Tunus Devrimi çok kolay olmuştu. Çok fazla kan dökülmemiş ve devrik lider Zeynel Abidin Bin Ali çok fazla direnmeden ülkeyi terk etmişti. Ardından Mısır’da yaşanan ayaklanmada Mısır Lideri Hüsnü Mübarek gitmemek için çok çırpınmış ama isyanın 18. günü ordunun ültimatom vermesiyle önce yetkilerini yardımcısı Ömer Süleyman’a devretmiş ve ardından da yönetimden çekilmek zorunda kalmıştı. Kuzey Afrika’da yakılan isyan ateşi kısa sürede bütün Arap coğrafyasını sarmış ve en başından da ifade ettiğimiz gibi İran bile bu ateşten kendisini kurtaramamıştı. Bölgede şimdilik Tunus ve Mısır’da netice alan devrim girişimleri adeta bir küresel isyana dönüşmektedir.

 

Tunus, Mısır, İran, Yemen, Libya ve Ürdün gibi ülkelerde yaşanan halk ayaklanmalarının yine en başından ifade ettiğimiz gibi bir küresel sistem tarafından kurgulandığı ve dış etkenleri sebebiyle de domino etkisinin kaçınılmaz olacağı kesindi. Diğer yandan bu devrimlerin klasik standartlara uyduğu da görülmektedir. Bu devrimlerde aşırı baskıcı rejimler alaşağı edilirken, ana kıstas rejimin baskıcı ve diktatöryel yapısına karşı gelinmesidir. Ancak özellikle de Bahreyn olmak üzere Körfez ülkelerinde görülen hareketlenmeler ve ayaklanmalarda bir başka hususun ön plana çıktığı görülmektedir. Özellikle bu ülkelerde yönetimin azınlıkta olan Sünni kesimlerin elinde olması ve Şii çoğunluğun ayaklanmada aktif iştiraki bu ülkelerde bir mezhep çatışması riskini ortaya çıkarmakta ve bu ayaklanmalarda İran’ın manevra kabiliyetini yeniden hatırlamamıza sebep olmaktadır.

 

Libya Devrimi Çok Kanlı Olabilir

 

Tunus Devrimi yaşandığında domino etkisinin muhakkak yaşanacağını ve hatta çok güçlü gibi görünmesine rağmen Muammer Ebu Minyar Al-Kaddafi’nin de bundan kaçamayacağını ifade etmiştik. Ardından gösteriler Libya’ya sıçradığında ise Libya ayaklanmasının çok kanlı olacağı uyarısında bulunmuştuk…[1] Libya’da Twitter ve Facebook gibi sosyal medya ağlarından örgütlenen muhaliflerin 17 Şubat 2011 tarihini “Öfke Günü”[2] ilan etmeleri ile başlayan gösteriler oldukça kanlı bastırılmaktadır. Libya Lideri Muammer Kaddafi ile onun her birisine bağlı özel orduları olan oğlullarının göstericilere karşı “İsyan eden intihar eder” sloganı ile başlattıkları bastırma hareketi kanlı neticelenmektedir. İsyanın başladığı ilk günden ifade ettiğimiz endişelerimiz maalesef çıkmıştır. Bu ülkede ölü sayısı hakkında kimse tam bir rakam verememektedir. Ancak bizim tahminimiz 500’ün üzerinde olduğudur. İsyanın büyümesi halinde bu rakamın daha da artması mümkündür.

 

Kaddafi’nin en küçük oğlu Hami Kaddafi’ye bağlı Fransızca konuşan Lejyonerlerin ‘paralı askerlerin’ oluşturduğu elit Hami Tugayı, göstericilere yönelik baskınları ile can kaybının yükselmesine sebep olmaktadır. Personeli, eğitimi ve silah sistemleri ile ülkenin en elit güçleri arasında gösterilen Hami Tugayı’na bağlı, mavi üniforma, sarı bereli askerler, doğudaki ayaklanmaların çıktığı irili ufaklı 5 ilde muhaliflerin evlerine gece baskınları düzenlemektedir.

 

Libya’dan gelen açıklamaların Tunus ve Mısır’dan çok farklı olmadığı da görülmektedir. Muammer Kaddafi'nin oğullarından Seyf El İslam Kaddafi televizyonlardan halka yaptığı konuşmada hem ülkenin bir iç savaşın eşiğinde olduğunu ve hem de bu çatışmaların çok sınırlı olduğunu söylemiştir. Seyf El İslam Kaddafi’ye göre bu isyanlarda yabancı parmağı vardır. Bu arada Türkiye’de Libya’yı karıştırmak isteyen yabancılar arasında sayılmıştır. Hatta bazı Türk vatandaşlarının casus suçlamasıyla tutuklandığı haberleri de gelmektedir.

 

Libya’da İstikrar mı Var?

 

T.C.Trablus Büyükelçiliği 16 Şubat 2011 tarihli açıklamasında “Libya’da İstikrar Var” başlığı ile “Libya’da Yaşayan Vatandaşlarımıza Duyuru” metni yayınlamıştır. Bu metinde T.C.Trablus Büyükelçiliğimiz aynen şunları yazmıştır:

 

“Büyükelçiliğimiz ile temasa geçen bazı vatandaşlarımız, bazı Mağrib ülkeleri ve Ortadoğu’da yaşanan olaylar sonrasında Libya’daki asayiş durumu hakkında sorular yöneltmektedirler. Libya’da hâlihazırda güvenlik ve istikrar bakımından bir sıkıntı yaşanmamaktadır. Bu konuda, vatandaşlarımızın müsterih olmaları tavsiye olunur. Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliklerine ilişkin konular ve gelişmeler, Büyükelçiliğimizce yakından takip edilmektedir. Libya’da iş yapan şirketlerimizin faaliyetlerinin geleceğine yönelik endişe duymalarını gerektirecek bir durumun bulunmadığı, mevcut ortamın, Libya’da gerçekleştirilmesi düşünülen ticaret, yatırım ve müteahhitlik faaliyetlerinin hayata geçirilmesinde bir engel teşkil etmediği değerlendirilmektedir.”

 

Yukarıdaki metin çok değil, bundan sadece beş gün önce yazılmıştır. Bugün ise Libya’da yüzlerce ölü var ve Türk şirketleri baskına uğramakta, Türkler adeta canlarını zor kurtarmaktadır. Peki, beş gün önce bu olacakları tahmin etmek bu kadar zor muydu? Yoksa vatandaşlarımız arasında bir panik mi yaratılmak istenmedi? Her iki durumda da vatandaşlarımız Libya’da büyük bir riske atılmış ve güç durumda bırakılmıştır.

 

Türkiye’de “Kuzuların Sessizliği”

 

Tunus Devrimi sırasında “şaşkın”, Mısır ayaklanmasında “Demokrasi kahramanı” kesilen ve adeta Ortadoğu için bir “demokrasi manifestosu” yayınlayan Türkiye’nin Libya’da yaşananlar karşısında sessiz kalmasını nasıl yorumlamalıyız? Türkiye’nin bu sessizliği oradaki 20 bin civarındaki Türk vatandaşları ve yatırımları sebebiyle midir? Yoksa başka sebepleri de var mıdır? Bunu süreç gösterecektir. Libya ayrıca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yakın bir zamanda Kaddafi’nin elinden Demokrasi Ödülü aldığı da bir ülkedir. Sebebi ne olursa olsun Türkiye’nin Libya’da olacakları öngörememiş olması ve zamanında vatandaşlarımız için tedbir alamaması affedilir gibi değildir.

 

Libya Ekonomisine Bakış

 

1951'de Libya bağımsızlığını kazanmış ve Birleşmiş Milletler aracılığıyla bağımsızlığa kavuşan ilk ülke olmuştur. Bu süreçte İdris ülkenin kralı olmuştur. Ancak İdris’in Krallığı çok fazla sürmemiş ve Türkiye’de dinlenirken 1969'da, ordunun genç subaylarından Muammer Ebu Minyar Al-Kaddafi bir grup subayla birlikte Kral İdris'e karşı bir darbe yapmıştır. Kaddafi’nin darbesiyle Monarşi sona erdirilmiş ve Libya Arap Halk Sosyalist Büyük Cemahiriyesi kurulmuştur.[3] Libya’nın ekonomik verilerine baktığımızda aslında ülke ekonomisinin çok fazla fakir olmadığını, yaklaşık 6.5 milyon olan nüfusun petrol ve doğalgaz gelirlerinden bir şekilde faydalanabildiğini görmekteyiz. Örneğin ülkenin 2010 yılı rakamlarına baktığımızda GDP’nin 78 Milyar Dolar, büyüme hızının 5.2, Kişi Başına Düşen yıllık Gelirin 12.1 Bin Dolar, Enflasyonun 4.5 oranında, İhracatının 47.8 Milyar Dolar ve İthalatının da 25.3 Milyar dolar olduğunu görmekteyiz. Libya ile ticaret hacmimiz 2.215.000 dolar civarında gerçekleşmiştir. İhracatımız 1.734.000 dolar ve 410.000 dolar olarak gerçekleşmiştir. Türkiye Libya’da en fazla müteahitlik işi yapan ülke konumundadır. Firmalarımız 2009 ve 2010 yılları arasında Müteahhitlik ve Müşavirlik hizmeti olarak mali değeri 7,6 milyar dolar olan 124 iş üstlenmiştir.

 

Kaddafi’nin Terör Bağlantıları

 

Libya Lideri Batı için sadece bir diktatör değil, aynı zamanda terörü fiilen destekleyerek Batılı ülke vatandaşlarının ölümüne sebep olan ve bu yüzden de kişisel hesap güttükleri bir liderdir. Şimdiye kadar elindeki zengin karbonhidrat rezervlerini batılı ülkelere adeta peşkeş çeken, bu kaynaklar üzerinden pazarlıklar yapan ve her gittiği ülkenin başkentindeki en işlek noktaya çadır kurulmasına bile ses çıkarmayan Avrupalı liderler Kaddafi’nin düşmeye başladıklarını gördüklerinde ilk tekmeyi vurmak için sıraya gireceklerinden emin olabilirsiniz. Bir tek çok makul şartlarda petrol ve doğalgaz anlaşması yapıp da Kaddafi sonrasında bu ayrıcalıklarından mahrum kalacakları bu listenin dışında tutabiliriz. Kaddafi’nin özellikle diskotek ve uçak saldırıları sebebiyle Batıda hesap vereceği günün beklendiğini ifade etmeliyiz.

 

Albay Muammer Kaddafi ülkesinde uyguladığı baskı rejimi sebebiyle işkence gören ve öldürülen binlerce kendi vatandaşının yanı sıra 1986 yılında Almanya’da bir diskotekin bombalanması ve 1988 yılında da 270 kişinin öldüğü Lockerbie[4] uçak saldırısı sebebiyle suçlandığını hatırlatmak gerekir.

 

Libya’da Ne Olur?

 

Libya’da diktatörün gösterdiği tepki ve almaya çalıştığı önlemler klasiktir. Diğer önceki bütün devrimlerde benzer çabalar sarfedilmiştir. Libya daha sert önlemler almaktadır. Ancak bunun ötesinde diktatör kendi taraftarlarını da meydana sürmüştür. Libya daha ulus devlet olamamış, aşiret yapısı son derece güçlü bir ülkedir. Aşiretler arası güç dengeleri ve çıkar ilişkileri ön plana çıkmaktadır. Bu çerçevede aşiretler arasında Kaddafi ile geçmişe dayanan düşmanlıklar yaşayan aşiretler olduğu kadar Kaddafiye bağlı aşiretler de mevcuttur. Bu ise ülke için bir iç savaş ihtimalini gündeme getirmektedir.

 

Libya’da Devrim’in başarıya ulaşacağını düşünmekteyiz. Libya’da Kaddafi ve oğlullarınının sultası yıkılacaktır. Sorun bunun ne zaman yapılacağı ve ne kadar kan döküleceğidir. Şimdiye kadarki çatışmalardan isyancıların geri adım atmaya pek niyetli olmadıkları ve Kaddafi ile oğullarının da öldürmekten çekinmedikleridir. Peki, nereye kadar? Ordunun pozisyonu son derece önemlidir. Şimdilik Kaddafi ve oğulları orduya hakim gibi gözükmektedirler. Ancak ABD’nin ordunun değişik kesimleri ile irtibat halinde olmaları kuvvetle muhtemeldir. Ayrıca değişik görevdeki diplomatlar ve bürokratlar hükümetten ayrılarak isyancılara katılmaya devam etmektedir. İsyancılar bazı kentlerde denetimi ele geçirmektedir. TV binalarını ele geçirdikleri haberleri de gelmektedir. Şurası nettir ki, Kaddafi’nin devrilme süreci geciktikçe ölü sayısı hızla artacaktır. Bu durumda Kaddafi ve oğullarının artık sığınacak ülke bulmakta sıkıntı çekecekleri ve bu işi sonuna kadar götürmek isteyecekleri de anlaşılmaktadır. Peki, o zaman isyancıların Kaddafi ve oğullarını devirmeye güçleri yetmezse ve kan akmaya devam ederse uluslararası bir güç devreye girer mi? Girer ise Türkiye bu güce destek verir mi? Asıl soru burada kilitlenmektedir.

 

Dipnotlar:

 

[1] 19 Şubat 2011 tarihinde Twitter hesabımızda (http://twitter.com/sinan_ogan)

[2] http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/02/110217_libya_dayofanger.shtml

[3] http://tr.wikipedia.org/wiki/Libya#Lockerbie_facias.C4.B1

[4] Londra – New york seferini yapan Pan am 103 sefer sayılı Boeing 747 uçağının 21 Aralık 1988 tarihinde havada infilak etmesiyle oluşan facia. Kalkıştan 38 dakika sonra İskoçya'nın Lockerbie kasabasına düşen uçak içindeki 258 kişi ve kasabadaki 17 kişiyle birlikte toplam 275 kişinin ölümüne sebep olmuştur. Semtex adlı patlayıcıyı uçağa yerleştirenlerin Libya uyruklu olduğunun anlaşılmasından sonra, Libya'dan tazminat talep edilmiştir. Libya suçluları İskoçya'ya iade ederek kişi başı 10 milyon dolarla toplam 2.75 milyar dolar tazminat ödemiştir. http://tr.wikipedia.org/wiki/Libya#Lockerbie_facias.C4.B1