Libya’ya yapılması düşünülen uluslar arası müdahalenin planlama safhasında Fransa ve İngiltere’nin inisiyatifi ile başlatılan müdahale için seçenekler değerlendirilirken NATO’nun devreye girmesi konusu gündeme geldiğinde Türkiye’nin tutumu başlangıçta “NATO’nun orada ne işi var?” yaklaşımı şeklinde olmuştur. Daha sonra gelişen durumda özellikle Fransa’nın kendi başına buyruk bir davranış sergilemesi ülkemizin konuyu yeniden değerlendirerek, radikal bir şekilde tavır değiştirmesine ve harekatın NATO gibi çok uluslu bir güvenlik teşkilatının kontrolünde yürütülmesi sürecine sıcak bakmasına yol açmıştır.

 

1973 sayılı Güvenlik Konseyi Kararına esas teşkil eden Birleşmiş Milletler Şartı VII nci bölümde alınacak askeri tedbirlerin yönetilmesinde nasıl bir yöntem öngörmektedir?

 

Birleşmiş Milletler Şartı VII Barışın Tehdidi, Bozulması ve Saldırı Eylemi Durumunda Alınacak Önlemler bölümünün ilgili maddelerinde aşağıdaki hükümler amildir;

 

“Md. 39. Güvenlik Konseyi, barışın tehdit edildiğini, bozulduğunu ya da bir saldırı eylemi olduğunu saptar ve uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için tavsiyelerde bulunur veya 41 ve 42. Maddeler uyarınca hangi önlemler alınacağını kararlaştırır.

 

Md. 41. Güvenlik Konseyi, kararlarını yürütmek için silahlı kuvvet kullanımını içermeyen ne gibi önlemler alınması gerektiğini kararlaştırabilir ve Birleşmiş Milletler üyelerini bu önlemleri uygulamaya çağırabilir. Bu önlemler, ekonomik ilişkilerin ve demiryolu, deniz, hava, posta, telgraf, radyo ve diğer iletişim ve ulaştırma araçlarının tümüyle ya da bir bölümüyle kesintiye uğratılmasını, diplomatik ili kilerin kesilmesini içerebilir.

 

Md. 42. Güvenlik Konseyi, 41. Madde'de öngörülen önlemlerin yetersiz kalacağı ya da kaldığı kanısına varırsa, uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için, hava, deniz ya da kara kuvvetleri aracılığıyla, gerekli saydığı her türlü girişimde bulunabilir. Bu girişimler gösterileri, ablukayı ve Birleşmiş Milletler üyelerinin hava, deniz ya da kara kuvvetlerince yapılacak başka operasyonları içerebilir.

Md. 46. Silahlı kuvvet kullanılması için planları, Askeri Karargah Heyeti'nin yardımı ile Güvenlik Konseyi hazırlar.

 

Md 47. Uluslararası barış ve güvenliğin korunması, Güvenlik Konseyi'nin emri altına alınan kuvvetlerin kullanılması ve yönetilmesi, silahsızlanmanın düzenlenmesi ve muhtemel bir silahsızlanmanın gerçekleştirilmesi için Konsey'e gerekli olan askeri ihtiyaçlara ilişkin her konuda Güvenlik Konseyi'ne danışmanlık yapacak ve ona yardımcı olacak bir Askeri Karargah Heyeti kurulacaktır.

 

Askeri Karargah Heyeti, Güvenlik Konseyi'nin sürekli üyelerinin Kurmay Başkanları'ndan ya da onların temsilcilerinden oluşur.

 

Askeri Karargah Heyeti , Güvenlik Konseyi’nin yetkisi altında Konsey'in emrine verilen tüm silahlı kuvvetlerin stratejik açıdan yönetilmesinden sorumludur. Bu kuvvetlerin komutasına ilişkin sorunlar daha sonra çözülecektir.

 

Md. 48. Güvenlik Konseyi'nin uluslararası barış ve güvenliğin korunması konusundaki kararlarının yürütülmesi için gerekli önlemler, Birleşmiş Milletler'in tüm üyeleri ya da bunlardan bazıları tarafından alınır.

 

Bu kararlar, Birleşmiş Milletler üyeleri tarafından doğrudan doğruya ve üyesi bulundukları uluslararası kuruluşlar içindeki eylemleriyle yürütülürler.”

 

Yukarıda belirtilen ve BM Güvenlik Konseyi’nin Libya’ya müdahale için almış olduğu 1973 sayılı karara esas teşkil eden VII’nci bölümde askeri harekatın planlanması ve uygulamasının takibi için Güvenlik Konseyi'nin Daimi Üyeleri’nin Kurmay Başkanları'ndan ya da onların temsilcilerinden oluşanbir Askeri Karargahın tesis edilmesi gerektiğini ve harekatın bunlar vasıtasıyla sevk ve idare edileceğini şart olarak koymaktadır. Ancak, burada Çin ve Rusya çekimser kalmıştır. Dolayısıyla bu konuda aktif rol oynamaktan imtina etmiş gibi görünmektedir.

 

Anlaşıldığı kadarı ile Libya’ya uygulanması düşünülen askeri tedbirlerin sevk ve idaresi için yukarıda bahsedildiği gibi bir Askeri karargah yapısı oluşturulmamıştır. Eğer böyle bir yapı tesis edilmiş olsaydı uygulanması düşünülen tedbirlerin uygulanma stratejisi ve buna bağlı direktifleri açık bir şekilde ortaya konulacak ve belirli bir emir komuta zinciri kapsamında hangi kuvvetlerin nasıl bir harekat uygulaması gerektiği koordineli bir harekat planlaması ile uygulamaya konulma imkanına sahip olabilecekti.

 

Bu şekilde bir koordinasyon ve denetim makamı tesis edilemediği gibi, özellikle Fransa anılan Şart’ın 48’nci maddesi doğrultusunda “alınan kararlar BM üyeleri tarafından doğrudan doğruya ve üyesi bulundukları uluslararası kuruluşlar içindeki eylemleriyle yürütülür” maddesine istinaden münferit olarak inisiyatifi ele almak suretiyle alelacele bombalama faaliyeti içine gireceğini açıklamış ve uygulama için gerekli hazırlıkları başlatmıştır.

 

Fransa’nın bu şekilde bir davranış göstermesinin temel dayanağı, Güvenlik Konseyi’nin almış olduğu 1973 sayılı karara esasları çerçevesindedir. Kararda, BM'ye üye ülkelere, BM Genel Sekreteri ve Arap Birliği Genel Sekreteri'ne haber vermeleri kaydıyla ve onlarla eşgüdüm halinde, uçuşa yasak bölgenin uygulanmasını sağlama amacıyla kendi başlarına ya da bölgesel kuruluşlar ve düzenlemeler çerçevesinde hareket ederek gerekli tüm önlemleri alma yetkisi verilmiştir. Fransa bu karar kapsamında kendi harekat planını yapmak ve ilgili mercilere bildirmek suretiyle askeri harekatını münferit olarak uygulamaya koymaktan geri kalmamıştır.

 

Fransa’nın kendine buyruk bu hareketinden rahatsız olan ABD başlangıçta çekimser kalmasına rağmen, harekata bifiil müdahil olarak, komutayı ele alma ihtiyacı duymuştur. Bunun nedeni Fransa’nın Kaddafi ile olan ilişkilerindeki gerginleşen gelişmeler ve Kaddafi’nin Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy hakkında hakarete varan ifadelerinin öcünü almak için gereğinden fazla ve orantısız güç kullanarak, uluslar arası inisiyatife zarar vermesini önleme çabası olabilir. Bir diğer neden de, Kuzey Afrika şeridinde asırlardır sürmekte olan Fransız egemen yapılanmanın devam etmesi konusunda Fransız çabalarını engellemek olarak değerlendirilebilir.

 

ABD Fransa’nın bu engellenemez çıkışını bastırma kaygısı ile harekatın yönetimini ele almıştır. Ancak, bu tek elden sevk ve idarenin zaten sıkıntıda olan ABD imajına zarar vereceği yönündeki düşünceler nedeniyle, komutanın uluslar arası sorumluluk üslenebilecek bir örgüte aktarılması fikri öne çıkmıştır. Bu konuda Bosna-Hersek, Kosova ve Afganistan konularında aktif rol almış ve tecrübe kazanmış NATO’nun etkin olabileceği gündeme ABD tarafından getirilmiştir.

 

NATO Stratejik Konsepti bu tür bir görevin icrasına imkan vermektedir.

 

BM Şartı bölüm VII md. 48’de belirtildiği şekilde alınan kararların üye ülkeler tarafından “üyesi bulundukları uluslararası kuruluşlar içindeki eylemleriyle yürütülürler” ifadesiyle kendini bulan ve 1973 sayılı kararda da,  “uçuşa yasak bölgenin uygulanmasını sağlama amacıyla kendi başlarınaya da bölgesel kuruluşlar ve düzenlemeler çerçevesinde hareket ederek, gerekli tüm önlemleri alma yetkisi verilmiştir” şeklinde ki düzenleme ile NATO gibi bölgesel güvenlik kurumlarının görev üslenebileceği ifade edilmektedir.

 

Diğer taraftan, NATO’nun yeni stratejik konsepti çerçevesinde NATO’nun böyle bir görevi üslenmeye müsaade edip etmediği konusunu incelediğimiz zaman şöyle bir manzara ile karşılaşmaktayız; NATO’nun yeni konsept çerçevesinde üsleneceği üç temel görevden biri; Müşterek Güvenlik (Cooperative Security) alt başlığı ile ifade edilmektedir. Buna göre ittifak üyeleri sınırları dışında politik ve güvenlikle ilgili gelişmelerden etkilenmeleri hususu ortaya çıkınca, uluslar arası güvenliği sağlamak için ilgili ülke veya uluslar arası kurumlarla işbirliği içinde aktif bir rol alabilir. Konsepte giriş paragrafında ise; NATO bu faaliyetlerde bulunurken ….özellikle, Birleşmiş Milletler ve AB ile yakın bir çalışma içinde bulunmayı taahhüt eder demektedir.

 

NATO’nun Libya meselesinde ne işi var?

 

İşte NATO yukarıda belirtilen gerekçelerden hareketle Libya’da BM ile koordineli olarak görev icra edebilir. Ancak, Libya’da olan hadiseler NATO için güvenlik boyutunda herhangi bir tehdit oluşturmakta mıdır? sorusuna gelince, bu sorunun cevabı evet olarak çıkmaktadır. Çünkü Libya mevcut petrol ihracatının büyük bir kısmını başta İtalya ve Fransa olmak üzere AB ülkelerine yapmaktadır. Bu kaynaktaki uzun süreli kesinti Avrupa ekonomisine ciddi zararlar verecektir. Ayrıca Libya’da Türkiye dahil, NATO üyesi ülkelerin ciddi yatırımları vardır ve bunlar çok ciddi zararlar içine girmiştir. Libya’daki ittifak üyelerinin vatandaşları tehdit altındadır. İlave olarak, Libya’da Kaddafi’nin kendi halkı üzerine kullandığı silahlı güç sivil halkın yaşama hakkına karşı bir cinayet olarak BM Şartı çerçevesinde tedbir alınmasına yol açmaktadır.

 

Aslında Fransa’nın NATO’nun fiilen aktif rol almasına çok sıcak bakmadığı görülmektedir. Fransa oluşturulan koalisyon tarafından tesis edilen siyasi mekanizmanın Libya konusunda gerekli kararı alması ve ülkelerin münferit olarak uygulaması şeklinde bir yaklaşım göstermiş ve daha sonra bu yaklaşımını “askeri harekat NATO kontrolünde olsun ancak, oluşturulan koalisyona ait siyasi mekanizma karar alsın ve NATO bunu uygulasın şekline çevirmiştir. Londra’da yapılacak ve Türkiye’nin de davet edildiği toplantıda bu konunun gündeme geleceği değerlendirilmektedir. Burada Fransa’nın ince hesaplar peşinde olduğunu görmek için kahin olmaya gerek olmadığı düşünülmektedir. Fransa oluşturulacak siyasi mekanizma kanalıyla;

·Türkiye gibi arzu etmediği ülkeleri devre dışı bırakabilecektir.

·Yapılan harekat ile ilgili liderlik primini üslenme ve tarihe yazdırma imkanı yaratabilecektir. Çünkü NATO’da kararlar oybirliği ile alındığından sorumluluk yayılır ve herkes eşit hakka sahip olduğu için başarı ve başarısızlık anonim olarak kalır.

· Libya üzerindeki direkt etkisi, Kuzey Afrika şeridinde gittikçe azalmakta olan Fransız etkisini güçlendirme yolunda yeni sinerji sağlayabilecektir.

·Daha sonra oluşacak Libya yönetimi üzerinde siyasi karar alıcı üye olarak etkin olma fırsatı sağlanabilecektir.

·NATO üstünde oluşacak siyasi mekanizma kanalıyla Fransa veya başka bir üye Libya’ya yapılacak askeri harekatın boyutlarının arzu edilenden farklı olması konusunda dayatmalarda bulunma olanağına sahip olabilir.

 

Türkiye’nin kaygıları nelerdir?

 

Türkiye’nin hadiselerin başlangıcındaki yaklaşımı, Libya kendi sorununu kendisi halletsin, uluslar arası bir müdahaleye gerek yoktur şeklindeydi. Daha sonra NATO’nun görev üslenmesi konusunda ise, Türkiye’de en üst yetkililerin NATO’nun Libya’da görev üslenmesi düşünülemez yaklaşımı ABD ve diğer koalisyon ülkeleri üzerinde sıkıntı yaratmıştır. Muhtemelen bu yüzden Fransa ve İngiltere’nin öncülük ettiği “uçuşa yasak bölge” uygulamasıyla alakalı BM kararının uygulanması için Paris’te yapılan toplantıya Türkiye çağrılmamış gözükmektedir. Bu toplantıya başta ABD olmak üzere, Arap ülkeleri dahil bir çok ülke katılmıştır. ABD ve İngiltere bastırsaydı Türkiye’nin çağrılmasına Fransa’nın bir itirazının olamayacağı bir realitedir. Gelişmeler üzerine ve özellikle Fransa’nın engellenemez davranışlarının kontrol altına alınması konusundaki sıkıntılar Türkiye’nin durumu yeniden değerlendirerek, NATO nezdinde çözüm aranması konusuna destek vermesi şekline dönüşmüştür. NATO çerçevesinde oluşturulacak askeri harekatın hacmi ve hedefleri konusunda çekincelerini ifade eden Türkiye takımda yerini almış ve konunun sağduyu ile çözülmesine katkıda bulunmuştur. Bu bağlamda ciddi bir deniz gücü ile denizden denetime görev üslenmeyi ve gerektiğinde de yeterli hava gücü ile uçuşa yasak bölge denetimide yer almayı taahhüt etmiştir.

 

Türkiye’nin istekleri

 

Türkiye, Libya’ya NATO kontrolünde yapılacak askeri harekat hakkında aşağıdaki çekinceleri ortaya koymuştur.

·Yapılacak harekatın hedefi Libya’nın işgaline yönelik olmamalıdır. Bu kapsamda kara harekatı icrası gündeme getirilmemelidir.

·Libya’nın bağımsızlığı, yer altı ve yer üstü kaynakları yine Libyalıların olacak şekilde bir çözüm düşünülmelidir.

·Sivilleri koruyacağız derken sivil halka daha fazla zarar verecek harekattan kaçınılmalıdır.

 

Anlaşıldığı kadarıyla Türkiye’nin talepleri dikkate alınarak, komuta’nın NATO’ya devri konusunda uzlaşma sağlanmıştır. NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen bugün, Libya'da uçuşa yasak bölge uygulamasının NATO sorumluluğunda yürütüleceğini duyurmuştur. NATO kaynakları, Libya'ya hava operasyonunun komuta merkezinin İzmir'de olacağını ifade etmişlerdir. NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, NATO büyükelçilerinin Libya toplantısının ardından yaptığı açıklamada, "Kaddafi rejiminin saldırılarına karşı sivilleri korumak için geniş uluslararası çabanın parçası olarak eyleme geçiyoruz. Bölgedeki ortaklarımızla işbirliği yapacağız ve onların katkılarını memnuniyetle karşılıyoruz" demiştir. NATO'nun bu aşamada sadece uçuşa yasak bölge icrasında bulunacağını ifade eden Rasmussen, şimdilik uluslararası koalisyon operasyonunun ve NATO operasyonunun birlikte yürütüleceğini ve ilerleyen dönemde tüm sorumluluğun NATO'ya geçebileceğini belirtmiştir. NATO, uçuşa yasak bölge uygulaması kapsamında kontrol görevi yürütecek ve direkt bir müdahale olmadığı takdirde belirlenen hedeflere herhangi bir saldırıda bulunmayacak, sadece meşru müdafaada bulunabilecektir. Sivillerin korunması gerekçesiyle yer hedeflerine ateş edemeyecektir

 

Değerlendirme

 

Görüldüğü gibi NATO’nun BM ile koordineli kendi konsepti çerçevesinde alınan 1973 sayılı kararı uygulamasındaki yöntem direkt bir saldırıdan ziyade pasif kontrol tedbirlerini içermektedir. Libya’ya silah gönderilmesini önlemek için deniz ablukasının uluslar arası sularda ittifak üyesi ülkelerin su üstü ve su altı gemileriyle yapılması buna örnektir. Diğer bir örnek ise; uçuşa yasak bölge uygulamasında kontrol görevi icra edilirken saldırı seçeneği meşru müdafaaya dönüştürülmüştür. Diğer bir ifade ile NATO kontrolündeki bir askeri harekat Libya’yı işgal hevesinde olan ülkelere bu arzularını gerçekleştirme imkanlarına oldukça büyük bir sınırlama getirmektedir. ABD’nin açık bir şekilde ifade ettiği, Kaddafi’nin yönetimden çekilmesi konusunda NATO’nun daha makul ve hesaplı planlarla çözüm üretebileceği değerlendirilmektedir. Libya konusu NATO’nun bundan sonra üsleneceği görevler içinde emsal teşkil edeceği için başarmak zorunda olduğu bir girişim olarak düşünülmektedir.