halkın bu konuda iradesinin olmadığı savını ileri sürmelerine yol açmıştır. Bütün bu hususlar ayaklanmaların münferit olduğu ve bastırılabileceği intibaını vererek, Kaddafi’nin davranışını önce ikaz, sonra silahlı güç kullanmak şeklinde yönlendirmiştir.

 

Burada silahlı kuvvetlerin halka karşı silah kullanmak için zorlandığını görmekteyiz. Karşı çıkanların infaz edildiği silahlı kuvvetlerde, özellikle paralı askerlerin acımasız tavrı halkı sindirmeye yetmemiştir. Bu durum silahlı kuvvetlerin pozisyonunu tam olarak belirleyemediği izlenimini getirmektedir. Aslında silahlı güç tarafsız bir tutum takınabilseydi, iki tarafın uzlaşmasının daha yumuşak bir süreçten geçebilme imkanı içinde olabileceği ifade edilebilirdi.

 

Baştaki liderin ortaya çıkan ve bütün Arap dünyasında etken olan rüzgarın artık geri dönülmez bir yola girdiğini değerlendirmeden acımasızca silahlı güç kullanma arzusu ve ortaya çıkan sonuç bu tarihi Milat içinde kanlı bir sayfa olarak yer alacaktır. Bununla beraber silahlı kuvvetler içinde halka karşı silah kullanılmasına karşı çıkanlar olduğu ve çözülmelerin başladığı müşahade edilmektedir. Kaddafi’nin halka karşı tavrı din adamları, aşiret liderleri ve uluslararasında Arap Birliği, ABD, AB ve BM gibi kurumlar tarafından da tepki ile karşılandı. Olaylar bu şekilde devam ederse muhtemelen dışarıdan bir müdahale olabilir anlamına gelen çıkışlar başlamıştır.

 

Sonuç

 

Görülen o ki, Kaddafi bu ayaklanmaları bastırsa dahi artık eskisi gibi bir yönetim sürdürmesi mümkün değildir. Kaldı ki gelişmeler Kaddafi yönetiminin artık kalıcı olamayacağını göstermektedir. Halkın artık daha fazla organize olarak, bir lider belirlemesi elzem hale gelmiştir. Bu gün yarın silahlı kuvvetlerde saf değiştirerek halkın yanına geçmesi an meselesi gibidir. Artık Kaddafi ve oğullarının diğer Arap liderlerinin yaptığı gibi yönetimden ellerini çekmeleri onların bekaları içinde vazgeçilmez bir durum olmuştur. Bu nedenle aklıselim ile düşünerek halka karşı, halk iradesine karşı çıkmaktan vazgeçmeleri gerekmektedir.

 

Libya’da olan bu gelişmelerin muhtemelen halen rüzgarın etki altına almadığı diğer Arap ülkelerin de dikkatle izlenmekte olduğu değerlendirilmektedir. Onlarda ortaya çıkacak halk taleplerine karşı iktidardakilerin uygulayacakları yöntemin belirlenmesinde Libya sonuçları oldukça etkin bir örnek teşkil edecektir. Bu nedenle uluslar arası platformun bu konuda acil olarak bir takım tedbirleri gündeme getirmesi elzemdir. Aksi takdirde, bütün devrilmek istenilen liderler silahlı güç kullanarak, kendi halkının kıyımı pahasına sandalyesini koruma çabası içine girebileceklerdir. Bu ise, başlayan demokrasi rüzgarı üzerine en az elli yıl süren kalın bir sisin çekileceği anlamına gelecektir.